Wikia

Yeni Wiki

Beyazıd'dan Babası Kanuni'ye Mektup

Talk0
59.478pages on
this wiki

Beyazıd'dan Babası Kanuni'ye Mektup

Şehzade Beyazıd Babası Kanuni ye kendisini affetmesi için şiir şeklinde bir mektup yazar.Babasındanda aynı şekilde karşılık bulur.Kanuni mektubunda ne kadar affedeceğini söylesede nihayetinden Şehzade Bayezid'i boğdurarak öldürtür.Bayezid babasına mektubu şöyledir.

Ey seraser aleme sultan Süleymanum baba,
Tende canum canımın içinde cananum baba,
Bayezidina kıyar mısın benüm canum baba?
Bi-günahım, hak bilür, devletlü sultanum baba.
Enbiya-ı ser-defter, ya’ni ki Adem hakkiyçün,
Hem dahi Musa ile İsa vü Meryem hakkiyçün,
Kainatun serveri, ol ruh-i a’zam hakkiyçün,
Bi günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.
Sanki Mecnunam, bana dağlar başı oldu durak,
Ayrılub bi’l-cümle mal ü mülkden düşdüm ırak
Dökerüm gözyaşunu “Va-hasreta dadü’l-fırak”
Bi-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba
Kim sana arzeyleye halim eya Şah-ı Kerim?
Anadan, kardaşlarumdan ayrılub kaldum yetim,
Yok benüm bir zerre isyanum, sana Hakdur ‘allim,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba,
Bir nice masumum olduğun şehâ bilmez misin,
Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın?
Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın?
Bî- Günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba
Hak teala kim cihanun Şahı itmüşdür seni,
Öldürüp ben kulunu, güldürme şahım düşmeni,
Gözlerüm nuru oğllarumdan ayırma beni,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.
Tutalum, iki elüm başdan başa kanda ola,
Bu meseldür söylenür kim, “Kul günah itse n’ola
Bâyezidün suçunu bağışla, kıyma bu kula,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba


Şehzade Beyazıd'ın mezarı Sivas Yukarı Tekke Mezarlığındadır.Ruhu şad olsun.


Kanuni Sultan Süleyman'ın cevabi şiiriEdit

Ey demadem mazhar-ı tuğyan u isyanım oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul
Ben kıyar mıydım sana ey Bayazıd hanım oğul
Bigünahım dime bari tevbe kıl canım oğul::
Peygamberler veliler ve bütün ulular hakkıçün
Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu hakkıçün
Hatm-i asarı nübüvvet, fahri alem hakkıçün,
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
Adem adın etmeyen Mecnuna sahralar durak,
Büyüğe itaatten kaçanlar daima düşer ırak,
Kader değildir der isen hasretle firak,
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
İmanın ve şefkatin hedefi olduğun, bilmez misin?
Ya masum kanı dökmekten, korkmaz mısın?
Bu çaresiz kul ile hak dergahına varmaz mısın?
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
Hak, reayaya boyun eğdirmeye tayin etti beni,
İsterim mağlup edem, zib-i düşmeni,
Korkarım Allahtan, öldürürsem bigünah seni
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.
Tutalım ki iki elin baştan başa kanda ola,
Madem pişman oldun, biz de affetsek ne ola
Bayezidim, suçunu bağışlarım gelsen yola
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.




Kültür bakanlığı sitesinden ilk alıntıEdit

Duygusal yönünün ağır bastığını gözlemlediğimiz Kanûnî Sultan
Süleyman, bir o kadar da talihsiz bir baba idi. Kuvvetli bir dil ve
edebiat kültürü ile yetiştirdiği oğulları Mustafa, Bâyezid, Selim,
Cihangir aynı zamanda şiirle uğraşan şehzadelerdi. Küçük yaşlarda ölen
oğlu Şehzade Mehmet için söylediği, "Şehzadeler güzidesi Sultan
mehemmedüm" (H.950) tarih mısraı ünlüdür. Bu tarihten on yıl sonra da
oğlu Mustafa'yı idam ettirmek zorunda kalan talihsiz baba, oğulları
Bayezid ve Selim arasındaki taht kavgalarından da huzursuz olmuştu.
Bayezid bu kavgalar sonucunda İran'a sığınmış, oradan babasına yazığı
bir mektupla affını isemişti.

