FANDOM


Amin alayı.jpg
Bakınız.png

Şablon:Aminbakınız - d
{{Aminbakınız}}


İstiğrak Safahat Bayrak.gif
Mehmet Akif Ersoy
hasbihal
Mehmet Akif'in en çok sevdiği şiirdir.
“Gözüm ki kane boyandı, şarâbı neyliyeyim? Şarâbı neyliyeyim?" mırası Akif'in en sosyodramatik şiiri olan Meyhane şiirini hatırlatmaktadır.
Tekrarlanması usanç değil;bilakis "zevk" veriyor. Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasime "Âmin Alayı" denirdi.
Eşref Edip den bir alıntı:Mehmet Akif Ersoy, hüzzam makamında olan bu ilahiyi hiç dilinden düşürmezdi.
Fuad Şemsiden aloıntı Akif'in vefatından 3-4 gün evvel en çok sevdiği şiiri sordum: Yine bunu okudu. Öyle bir nefesle okudu ki ...inşâdında bile iman vardı.
* AMİN - ÂMİN- ÂMÎN
* Amin - Aminîn - Âmin - Âminler - Amen

Diğer mevkuf bir hadiste de:
"Dünya halkının saflarının hizasında göktekilerin safları bulunur." Bundan dolayı yerdeki "âmin" gökteki "âmin"e rast gelirse ibadet edenin günahları affedilir.
* Âmin Alayı - Amin Alayı - Amin alayı

* Âmin Alayı - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

* Âmin Alayı/Açıklama
* Âmin Alayı/Azerice
* Âmin Alayı/İngilizce
* Âmin Alayı/Osmanlıca
* Âmin Alayı/Arapça
* Âmin Alayı/1
* Âmin Alayı/2
* Âmin Alayı/3
* Âmin Alayı/4

Amin/Hak Dini Kur'an Dili - Vahap hoca eklesin

Osmanlı'da Bir Tören: Âmin Alayı

Bed'i besmele töreni

Başyayla - Karaman'da bir Amin Alayı töreni - [1]
Sızıntı dergisi : Osmanlı'da bir tören:Amin Alayı - [2]

Amin Alayı Mehmet Akif Ersoy - Safahat04:43

Amin Alayı Mehmet Akif Ersoy - Safahat

Amin- alayı .jpg
0.jpg

Mehmet Akif Ersoy'un Amin Alayı şiiri

Amin alayı 1.jpg

Mehmet Akif Ersoy'un Amin Alayı şiiri

Amin alayı 2.jpg

Mehmet Akif Ersoy'un Amin Alayı şiiri

Populer Tarih ve Amin Âlayı açıklamasıEdit

Osmanlı İmparatorluğu’nda çocukların okula başlaması için belirlenmiş bir yaş sınırı yoktu. Çocuklar olgunlaşma durumlarına göre, dört ila altı yaş arasında okula başlarlardı.

Osmanlı’nın Tanzimat öncesi döneminde, ilköğretimi veren okullara ‘sıbyan mektebi’, ‘mahalle mektebi’ veya ‘taşmektep’ denirdi. Bu okulların çoğu, taştan yapılmış camilere bitişik inşa edilirdi ve büyük bir odadan ibaret olurlardı.

Eski eğitimci ve tarih araştırmacısı Necdet Sakaoğlu, Popüler Tarih’te yayımlanan bir söyleşide [Ağustos 2003, sayı 36], mahalle mekteplerinin, Anadolu’nun en eski eğitim kurumlarından olduğunu anlatır.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında çıkan “Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi” adlı kitabında yazarı olan Necdet Sakaoğlu, mahalle mekteplerini şöyle anlatır: “Bir hoca ile etrafında toplanmış öğrencilerden oluşan mahalle mektepleri, herhangi bir genel disipline tabi olmayan, göreneklerle yönetilen bir sisteme sahiptiler...”

