Fandom

Yeni Wiki

Abdullah Ayan

67.038pages on
this wiki
Add New Page
Talk0 Share

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Bakınız.png

Şablon:Abdullah Ayan - d


Abdullah Ayan
Abdullah Ayan/Fazıl Türk ilişkisi Danışmanı
Abdullah Ayan/Hanefi Avcı ilişkisi Kaçakçı geçmişleri olduğunu söyler
Abdullah Ayan - Ahmet Zahteroğulları Kilis'liler

ÖzgeçmişiEdit

Abullah Ayan Mardin 23 Kasım 1951 Mardin doğumlu.

Kendinin yaptığı izlenmesi ve değerlendirilmesi gerek haberleriEdit

Kaymakamlar ne iş yapar? köşe yazısı[2] üzerine değerlendirmelerEdit

Ve geldik 2008’ e…

Türkiye yerel yönetimleri güçlendireceğine tam 20 yıl önce 1988’ de kabul ettiği Özerklik Şartı anlaşmasının ruhuna uygun değişiklikleri hayata geçireceğine en akla gelmez, kabul edilemez işi yaptı. O güne kadar, pek yasal dayanağı olmayan “Alt Birim Belediye” olarak tanımlanan ucube yapılanmaların yer aldığı yerleşimler, bir gece içinde çıkarılan yasayla ilçelere çevrildi.

Ülke 43 ilçeye kavuşurken Büyükşehir sınırları içinde kalan Mersin’in payına da nur topu gibi 4 ilçe düştü…

Yerel dinamikler tartışmadan, hizmet alacakların bu yapılanma hakkında ne düşündükleri sorulmadan yapıldı değişiklik.

“Bir şeyden anlamaz halkın” yerine en doğruyu bilen “hikmetinden sual sorulmaz” Ankara yine bizim adımıza bizim için uygun elbiseyi hazırladı ve giydiriverdi.

Bir gün önce tek Milli Eğitim, Nüfus, Emniyet, Sağlık, Çevre hatta Müftülüğü olan Mersin bir gün içinde tüm Müdürlüklerin bir de İlçe Müdürlüklerine kavuştu.

Kavuştu da herhangi bir yaraya merhem oldu mu?

Mersin o ilçe Müdürlüklerine, Kaymakamlıklara kavuşunca daha mı iyi yönetilir oldu?


Yenişehir Belediyesi, Otopark Yapması Gereken Paraları Başka İşlerde KullanmışEdit

Otopark Sorununun Her Geçen Gün Arttığı Mersin'de Belediyeler Tarafından Otopark Yapımı İçin Toplanan Paraların Bu İşlerde Kullanılmaması Dikkat Çekiyor.

Otopark sorununun her geçen gün arttığı Mersin'de belediyeler tarafından otopark yapımı için toplanan paraların bu işlerde kullanılmaması dikkat çekiyor.

Mersin'in Yenişehir Belediyesi'nin, vatandaşlardan otopark ücreti olarak tahsil ettiği paraları otopark yapmak yerine yasalara aykırı olarak kaldırım, asfalt ve çiçek dikimi işlerinde kullandığı ortaya çıktı. Belediyenin inşaat yaparken 1993 yılında çıkan yönetmenlik gereği peşin tahsil ettiği otopark paralarının ne olduğunu merak eden yazar Abdullah Ayan ilginç sonuçlara ulaştı.

Yenişehir Belediyesi, otopark paraları ile ilgili Ayan'ın sorularına verdiği cevapta, toplanan paraları otopark yapımının da değil, kaldırım, yol ve çiçek dikimlerinde kullandığını bildirildi.

Abdullah Ayan, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 1993 yılında yayınladığı yönetmelikle binaların inşaat yapılacak arsa üzerinde her konut için belli miktarda otopark alanı ayrılmasını, arsa veya bina içerisinde otopark alanı göstermeyenlerden otopark parası tahsil edilmesini hüküm altına aldığını hatırlattı.

Ayan, bu paraların büyükşehir belediyesine aktarılması gerektiğini söyledi. 2004 ile 2008 arasında 7 trilyon 64 milyar 31 bin liranın otopark bedeli adı altında Yenişehir Belediyesi tarafından toplandığını belirten Ayan, bu paraların tek kuruşunun Büyükşehir Belediyesine aktarılmadığının kendisine verilen cevapta bildirildiğini ifade etti.