Bu mektubunu ve Kanûnî'nin cevabi
mektubunu, her ikisinin de şairlik gücünü aksettirmesi açısından
analım:

Bâyezid'in mektubu:Edit


Ey ser-a-ser âleme Sultan Süleymanum baba
Tende cânum cânumun içinde cânânum baba
Bâyezidinie kıyar mısun benüm cânum baba
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultânum baba
Enbiyâ ser-defteri ya'ni ki Adem hakkıçün
Hem dahi Mûsi ile İsi-i Meryem hakkıçün
Kâinâtun serveri ol Rûh-ı a'zam hakkıçün
Bi-günâham Hak bilür devletlü sultânum baba
Sanki Mecnûnam dağlar başı oldı durak
Ayrılup bi'l-cümle mâl ü mülkden düşdüm ırak
Dökerem göz yaşını vâ-hasretâ dâd el-firak
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Kim sana arz eyleye hâlüm eyâ şâh-ı kerîm
Anadan kardaşlarımdan ayrılup kaldum yetîm
Yok benüm bir zerre isyânum sana
Hakdur alîm Bi-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Bir nice masumun olduğun şehâ bilmez misün
Anların kanına girmekden hazer kılmaz mısun
Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısun
Bî-günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Hak Taâlâ kim cihanun şâhı itmişdür seni
Öldürüp ben kulunı güldürme şâhum düşmeni
Gözlerüm nurı oğullarumdan ayırma beni
Bî günâham Hak bilür devletlü sultanum baba
Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola
Bu meseldür söylenür kim kul günâh itse nola
Bâyezid'ün suçını bağışla kıyma bu kula
Bî günâham Hak bilür devletlü sultanum baba