Sakaoğlu’nun deyimiyle, “Bir imam, ortalama bir medrese eğitimi almış biri ya da konuya ‘meraklı’ bir insan” mahalle mekteplerinde ‘hocalık’ yapabilirdi. Bu tür hocalar, evlerinin bir odasını ‘mektep’ olarak düzenleyebiliyor; mahallenin sakinleri de kendisini tercih ederlerse, çocuklarını götürüp onun ‘mektebine’ veriyorlardı.

Çocukların bu mahalle mekteplerinde okula başlaması da, ilk örnekleri 13. Yüzyıl’a kadar uzanan belirli merasimlerle olurdu. Çocuğu okula başlayacak aile ziyafetler verir, mektebin hocasına hediyeler hazırlanırdı. Okuldaki diğer öğrencilere de şeker, simit gibi yiyecekler dağıtılırdı.

Aileler çocuklarının mektebe başlama gününü kandillere denk getirmeye çalışırlardı. Eğer kandile denk gelmezse, çocuklar pazartesi veya perşembe günleri okula başlarlardı.

Okula başlayacak çocuğu olan aile, evini baştan aşağı temizler; temizlikten sonra da ailenin kadınları, öğrenci adayı çocuklarıyla birlikte, hamama gidip yıkanırlar ve hamam eğlenceleri düzenlerlerdi...

Bütün aile, okula başlama töreninin yapılacağı gün, hava aydınlanmadan kalkardı. Yeni elbiseler giydirilen çocuk, mücevherler ya da parıltılı taşlarla süslenir; boynuna da işlemeli Kuran cüz kesesi asılırdı... Fesin giyildiği dönemde, çocuğun başındaki püskül mavi olur ve fese bir nazarlık asılırdı. Daha sonra da Eyüpsultan ve Fatih türbeleri ziyaret edilirdi.

Aile türbe ziyaretinden döndükten sonra, mektebin diğer çocukları okula başlayacak arkadaşlarını evinden alarak ilahi ve aminlerle götürmek için, eve gelirlerdi. Çocukların okula törenle başlamalarına ‘Amin Alayı’ veya ‘Bed-i Besmele’ denirdi.

Okula gidecek çocuk, evin önünde kendisini bekleyen süslenmiş ata bindikten sonra tören başlardı. İlahiciler hep bir ağızdan,

“Tövbe edelim zenbimize / Tövbe ilallah, ya Allah / Lütfunla bize merhamet eyle / Aman Allah, ya Allah” dedikten sonra, onları amincilerin “Amin, amin” sözleri takip ederdi.

Çocuk ata bindirildikten sonra, Amin Alayı yürümeye başlardı. Alayın en önünde, atlas yastık üzerinde sırmalı cüz kesesiyle elifba taşınırdı. Arkasından da başının üzerinde, çocuğun okulda oturacağı minder ve elifbayı koyacağı rahleyi taşıyan birisi giderdi. Bu iki kişiyi ata binmiş çocuk takip eder, arkasından da mektep hocası, hocanın yardımcıları, ilahiciler ve aminciler gelirdi.

Törende çocuğun akrabaları ve davetliler de bulunurdu. Çocukların anneleri ve mahallenin kadınları da okula başlayan çocuğa eşlik ederlerdi. Ayrıca töreni seyretmek isteyenler yol boyunca dizilirlerdi. Özellikle kadınlar, okula başlama törenlerini sokağa çıkmak için fırsat kabul eder, hiç kaçırmazlardı.

Amin alayı ilahiler eşliğinde okulun önüne gelince, okul hocasının yardımcılarından biri, öğrenciyi elinden tutarak okula götürürdü. Mektepten içeri giren çocuk, hocasının elini öptükten sonra kendisinden önce içeri alınmış ve hocanın karşısında bulunan minderine otururdu.

Besmele çeken hoca cüzde alfabenin ilk harfi olan ‘Elif’i göstererek harfin adını yüksek sesle söylerdi. Ardından da, “Bugünlük dersin bu kadar, unutursan kulaklarını çekerim” derdi...

Okullar çoğunlukla tek bir odadan oluştuğu için, eğitim de, bir tek hoca tarafından yürütülürdü. Bazı sıbyan mektepleri de iki katlı olurdu. Mektep hocası da, genellikle okulun yanında yer aldığı caminin imamı idi.