Ayan, "Yenişehir Belediye Başkanı İbrahim Genç'in verdiği yazılı cevapta kendilerine Büyükşehir Belediyesi tarafından hesap numarası bildirilmediği için otopark paralarını yatırmadıklarını belirtiyor. Ancak Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkan adına Uğurhan Kilis imzalı verilen yazıda ise 20.10.2003 tarih ve 004/1016-4872 sayılı yazı ile hesap numarası bildirildiğini, 6 yıl boyunca yatırılmayan otopark paralarının yatırılması gerektiğini belirtiliyor. Bu da Yenişehir Belediyesi'nin 6 yıldır otopark paralarını büyükşehire göndermediğini ortaya koyuyor." dedi.

(CİHAN) (Cihan Haber Ajansı) 03.11.2009 16:06 [1796557]

Kendisi hakkında haberlerEdit

İletişimEdit

  • abdullahayan@gmail.com
  • mersinhaberci@gmail.com

Dış linklerEdit

Mamak'ta 12 Eylül'de ...grupların girdiği cezaevinde işkence yaşamasıEdit

12 Eylül darbesinde Mamak Askeri Cezaevi'nde işkence gören gazeteci-yazar Abdullah Ayan, "12 Eylül'ün 30. yılında hesap sormayı sağlayacak o tarihi karar gününde, bayramlıkları çıkarmadan sandığa koşup 'evet' oyu kullanacağım." dedi.

12 Mart muhtırasının rayından çıkardığı demokratik rejimin bir daha iflah olmadığını savunan Ayan, 12 Mart'ın aslında 12 Eylül darbesine giden yolun taşlarını döşediğini belirtti.

12 Eylül darbesinin en acımasızı olarak ülkenin üzerine çöktüğünü dile getiren Ayan, "Gerçekten o darbe sonunda Diyarbakır ve Mamak cezaevlerinde yapılan muameleleri ancak işgal orduları düşmanlarına reva görebilirdi. Askeri cezaevi yetkilileri, dayak ve işkence için gerekçe aramayacak kadar rahattı. Doğru dürüst Türkçe bilmez insanları bile kar üstünde koştururken birden durdurup 'İstiklal Marşı'nın 10. kıtasını söyle' diye sorguya çeker, o koşullarda Mehmet Akif' in bile anımsamakta zorlanacağı kazanılması olanaksız sınav sonunda soğuktan donmuş coplarla öldüresiye döverlerdi." dedi.

Bir gün dayanamayıp, dayak yeme pahasına insan yüzlü bir askere, "Bu insanlara nasıl bu kadar acımasız davranabiliyorsun, kimyan bozulmuyor mu?" diye sorduğunu anlatan Ayan, o askerin soruyu, "Neden rahatsız olayım, bizi bu göreve getirmeden önce bir ay eğitimden geçirdiler. Kulağımıza küpe olsun diye bir konuyu beynimize işlediler. Bu bir savaştır ve cezaevinde karşılaşacağınız insanlar o savaşın mağlupları. Savaşta düşmana nasıl davranılırsa öyle davranacaksınız." şeklinde cevapladığını ifade etti.

"MAMAK'TA GÖRÜŞ GÜNLERİ İŞKENCE HALİNE GETİRİLMİŞTİ"

Mamak'ta görüş günlerinin bir işkence haline getirildiğini dile getiren Ayan, "Görüşe götürülmeniz, görüş anı ve yeniden koğuşa dönüş işkenceden de beter. Mamak'ta hamama gitmek bile işkenceydi. Ve insanın yıkanma gibi en doğal gereksinime gitmemek için hasta numarasına yatması, bin bir bahane ile kıvırtması inanılır gibi değildi ama gerçekti. Çünkü sıcak suyu açtığınızda kaynar su geliyordu ve ılıtmanız için gereken soğuk suyu kapatıyordu askerler. Zaten kronometreye bağlanmış sürede bitmesi gereken o banyodan sabunlu halinizle ve koğuşa kadar sırtınızda patlayan coplarla dönmek zorundaydınız." şeklinde konuştu.

Hanefi Avcı'nın Haliç'teki simonlar kitabında Abdullah AyanEdit

Altın Kaçakçılığı Davası

Türkiye 'de bir zamanlar çok ciddi ses getirmiş, önce Sıkıyönetim Mahkemelerinde daha sonra Ankara 4 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılamasına devam edilmiş ve bugünün önemli simalarının adının karıştığı altın kaçakçılığı olayının takibatını ilk defa Mersin'de biz yapmıştık.