Eğer mahalle mektebinde, öğrenci sayısı çok ise, hocanın yardımcıları da olurdu. Öğrenciler arasında sınıf ayrımı yoktu. Hoca, seviyelerine göre öğrencilerle gruplar halinde çalışırdı. Bu arada, diğer öğrenciler de ya yazı yazar ya da istirahat ederlerdi.

Eğitim kesintisiz olarak devam ederdi. ‘Tatil’ diye bir kavram yoktu. Öğrenciler de senenin istedikleri ayında eğitime başlarlardı. Mektebe kız erkek karışık gidilirdi.

Mektepte eğitim, Osmanlı döneminde kullanılan ve Arap harflerinden oluşturulmuş alfabenin öğrenilmesiyle, yani ‘elifba’ ile başlardı. Alfabe bazen tekerlemelerle öğrenilirdi. Mahalle mekteplerinde Kuran’ın kısa sureleri, namaz sureleri ve kimi dini bilgiler öğrencilere aktarılır; ayrıca, dört işlem seviyesinde de olsa, matematik öğretilirdi.

Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, “Osmanlı Eğitim ve Bilim Müesseseleri” başlıklı araştırmasında, mahalle mekteplerinin klasik İslam medeniyetindeki ‘küttab adlı okulların devamı mahiyetinde olduklarını söyler. Tanzimat döneminde, 1839’da da, mahalle mekteplerinin reformu gündeme gelir ve öğrencilere dilbilgisi, Farsça’dan Türkçe’ye manzum sözlük eğitimi gibi konular da öğretilmeye başlanır...

Okullarda eğitim, öğlende yemek ve namaz arası haricinde, kesintisiz devam ederdi. Teneffüs yoktu. Okul mahallenin içinde yer aldığından, öğrenciler evlerine giderek öğle yemeklerini yiyip, tekrar okullarına dönerlerdi.

Mekteplerde öğretimin yanında terbiyeye de önem verilir suç işleyen veya yanlı davranışta bulunan çocuk falakaya yatırılarak cezalandırılırdı...

Mahalle mektebi, mahallenin ayrılmaz bir parçasıydı; bunu gösteren en ilginç uygulamalardan biri de, öğrencilerin ilkbaharda, mahalle halkı ile birlikte mesirelere gitmeleriydi. Mesirede kazanlar kaynatılır, etli pilavlar, bademli sütlü helvalar pişirilir, misafirlere dağıtırlardı. Bu mektep seyirlerine ‘kapama’ adı verilirdi...

Öğrenci Kuran’da belli bir yere geldiğinde, hocasının elini öptükten sonra hocanın yardımcılarından biriyle evine giderdi. Evde büyüklerinin eline öperek eğitiminin belli bir seviyeye geldiğini gösterirdi.

Öğrencinin ailesi de, durumlarına göre, hocanın yardımcısına bir hediye verirdi. Bir öğrencinin mahalle mektebini bitirmesi, onun hatim indirmesi, yani Kuran’ın tamamını okumasıyla olurdu. Eğitim iki ya da üç yıl sürerdi.

Öğrencilerin hatim indirmelerinde de bir tören yapılırdı. Öğrencinin ailesi ziyafet hazırlar, hocaya hediyeler verirdi. Mahalle mektebini bitirenler, kabiliyetli iseler, medreseye giderlerdi; yeteneği veya durumu uygun olmayan da, bir sanat öğrenirdi.

Mektebin bütün masrafları, mahalle halkı tarafından karşılanırdı. Okulda çocuğu olan aile, mektebin hocasına gücüne göre para veya kumaş, koyun, yiyecek, ayakkabı gibi şeyler verirlerdi. Ayrıca okulun ısınma ve diğer giderlerini de aileler karşılardı... Mahalle mekteplerinin bir kısmı da padişahlar, üst kademe devlet yöneticileri ve hayır sahipleri tarafından, cami, medrese, imaret ve çeşmelerden oluşan komplekslerin içinde yer alırlardı. Bir vakıf olarak örgütlenen bu komplekslerde, fakir öğrencilerin yemek, harçlık ve giysileri de temin edilirdi.

Popüler Tarih Eylül 2005

Âmin Alayı yazısıEdit

Âmin desin küçük yürekler! - Yusuf Tüfekçi - 23 Haziran 2010, 08:46


ÂMİN ALAYI

Karneler alındı bugün...

Karneler verildi...

Sağdan, soldan ya da arkadan verilmesi fark etmeyen karneler verildi.
İçinde zayıfta olsa, üstünde takdir de olsa aslında çok fark etmeyen karneler.
Sonunda bir aferin ya da en kötüsü ile bir tokat olan karneler verildi.
Şairin diliyle söylersek;

‘Bir defter kapandı karneyle bugün
Kimler sevindi kimler üzüldü
Her şey kayda geçti hesap dürüldü
Takvimde yadı yok önceki günün’

Evet karneler verildi defterler kapandı. Ta ki yeni yıla kadar.
Bir de karneler vardır bilirsiniz değil mi? Hayat okulunun karneleri.

Gözlerin yumulması ile başlayan yeni hayatın yol haritası karnelerimiz. Dönüşü olmayan yolun şifreleri olacak notlarımız vardır bu karnede. Uzun ama çok uzun bir yolculuğun çözülemez şifreleri. Sağdan ya da soldan, önden ya da arkadan verilmesinin çok anlamlı olduğu hayat karneleri. Yani hayat memat meselesi…

Bu hayat memat meselesini çok iyi kavrayan, eskide kalmış büyüklerimiz çocuklarını ilk defa okula gönderirken merasimler yaparmış. Henüz sabi diyeceğimiz çocuklarını ‘Âmin’lerle okullara uğurlarlarmış. Âmin Alaylarıyla…

Âmin alayı nedir?

Âmin alayı Osmanlı Devletinde 4-7 yaş arasındaki çocuklara “elif-ba” ve ahlak bilgilerinin öğretildiği ilk mektebe başlatılırken yapılan merasime verilen ad.


Bu merasimin bir kandil günü olmasına bilhassa dikkat edilirmiş. Bu mümkün olmazsa, pazartesi veya perşembe günleri yapılırmış. Merasime bir gün önceden evin temizliğiyle başlanırmış. Ayrıca ailenin mensupları Kapalıçarşı’ya giderek, okula başlayacak çocuğa ve mahalledeki fakirlerin çocuklarına gerekli eşyaları alırlarmış. Bundan başka aile yadigârı rahle de cilaya verilirmiş.


Âmin alayı yapılacağı gün, sabah namazından sonra çocuğa yeni elbiseleri giydirilir, hazırlık tamamlanınca ailece Eyüp Sultan’a gidilir ve burada dua edilirmiş.


Eve dönüldükten kısa bir süre sonra, okul çocukları ile ilahiciler gelirmiş. Semtte, amin alayı bir seyir vesilesiymiş. O gün sokaklarda bir bayram havası ve görülmedik bir kalabalık olur, mektebe gidecek çocuk, evinin kapısında göründüğü anda ilahiciler ilahi okumaya başlarlar ve ilahilerin uygun yerlerinde alayda hazır bulunan Âminciler de “Âmin! Amin!” diye nakarat yaparlarmış.


İlahi sona erince mahallenin hocası duaya başlar, çevrede bulunanlar büyük bir huşu içinde, çömelerek duayı sessizce dinlerlermiş. Hocanın duası sona erince, ilahiler okunmaya başlanır, amin nidaları göğe yükselirmiş.


Bu sırada mahallenin bekçisi, çocuğu hazırlanmış olan midilliye bindirir, yedeğine geçer, okulun kalfası ve müzakerecisi de atın iki tarafına geçerek alay hareket edermiş. Yolda ilahiciler okumaya devam eder, âminciler de münasip yerlerde “amin” derlermiş.


Bu topluluk sonunda okul kapısına varır; çocuk hemen içeri girmez burada zamanın padişahına dua edilir ve gülbank okunurmuş. Gülbank’ı müteakip hoca tekrar dua eder, nihayet çocuğun bir elinden okul kalfası, diğer elinden de kapıcı tutar ve doğruca hocanın yanına çıkarlarmış.