Yaptığımız tahkikata göre birtakım insanlar yurtdışına önemli miktarda mal ihraç ediyor, sanki bu malın parasıymış gibi Türkiye'ye kendi adlarına döviz cinsinden para getiriyorlardı. İhracat bedeli olarak gelen bu paralar banka hesaplarından çekilmeden çekilmiş gibi gösterilerek döviz alım bordosu imzalanıyor ve yeniden İstanbul'da başka adreslere havale ediliyordu.

Bu kişiler, sanki bedelini peşin aldıkları mallarım (özellikle de canlı hayvan) Beyrut'a ihraç ediyorlar, ihraç ettikleri hayvanların ise parası kolaylaştırıyorlar, hem de devletten vergi iadesi, kur farkı adı altında birtakım fazladan paralar alıyorlardı. Tabii İstanbul'da bu paraları getiren ve götüren insanlar da ayrı şeyler yapıyorlardı. İşte böyle bir faaliyet esnasında Mersin'de canlı sonradan geliyordu. suretle Bu hem ihracatlarını

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

hayvan ihracatı yapan bir kişi yurtdışından bu şekilde büyük miktarda para getirmiş. Hayvanlarının karşılığı diye imza atarak döviz alım İstanbul'da belli kişilerin adına havale etmiş. Şahıs daha sonra hayvanlarını Beyrut'a göndermiş, ama ayvanlarının karşılığı para gelmemiş. Bu ticarete aracılık yapan bir Türk ve etrafındaki insanlar şahsı dolandırmış gözüküyordu.

Şahıs uluslararası ticaret hukuku kurallarına göre parasını isteyemiyordu, çünkü parası daha önce peşin gelmiş gözüküyordu. Bununla birlikte parasını gerçekten almamıştı. Mallarının karşılığı olarak gelen para banka havalesiyle İstanbul'a gönderilmişti. Şahsın ihracatı karşılığı alacağı para Lübnan'dan gelmiyordu ve alacağını almış peşin edemiyordu. Dava açamazdı veya açsa da elinde herhangi bir delil yoktu. Lübnan'daki alıcılar da onun Mersin'deki arkadaşlarının yakınları idi.

Bu olayın tahkikatının yapılması için bize getirdiler. Biz bu kişiyi alıp dinledik, kişinin anlattıklarını uzunca bir süre anlamakta ve algılamakta zorluk çektik. Bu apayrı bir sahaydı ve olayı kavramakta zorlanıyorduk., İhracatla ilgili bir olaydı; kendine ait terminolojisi, özel tabirleri, özel kuralları vardı. Fakat işin içinde bir garipliğin olduğu görülüyordu. Şahsın verdiği bilgiler üzerine kamuoyunda daha sonra adı sıkça duyulan meşhur Nasrullah Ayan'm kardeşi Abdullah Ayan ve babasını, o zamanlar Güneydoğu İhracatçılar Birliği Başkam Hadi Doğanı ve başka birçok ihracatçı grubunun başkanını gözaltına aldık.

Burada şöyle bir manzara gözüküyordu: o dönemde yurtdışında yaşayan Nasrullah Ayan, Lübnanlı Muhammet Şekerci ve benzeri insanlar birlikte Türkiye'den İsviçre'ye gizli altın ticareti/kaçakçılığı yapıyor. Aynı dönemde Türkiye'de altın fiyatları düşük, yurtdışında yüksekti. Türkiye'den kaçırdıkları altınları İsviçre'de yüksek fiyattan satıyor, paralan Türkiye'ye getirip tekrar düşük fiyattan altın alarak yeniden yurtdışına çıkarıyorlardı. Ama bu paralan Türkiye'ye getirirken de yeniden kullanmak, kâr elde etmek istiyorlardı. Bu bordosu ama almış, paraya hiç do-kunmaksızm göründüğünden evrak üzerinde hakkını iddia 86 ................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

paraları Türkiye 'ye sokmak için sanki Türkiye'den ihracat yapan kişilerin ihraç ettikleri malların bedeliymiş gibi, ticari tabirle prefinansman döviz havalesi şeklinde Türkiye'ye ihracatçı kişiler adına gönderiyorlardı.

Kim ihracat yapacak, hangi firmanın veya şahsın ihtiyacı varsa o kişiler adına havale gönderiyorlardı. İsviçre'den Türkiye'ye istedikleri firma adına istenen iş karşılığı gönderilmiş gibi göstererek, havale yapabiliyorlardı.

İstanbul'daki gizli altın ihracatçıları adına hareket ettiği söylenen kişilere (o zamanlar özellikle Berber Yaşarin adı çok meşhurdu, onun adamlarına) tekrar havale ediliyordu.

Bizim gördüğümüz kadarıyla Mersin'e gelmiş gözüken para için bankaya gidiliyor, bankada para çekilmiş gibi imza atılıyor ama para asla çekilmeden ediliyordu. Bu işi yapan dört bankanın genel müdürlerinin bu durum hakkında bilgisi vardı. Sanıkların anlatımlarına ve olayın oluş biçimine göre başka türlü olmasına da zaten imkân yoktu. Bir iddiaya göre, dört bankanın Genel Müdürü o zamanki Ekonomi ve Ticaretten müsaadesiyle bu işi yapıyorlardı. Tüm bu işlemlerle ilgili belgeleri bankalardan istedik, şahıslar bu durumu inanamadığımız bu olaylar, bankalarla görüştükçe doğru çıkmaya başladı; bankalarda paralar çekilmiş gözüküyordu, ama. çekilen miktardaki para aynı kişi tarafından tekrar İstanbul'daki belli adreslere havale ediliyordu, aslında çekilme ve yatırılma yoktu, kâğıt üzerinde öyle gösteriliyordu. Bu işlemler cok büyük rakamlardan oluşuyordu, en küçüğü birkaç yüz bin dolardı. Milyon dolar civarındaki bir paranın sürekli olarak döndüğünü görüyorduk. Tabii bu olayları belli bir şekilde toparlayıp, olayın gerçek boyutunun ne olduğunu yetkililerine verilmek üzere bir rapor hazırladık. 12 Eylül'den sonra uluslararası ilişkilerde önemli sıkıntılar yaşanıyordu. Bu şekilde gelen para gerçek sahiplerine, İstanbul'daki tekrar belirli adreslere havale Sorumlu Devlet Bakanı Turgut Özal'ın zımni ifadelerinde anlattılar. Araştırmaya başladık.

Başta anladıktan sonra durum hakkında sıkıyönetim Demokratik ülkeler askeri yönetimi tanımıyor,

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

ekonomik ve siyasi ilişki geliştirmiyor, yardım yapmıyorlardı. Diğer taraftan ithalat yapabilmek için acil dövize ihtiyaç duyulmaktaydı. Turgut özal, Türkiye'ye döviz gelsin diye bu koşullar altında altın kaçakçılığına dolaylı olarak göz yummuş-

........................................................................................................... ............................................................. .......................................................

tu. Altın kaçakçıları, yurtiçinde altını ucuza alıp kaçak yollarla yurtdışına çıkarıyor, orada satıyorlar ve karşılığını döviz olarak Türkiye'ye havale ediyorlardı. Türkiye'den çıkan altının parasını, sanki Türkiye'den ihraç edilecek bir malın bedeli, prefinans-man döviz havalesi olarak çeşitli ihracatçılar adına getirtiyorlar, evrak üzerinde üzerinden yüzde on oranında komisyon alıyorlardı. Yani altıncılar paranın dönüşünü de değerlendirmiş oluyorlardı. İhracatçılar da kazançlıydı, çünkü onlar da bu paralar geldikten sonra sanki mallan peşin satmış gibi o dönemde geçerli olan bütün kambiyo işlemlerini kolaylıkla mallarını çok rahat ihraç edebiliyorlardı. Ayrıca ihracatın yapıldığı tarih ile paranın geldiği tarih arasındaki kur farkı ne kadar yükselmişse (o zamanlar hatırlanırsa enflasyon döneminde kurlar sürekli artış halindeydi} bu fark da tahsil ediliyordu. Üstelik bir taraftan altın kaçakçılığından gelen para, diğer taraftan malların gerçek karşılığı olarak yurtdışından gelen para kadar ihracat yapmış oluyorlardı. Bu işlem karşılığında devletten vergi iadesi adı altında para alıyorlardı; çoğu zaman bu rakamlar malın % 15 -20'sıni buluyordu. Ayrıca fatura üzerinde malın fiyatlarını istedikleri gibi yüksek tutuyorlardı. Böylece yüz bin TL değerindeki malı iki yüz bin TL değerinde göstererek, on beş-yirmi bin TL vergi iadesi alacakken 30-40 bin TL vergi iadesi alıyorlardı. Bu işlemlerden herkes kâr ediyor, sadece devlet zarara uğruyordu.