Çocuk hocanın önüne geldiğinde elini öper, karşısında diz çökermiş. Bu arada, kalfa da elif-ba cüzünü rahleye açar, daha sonra hoca Besmele-i şerif’i takiben Elif harfini gösterir ve ilk dersini verirmiş. Âmin alayları eski devirlerde kısaca böyle olur ve çocuk ilk dersi bu şekilde alırmış.

Ahmet Rasim’in ‘Falaka’ adlı eserinde Kendisi için düzenlenen ‘Âmin Alayı’nı şöyle anlatır: “Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti. Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi.

Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler…

Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük annemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık. Sabah olunca anneci­ğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum.


Arabaya binip, konağa tekrar gittik. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilahici takımı, seven, öpen, ağlayan, dua eden, nereden baksan yüz kişi vardı. Beni ata bindirdiler. İlahiler okunup, amin­ler edilerek önce evime, oradan da okula geldik.


Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübarek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elifi öğrendim.”

‘Amin Alaylarımız’ kalmadı elbet.

Ama ‘Elifba’ okutacak yerlerimiz ve mutlaka ‘Elifba ‘ okuyacak çocuklarımız var.


Karnelerin alındığı şu günlerde mutlak surette asıl karneye hazırlık yapmak gerekmez mi? Elbette yerin üstünde maişetimizi temin için en güzel karnelere ihtiyacımız olacak.


Elbette bu karnelerin en güzel şekilde olması için çalışacağız. Ama gül tomurcuklarının en güzel şekilde kokmasını sağlamakta bizim vazifemiz. Gül kokulu gülfidanlarımızı sonsuz âlemde sonsuz güller arasına dikmekte bizim vazifemiz.


Bugün karneler alındı. Kırık notlar varsa, telafisi mümkün olan karneler alındı. Şimdi telafisi olmayan, dönüşü olmayan, gerçek hayata hazırlık yapmak için Âmin Alayları kurma zamanı. Âmin alaylarında hep beraber ‘Âmin’ler söylemenin zamanı.


‘Her şey kayda geçti hesap dürüldü

Takvimde yâdı yok önceki günün’


diyor ya şair. Her anımız kayda alınıyor ve bir gün geliyor hesap dürülüyor. Takvimler işte o gün kişioğlu için anlamsızlaşıyor. Pazartesi olmuş Salı olmuş, mübarek gün Cuma olmuş, kandil olmuş hiçbir şey fark etmiyor. Artık hesap dürülmüştür.


Kayıt düğmesi ‘Pause’ konumuna alınmış ve geri sarılmaya başlanmıştır kayıtlar. İzlenecek yüce divanda ve karar verilecektir. Sonra karneler çıkarılacak ve sunulacaktır kimine sağdan kimine soldan. Karnedeki her şey işte o zaman anlam bulacaktır.


Çünkü gerçek hayat işte orda tam da o karnenin ortasında başlamaktadır. Hesap dürülmüştür. Kapılar kilitlenmiş dönüşü olmayan yola girilmiştir. İşte ‘Âmin alayları’na girilip girilmediği orda anlam kazanacaktır.


Kimse sormayacak orada karnendeki kırık notları ya da senin doktor olup olmadığını. Okulu birincilikle bitirdiğini ya da sorumluluk sınavlarına takıldığını kimse sormayacak.


Elbette ‘Âmin Alayı’na katılmamız da bize yetmeyecek.

Ama yol aramak gerekiyor cennete doğru.

Yol aramak gerekiyor Rahman’a doğru.


Öyleyse buyurun yarenler.

Çocuklarımızın karneleri için bir hediye alalım.

Âmin Alaylarında onlara da bir yer bulalım.