Canlı hayvan ihracatçılarıyla ilgili olayı soruştururken aslında başka tür mal ihraç eden, özellikle sanayi ürünleri ihraç eden firmaların/holdinglerin de benzeri işlemleri yaptıklarını tespit ettik.

gösteriyorlardı. böyle suretle Bu gösterilen paralar atlatıyor, paralarım peşin gözüktüklerinden almış

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

Yurtdışında farklı kaynaklardan (işçi dövizi gibi) buldukları dövizleri kendi ihraç ettikleri malın bedeli olarak göstermekteydiler. O Dönemde yaralanmak için ihraç ettikleri malların ticari fiyatını birkaç kat fazla gösteriyorlardı. Hatta o kadar ileri gitmislerdi ki, anlattıklarına göre sanayi rakamlarında kademeli vergi iadesi uygulamasından yararlanmak için plastik terlik gibi bazı çok ucuz malların fiyatlarını bile çok yüksek (örneğin 1 liralık malı 5 lira) fiyatlardan gösteriyorlardı.

İhtiyaç gerçekleştirdikten sonra kamyonlara yükleyerek Irak'a götürüp, orada boş bir araziye döküyorlardı. Bunun karşılığında devletten yüksek gösterdikleri ihracat bedelleri için çok ciddi miktarda vergi iadesi alıyorlardı. Yani ihraç bedeli olarak 5 lira gösterdikleri 50 kuruşluk terlik için en az 1 lira vergi iadesi alıyorlardı. Böylece bedavadan para kazanıyorlar ama ülkenin milli serveti sokağa atılıyordu. Bu teşvik uygulaması öyle ölçüsüz bir hale gelmişti ki sanayi mamulü ihracatçıları vergi iadesinden aldıkları paraların karşılığı olarak ihracat, mallarının değerini iki-üc kat fazla gösterip devletten daha büyük oranda vergi iadesi almaya başlamışlardı.

Bu konuda tahkikat yaparken ihracatın teşvik edilmesi adına iyi düşünülmeden, planlanmadan alınmış olan bazı kararların yeni yolsuzluk türlerine davetiye çıkarttığım gördük.

Devlet ihracatı teşvik etmek ve büyük ihracat şirketlerini desteklemek için koymuştu; bu sistemde söz gelimi 1 milyon dolara kadar ihracat yapan şirketlere ihracat miktarlarının % 10 oranında, 1-30 milyon dolar ihracat yapana %15 oranında, 30 milyon dolardan fazla ihracat yapana % 20 oranında, 300 milyon dolardan fazla ihracat yapana %25 oranında teşvik primi veriliyordu. Namuslu insanlar 1 milyon dolar mal ihraç edip % 10 vergi iadesi ile 100 bin dolar vergi iadesi ahyorken, aynı miktar ihracat gerçekleştirip bunu büyük bir holding üzerinden yapmış gösteren orta çaplı başka bir ihracatçı,

250 bin dolar teşvik alıyordu. Bunun 50 bin dolarını hiçbir iş geçerli olan ihracatta iadesi vergi teşviklerinden mallarında yüksek vergi ve iadesi yüksek ihracat fazlası terlikleri fiyattan ucuz alıp,ihracat işlemlerini kademeli vergi iadesi sistemini uygulamaya

89

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

yapmayan sadece üzerinden ihracat yapılmış gözüken büyük holding alıyor, geri kalan 200 bin dolar vergi iadesi de ihracat yapan şirkete kalıyordu. Bu şekilde içte ve dışta dürüst hareket edene karşı haksız rekabet ortamı doğuyordu. Bu durumu gören, usulüne uygun davranan tüccar da usulsüzlük yapmaya mecbur oluyordu, aksi takdirde fiyat rekabetinde rakibine yeniliyordu. Böylece küçük ihracatçılar tüm ihracatlarını büyük firmalar üzerinden gösterip devletten almaya hak ettiklerinden daha fazlasını kazanıyor, büyük ihracat firmaları ise hiçbir iş yapmaksızın, mal dahi satmaksızm otomatik olarak devletten para alıyorlardı.

Devletin dövize ihtiyacı vardı; askeri yönetim olduğu için dünyadan destek alamıyordu. Turgut Özal devletin döviz sıkıntısına çözüm olarak farklı politikalar uygulamaya koymuş ama bu politikalar başlamıştı.

Tüm bu süreçlerde öğrendiğim birçok şey beni derinden yaralıyordu. İhracatta teşvik amacıyla iyi hesaplanmadan alınan kararlar yüzünden, her şeyi birkaç kuruşluk menfaatleri ölçeğinde gören bazı ihracatçılar tarafından ülke mallarının dünya piyasasında değer ve pazar yitirmesine sebep olunuyordu. Ölçüsüz ve hesapsız verilen bu teşvikler ülkenin zararına dönüşüyordu.

Gözaltına aldığımız ihracatçıları zamanın hukukuna göre üç ay gözaltında tutabiliyorduk. Bu üç ay içinde onlarla samimiyeti ilerletip, bu konudaki sorunları bize anlatırlarsa yukarıya rapor edeceğimizi başlıyorlardı. Onların anlatımına göre devlet ihracatı teşvik için bankalar aracılığı ile düşük faizli ihracat kredisi veriyordu. Bu düşük faizli krediler ihracatçının durumunu avantajlı hale getirirken, kredi almasına rağmen ihracat yapamayanların kredileri üzerinde cezalı olarak normal faiz işletiliyor, ayrıca kambiyo hukukuna göre de başka cezalar alıyorlardı.

İhracatı teşvik için verilen ölçüsüz krediler iyi hesaplana-madığı için amaçlananın aksi sonuçlar doğuruyordu. Örneğin, Türkiye'nin tüm üretimi on birim olan narenciye için yirmi birimlik ihracat kısada sürede yolsuzluklara davetiye çıkarmaya söyleyince yapılan usulsüzlükleri anlatmaya

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

kredisi verilebiliyordu. Bu ise iç ve dış piyasalarda rekabeti şiddetlendiriyordu. Cezalı hadde düşmemek için on birimlik ülke içi üretimi erken almak isteyen tüccarlar önce iç piyasada fiyatları yükseltiyorlar, düsürüyorlardı.

durumunu bilen alıcı ülkeler (özellikle Rusya), her gün bir tüccarla pazarlık yapıyor ve her defasında fiyatları daha da düşünüyorlardı.

Rekabet o kadar şiddetlenmişti ki bir önceki yıla göre dış satım fiyatları yarı yarıya inerken, yurtiçi fiyatlar iki katma çıkabiliyordu.

Böylece Türk halkı bir yandan vergileriyle toplanan parasını kaybediyor, diğer yandan da kendisi içeride daha yüksek fiyatla ürün almak zorunda kalıyordu. Rus halkı ise daha düşük fiyata narenciye yiyordu. Bu olay, biraz abartılı anlatılsa da gerçeklik payı çoktu.

gösterilmeyince zıddına dönüşüyordu.

İşte biz farklı firmaların yaptığı çok sayıda ihracat yolsuzluğunu ve devletten haksız yere para alma olaylarını tespit ettik. Geniş bir yelpaze topladığımız bilgiler üzerine raporlarımızı hazırladık. Bu raporlarda, kullanılan ayrıntısına kadar yazdık. İlgili makamlara gönderdik. Bu iddiaların algılanması ve mahkemelerce kıymetlendirilebil-mesi sanıyorum altı aya yakın sürdü. Daha sonra, sıkıyönetim döneminde bunların hepsi altın kaçakçılığı davası olarak Ankara 4 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde birleştirildi, dört bankanın Genel Müdürü ve Berber Yaşar in ve hatta dolaylı olarak Turgut Özal'ın ad mm geçtiği dava uzunca bir süre devam etti, daha sonra zannediyorum çıkan af yasaları ile kapandı.

Ama böyle büyük bir yolsuzluk olayının nasıl yapıldığını ilk defa bu olayda gördüm. Yıllarca sadece terör faaliyetleriyle uğraşıyorum. Oysa bu olayla ilgilenmeye başladıktan sonra iyi niyetle çıkanlmış kararnamelerin arkasına saklanarak birilerinin büyük vurgunları gerçekleştirdiğini, nasıl imkânlarını nasıl kötü kullandığını gördüm, ilk defa bu olayların çok sonra dış Anlatılanlara piyasada göre da ülkemizdeki için malı tüccarların fiyatları bu niyetle İyi alınan kararlar, incelik ve hassasiyet hakkında bilgi toplamaya başladık.Bu konularda hileli yöntemleri yapılan ve yolsuzlukları ince en ülkeyi dolandırdığinı, nasıl devlet

................_________......................................_ .............................................___________________................................................................................ 1 .