Yusuf Tüfekçi,

Amin alayı besteleriEdit

1. SelamEdit

Mâhest ne-mî dânem hurşîd-i ruhat yâ ne
Bu ayrılık oduna cânım nice bir yane

Sevdâ-yı ruh-ı Leylî şüd hâsıl-ı mâ haylî
Mecnun gibi vâveylî oldum deli dîvâne

Manası : Yüzün ay mıdır, güneş mi, bilmiyorum. Bu ayrılık ateşine canım (daha) ne kadar yanacak? Çok (zamandır) elimizde kalan, (sadece) Leylâ’nın yüzünün sevdâsıdır; eyvah Mecnun gibi deli divane oldum.

Ey hâlik-ı heft âsüman der mandeem feryâd res
V’ey râzık-ı pîr ü civan der mandeem feryâd res

Ey kâdir-i her ins ü can dânende-i râz ü nihan
Dârende-i kevn ü mekân der mandeem feryâd res

Ey nâm-ı tü ber kâm-ı leb hânem tü-râ her rûz u şeb
Ey kâr-sâz-ı her sebeb der mandeem feryâd res

Manası : Ey yedi göğü yaratan! Aciz kaldım, imdada yetiş. Ey yaşlının da gencin de rızkını veren! Aciz kaldım, imdada yetiş. Ey kudreti bütün insan ve cinlerin üzerinde olan; (her) sırrı ve gizli şeyi bilen; kâinâta tasarruf eden! Aciz kaldım, imdada yetiş. Ey ismini, gece gündüz zikrettiğim; ey her sebebin yaratıcısı! Aciz kaldım, imdada yetiş.

Dûş reftem der meyân-i meclis-i sultân-ı hîş
Der kef-i sâkî bi-dîdem der sürâhî cân-ı hîş

Güftemeş ey cân-ı cân-ı sâkiyan behr-i Hudâ
Pür künî peymâneî vü meş’kenî peymân-ı hîş

Manası: Dün gece sultanımın meclisine katıldım; sâkinin elindeki sürahide kendi canımı gördüm. Ona dedim ki ey sâkilerin canının canı! Allah için bir kadeh doldur da ahdini bozma.

2. SelamEdit

Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü can îmân-ı menî

Der men bi-demî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî

Manası: Sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. Bana üflersen ben dirilirim. Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.

Ey âşıkan ey âşıkan men cân ü cânan yâftem
Ey sâdıkan ey sâdıkan men nûr-i îman yâftem

Manası: Ey âşıklar, ey âşıklar! Ben canı ve cananı buldum. Ey sâdıklar, ey sâdıklar! Ben iman nurunu buldum.

mevlevi ayinlerinde 3. SelamEdit

Der dil ü can hâne kerdî âkibet
Her dü râ dîvâne kerdî âkibet

Âmedî k’âteş der in âlem zenî
Vâ ne-geştî tâ ne-gerdî âkibet

Ey zi aşkat âlemî vîran şüde
Kasd-ı in vîrâne kerdî âkibet

Ey dil-i mecnûn ez Mecnun beter
Merdi vü merdâne kerdî âkibet

Manası: Sonunda gönülde, canda yurt edindin de her ikisini de deli divâne ettin. Şu âlemi ateşlere yakmaya geldin; sonunda da dediğini yapmadan dönmedin. Ey aşkıyla dünyayı yakıp yıkan; sonunda şu yıkık yere de kasdettin. Ey deli gönül, ey deliden de beter gönül! Ersin, sonunda erlik gösterdin.

Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur
Kulu olan kişiler hüsrev ü hâkân olur

Her ki bugün Veled’e inanuben yüz süre
Yoksul ise bay olur bay ise sultân olur

http://www.mutriban.com/

Manası: 'Binlerce tebrikler! Bu nasıl bir sultandır ki hizmetçisi olanlar, padişah olur. Bugün her kim (Sultan) Veled’e inanıp (dergâhına) yüz sürerse, fakir ise bey olur, bey ise sultan olur. Mâ der dü cihan gayr-i Hüdâ yâr ne-dârîm
Cüz yâd-ı Hüdâ hîç diger kâr ne-dârîm

Müştâk-ı dil ü cân-i tü Şemsü’l-Hak-ı Tebrîz
Der âyine cüz vâye-i dîdâr ne-dârîm

Manası: Bizim iki dünyada da Hak’tan başka yârimiz, Hakk’ı zikretmekten başka işimiz yoktur. Tebrizli Hak Güneşi, senin gönlünün ve canının özlem çekenidir. (Gönül) aynasındaki yüzünden başka nasibimiz yoktur.