daha önemli olduğunu, yapılan büyük yolsuzlukların ülkenin sosyal durumu açısından çok daha hayati olduğunu o zaman fark etmiştim ve bu şekilde hatalı bir biçimde çıkarılan teşvik kararnamelerinin sistemin yapmaya, yolsuzluğa ittiğine şahit olmuştum. Açıkçası, alınacak en basit kararın bile inanılmaz derecede iyi hesaplanması, bir tek kelimeden bile bütün piyasanın etkilenebileceğine dikkat edilmesi gerektiğini fark etmiştim. Devlet makul karar alamaz mıydı? Ekonominin kuralları gereği eğer alınan kararlar makul ise bu kararları birilerinin kötü kullanmaması için diğer devlet kurumları (polis, savcılar, maliye, hazine, denetim elemanları) tedbir almaları için uyarı-lamaz mıydı? Bin lira için bazı insanların hayatlarının karartıl-dığı bir yerde, birilerinin milyonları çalmasına neden müsaade edilirdi? Beş TL değerindeki bir malın çakamaması veya çalanı yakalaması için polis görevlendirilir ama milyonları çalanlar İçin hiçbir işlem yapılmaz. Kaçakçılık Kültürü Atadan Gelir MersinYieki siyasi sorgu ve operasyon biriminin amiri olduğum dönemde bana bağlı olarak çalışacak şekilde başında bir komiser yardımcısı ve dört memurdan oluşan dört ayrı sorgu ve operasyon timi kurmuştum. Her tim belli örgütleri sorgulayacaktı. Tam benim istediğim, en iyi yapacağım işti. Daha önce de sorgu operasyonuna bakıyordum ama sorgulama ve nezaret için doğru dürüst bir yer yoktu, gözaltı süresi kısaydı, örgütler sokakta aktifti. Onlarla fiili mücadele sürdürmek, devriye gezmek ve olayları önlemeye olmuyordu, ihtilal olunca sıkıyönetim ilan edildi. Başka uygun yer olmayınca, sorgulamalar için kapalı spor salonunu vermişlerdi. Kaçakçılık olayları ihtilal öncesinde yoğundu. Mersin'in uzun bir deniz kıyısının olması, çok yakın mesafede Kıbrıs'ın bulunması, Kıbrıs'a günlük ve Suriye'ye ara sıra gemi seferlerinin bulunması gibi nedenlerle Mersin bölgesinde kaçakçılık faaliyetleri yoğundu. içerisindeki insanları kolaylıkla olmaya, yanlış kötü çalışmaktan sorgu operasyona ve yeterli zamanım


................_________......................................_ ............................................___________________............................................................................... 1 .


İdeolojik örgütlerin eylemlerini takip eden askeri birimler, Tarsus'ta sahil istikametinden gelen orman içi yoldan ülkeye kaçak olarak sokulmuş 2 tır dolusu oyun kâğıdı yakalamışlardı. O günlerde oyun kâğıdı çok rağbet edilen bir kaçakçılık malzemesiydi. Tahkikatı Kahramanmaraş, komutanlığı bölgesinde kaçakçılık yapan kişileri sorgulamak üzere asker ve polislerden oluşan bir tim kurulmuştu. Bu time benden de adam istediklerinde, en iyi elemanım sayılan komiser Adem'i gönderdim. Bu tim Mersin bölgesinde yakalanan kaçak mallarla da irtibatı olan Mehmet Taner isminde Gaziantepli birini yakalamış ama şahsı konuşturamamaktaydı. Tim elemanları başlarında yüzbaşı olduğu halde gelip bu şahsın sorgulanması konusunda benden yardım istediler. Bir gün bu timin sorgu yaptığı askeri birliğin içindeki yerlerine gittim. Mehmet Taner'i sorgulamaya başladık, bir ara tamam her

nlatacağım faaliyetinden başla deyince, Mehmet Taner bu işin başlangıcı yok, benim atalarım kervancıymış, Yemen'den, Şam'dan Arabistan'dan kervan yükleyip İstanbul'a götürür, oradan da ters istikamette ne para ederse onu taşırlarmış. Zamanla sınırlar değişmiş, deve kervanlarının yerini tırlar almış ama onlar yine aynı işi yapmışlar. İçerde aranan ve pahalı olan, dışarıda ucuz ne varsa onu getirip satıyorlarmış, Anladım ki bir anda kaçakçı olunmuyordu. Aslında bu, sü- rekliliği olan her suç için geçerliydi ama kaçakçılık için daha da geçerliydi. birbirlerini tanıması zorunludur. Hileli alman bir malı veya bedeli ödenmiş ama teslim edilmemiş bir kaçak eşyayı mahkemede icra yoluyla istenemeyeceğine göre bu işin bu piyasada uzun süredir bulunan, birbirini tanıyan insanlar arasında olması gerekiyordu. İşin doğası bunu gerektiriyordu. Hele uluslararası kaçakçılık çok daha fazla karşılıklı itimat istiyordu. derinleştirmek Gaziantep maksadıyla Adıyaman ve Adana, illeri Mersin, sıkıyönetim dedi. Biz en e başından, kaçakçılık ilk anunsuz ticarette karşılıklı olarak taraflar izzat 93 ................_________......................................_ ............................................___________________.............................................................................. 1 . Bölüm: Devlet Antepli olduğum için büyük kaçakçıları ismen tanırdım ama Mehmet Taner bana hiç tanıdık gelmiyordu. Bir anın nedir, sana ne derler," diye sordum. Şahıs "Tabii efendim, yiğit lakabı ile eğiştirdim," dedi. Sorgulanan Mehmet Taner'e büyük kaçakçı deniyordu, sıkıyönetim öncesi bir defasında Gaziantep'te kendisine ait iki tır dolusu silah yakalanmıştı. Son olayda ise bir tır dolusu oyun kağıdı yakalanmıştı, yani uluslararası kaçakçılık yapıyordu. şahıs bu ismi söyleyince, sorguyu durdurdum, o anda sorguda bulunanlara işaret ettim, şahsın gözü bağlı olduğundan bizi görmüyordu, hemen dışarı çıktık ve yan odada toplandık. Onlara, "Siz kiminle konuştuğunuzu bilmiyorsunuz. Bu adam sizin, benim sorgulayacağım biri değil. Bu adam Antep bölgesinin en ünlü kaçakçısı, çok geniş bir ailenin üyesi, ailede herkes yılların büyük kaçakçıları, bu adamın ve ailesinin kaçakçılık faaliyetlerini bilen birilerini bulmalısınız. Bu adanı bizim için birkaç numara büyük, siz daha kiminle konuştuğunuzu bile bilmiyorsunuz, bu sıradan biri kişi değil," dedim. Ama daha sonra baktım ki Mehmet Taner'in yaptığı ve birçoğu, geçmiş zamanlarda gerçekleştirilmiş kaçakçılık eylemleri ile ilgili ifadesi alınmıştı. Bu ifadelere dayanılarak çeşitli araştırmalar yapıldıysa da ciddi bir sonuç elde edilemedi. Mehmet. Taner ile biraz konuştuktan sonra ayrıldım. Bu olaydan birkaç gün sonra bir sabah erkenden babam eve geldi, hiç beklediğim bir durum değildi. Köydeki işleri dolayısıyla ancak yılda bir-iki defa evime gelebilen babamın ne zaman geleceğini çok önceden bilirdim. Bu anı gelişin sebebi bir iki dakika içinde belli oldu, Mehmet Taner'in yakınları babamı bulmuşlar ve araya hatırlı kişileri koyarak ısrar etmişler, adamcağız bakmış rahat yok mecburen onlarla birlikte Mersin'e yanıma gelmiş. îlla git oğlunla konuş, soruşturma üzerinde etkin imiş, bize yardım etsin, kendisine ne istiyorsa veririz demişler, benim soruşturma ile alakam konusunda

pey şeyler anlatmışlar, benim istersem onu kurtarabileceğimi söylemişler. Aslında babam benim böyle bir şey yapmayacağımı Senin adın 3.TH. anılır, Çello bana Mehmet derler, soyadımı ben adamın bizim soruşturmasını yapıyormuş o veya o 94 ................_________......................................_ ............................................___________________............................................................................... 1 . Bölüm: Devlet bilmesine ve bunu onlara söylemesine rağmen fazla ısrar üzerine geldiğini gönderdim. Onca örgüt mensubu, ağır suçlular hakkında tahkikat yap- mıştım, hiç birinde kimse benim kim olduğumu, ailemi tespit edememişti. Ama büyük kaçakçılarda durum farklıymış, sıkıyönetim karargahında görüştürülmeyen, benim kim olduğumu bilmeyen bu kişi için bir defa sorguya katıldığımı çok az insan bilmesine rağmen kimliğim tespit edilmiş, ailem bulunmuş ve torpil olsun diye babam Mersin'e kadar getirilmişti. Parası olan, sistemi bilen, devletin içinde adamı bulunan kişiler her yere ulaşabiliyordu, devlet içinde kaçakçıların

eler yapabileceğini görmüştüm. söyledi. işle Bu ilgimin olmadığını söyleyerek onu özel bölmede bir tutulan iç ve kimseyle

Also on Fandom

Random Wiki