İmrûz semâast ü müdâmest ü sekâyî
Gerdan şüde ber cem‘ kadehhâ-yi atâyî

Fermân-i sekallâh resîdest bi-nûşîd
Ey ten heme can şev ki zi ihvân-ı safâyî

Manası: Bugün semâ var, şarap var; devamlı sunulmada. İhsan edilen kadehler mecliste döndürülmede. “Allah sulasın” buyruğu erişti, (afiyetle) için! Ey beden bütünüyle can ol; zira safâ ehli kardeşlerdensin.

Her ki zi uşşâk girîzan şeved
Bâr-i diger hâce peşîman şeved

Her ki sebû-yi tü keşed âkıbet
Der harem-i işret-i sultan şeved

Manası: Ey efendi! Âşıklardan kaçan sonunda pişman olur. Senin destini taşıyan kişi, nihayet sultan meclisine mahrem olur.

Vesvese-i ten güzeşt gulgule-i can resîd
Mûr fürû şüd be gûr hayl-i Süleyman resîd

İn felek-i âteşî çend küned ser-keşî
Nûh be keştî nişest cûşiş-i tûfan resîd

Çend muhannes tü-râ da‘vi-i merdî küned
Rüstem hançer keşîd Sâm ü Nerîman resîd

Mihnet-i Eyyûb râ fâka-i Ya‘kûb râ
Çâre-i dîger ne-bûd rahmet-i Rahman resîd

Manası: Beden, vesvesesi geçti, can gürültüsü geldi çattı; karıncalar yuvalarına girdi, Süleyman’ın ordusu geldi. Şu ateşli gök, niceye bir serkeşlik edecek? Nûh gemiye bindi, tufan coşmaya başladı. Bayağı kişi, sana karşı daha ne kadar mertlik dâvasına girişecek? Rüstem hançer çekti, Sam’la Neriman geldi. Eyyub’un mihnetine, Yâkub’un yoksulluğuna başka bir çare yoktu da merhametli Allah’ın rahmeti geldi.

Gözüm ki kane boyandı şerâbı neyleyeyim =Edit

Şair Saffet e ait bir şiirdir.

Gözüm ki kane boyandı şerâbı neyleyeyim
Ciger ki odlara yandı kebâbı neyleyeyim

Ne yâre yaradı cismim ne bana bilmem hiç
İlâhi ben bu bir avuç türâbı neyleyeyim

Gözüm kanlara boyandı, şarabı ne edeyim?
Ciğer ateşlere yandı, kebabı neyleyeyim?
Vücudum ne sevgiliye yaradı, ne bana.
Yarabbi, bu bir avuç toprağı neyleyeyim?

4. SelamEdit

Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü can îmân-ı menî

Der men bi-demî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî

Sultânımsın, sultânımsın;
cânımda, gönlümde imânımsın.

Bana üflersen ben dirilirim.
Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.



İstiğrak Safahat Bayrak.gif
Mehmet Akif Ersoy
hasbihal
Mehmet Akif'in en çok sevdiği şiirdir. Tekrarlanması usanç değil;bilakis "zevk" veriyor. Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasime "Âmin Alayı" denirdi.

Eşref Edip den bir alıntı:Mehmet Akif Ersoy, hüzzam makamında olan bu ilahiyi hiç dilinden düşürmezdi. Fuad Şemsi Akif'in vefatından 3-4 gün evvel en çok sevdiği şiiri sordum:Yine bunu okudu. Öyle bir nefesle okudu ki ...inşâdında bile iman vardı.

Safahat logo.jpg

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi

Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi
Amin alayı 1.jpg

Mehmet Akif Ersoy'un Amin Alayı Şiiri

Amin alayı 2.jpg

Mehmet Akif Ersoy'un Amin Alayı Şiiri

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on FANDOM

Random Wiki