Kanûnî'nin oğluna yazdığı cevap:Edit


Ey dem-a-dem mazhar-ı tugyân u isyânum oğul
Takmayan boynına hergiz tavk-ı fermânum oğul
Ben kıyar mıydum sana ey Bâyezid hânum oğul
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Enbiyâ vü evliyâ ervâh-ı a'zam hakkıçün
Nûh ü İbrahim ü Mûsi İbn-i Meryem hakkıçün
Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-ı lem hakkıçün
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Adem adın itmeyen Mecnûna sahralar durak
Kurb-ı tâatdan kaçanlar dâima düşer ırak
Tan degüldür dir isen vâ hasretâ dâd el-firak
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Neş'et-i Hakdur übüvvet râm olan olur kerîm
"Lâtekul üf" kavlini inkâr iden kalur yetîm
Tâata isyâna alîmdür Hudâvend-i Kerîm
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânım oğul
Rahm u şefkat zîb-i îmân olduğın bilmez misün
Yâ dem-i masûmı dökmekden hazer kılmaz mısun
Abdi âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısun
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Hak reâyâ-yı muti'e râi itmişdür beni
İsterem mağlûb idem agnama zib-i düşmeni
Hâşâlillah öldürürsem bî-güneh nâgâh seni
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola
Çünki istiğfâr idersün biz de afv itsek nola
Bâyezidüm suçını bağışlaram gelsen yola
Bî-günâham dime bâri tevbe kıl cânum oğul
Kanûnî, bu mektubunda içi sızlayan bir baba şefkatiyle Bayezid'i
affetmek istemiş, ancak bilinen sonu engelleyememişti.
Muhibbî divanı yazmaları arasında dolaşırken, tespit ettiğimiz
Topkapı nüshasının sonundaki padişahın kendi el yazısı ile olan
beytler, onun şaiirlik gücünü ortaya koyması açısından dikkat çekici
niteliktedir:
Diler idüm ki idem derdüme dermân seni ben
Eyledün derd ile dermânın ü hayrân beni sen
Diler idüm ki idem vasluma mihmân seni ben
Eyledün yâd ile hemdem-i hicran beni sen
Diler idüm ki kokam çün gül ü reyhân seni ben
Eyledün bülbül-i hazân gibi nâlân beni sen
Diler idüm idem cânuma cânân seni ben
Eyledün mihnet ile bî-dil ü bî-cân beni sen
Diler idüm ki idem ferah-ı cân seni ben
Eyledün gussa ile mûnis-i efgân beni sen
Mahbûb taş bağırlu olup şiddet eylese
Cevrin çeken Muhibb'e demirden yürek gerek
Ey dil tayanmaya ol sanemün katı bağrına
Gerçi ki şâh sarayına mermer direk gerek
Sabrum libâsını yine sad-pâre eyledün
Yeter gamunla bağrumı pür-yâre eyledün
Ben çâre bulmak isterdüm hasta gönlüme
Derdümle sen beni dahi dîvâne eyledün
Yine divanından aldığımız aşağıdaki beyitlerde onun duygu ve
düşüncelerinin klaik edebiyatın muayyen kalıpları içerisinde nasıl
şekillendiğini görüyoruz. Bunlar arasında sevgili için söylediği
dizelerde ortaya koyuduğu değişik mazmunlar, atasözleri ve deyimlerin
doyurucu güzelliği, dilde gösterdiği özen ve dikkat, ses ve söz uyumu,
büyük şairlere ne ölçüde yaklaştığının işaretleri olmuştur. İşte
birkaç örnek:
Gün yüzinde halk halka zülfini görüp didüm
Kuvveti artar gelür yattukda günde mâra şevk
Şâm oldı çünki zülfün rûz olalı cemâlün
Yiter cihâna bunlar leyl ü nehâra yer yok
Kaşı mihrâbına geçmiş ne aceb çeşm-i nigâr
Kankı mezhebde bu var mestle imâmet gördüm
Gözlerüm yaşın görüp redd itme kûyundan beni
Bulımaz Bağdad revnak akmasa öninde Şatt
Müjem ferrâş olup her dem süpürse kûy-ı dildârı
Suvarmaga su isteyü gelür çeşmüm sakâsından
Lebleri nâzik ruhı dilkeş kad ü bâlâ latîf
Her ne vakt kıldum nazar didüm ki ser-tâ-pâ latîf
Dâne saçdun dâm kurdun yine bu dil murgına
Zülf didün birine adın birin hâl eyledün
Sevgiliyi anarken rakıbi görmezlikten gelmek hiç olur mu:
Kimi Nasrani kimi didi Yehûdi kim Mecûs
Ben rakîbün bilmedüm âlemde nedür milletin
Büyük şair için şiirin önemi büyüktür. İnsanlara yaklaşmanın,
gönüllerini fethetmenin yolunu şiirde bulan Muhibbi, hemen her vesile
ile şiir söylemiş, âdetâ şiirsiz geçen bir günü yaşanmamış sayan
ruhundan kopup gelen bir ilhamla sürekli yazmıştır:
Muhibbi halvet-i dilde hemân eglencedür ancak
Öginüp şi'r ile kimse dimesün kim kelâmum var
Şi'r-i pür-sûzun Muhibbi çünki bir eglencedür
Hâli olma bir nefes âlemde sen eş'ârdan
Şiir söylemenin şartlarından biri de saf gönüllü ve edepli olmaktır.
Yoksa şiirin bir değeri olmaz:
Gönlüni pâk eyle evvel sonra kıl şi're şürû
Dürri hâsıl eylemez nâ-pâk olıcak bir sadef
Nola rengin ise sözün selef şi'rine dahl itme
Dimişler âlem içinde bulunmaz hiç edebden yeg
Diğer divan şairleri gibi o da şiiriyle övünmekten kendini alamaz.
Büyüleyici bir şiir gücüne sahip olduğunu, bu fende usta olduğunu ve
şiiri adım adım geliştirdiğini söylemeye başlar:
Cihânı nazm-ı pür-sûzum musahhar eyledi düpdüz
Kemâl ehli görüp şi'rüm didi sihr-i halâl olur
Fikr-i bikrinden Muhibbi harc ider söz gevherin
Zîrâ kadirdür gazel tarzında ol mâhir geçer
Şi'rün Muhibbi irse kemâle aceb midür
İletdüm bu fenni elerüye ben ayak ayak
Buraya kadar geçen şiirlerde ve divanda rastladığımız pek çok şiirde
Kanûnî'nin dil konusundaki titizliğini, kelime seçimindeki dikkatini,
halk sözlerine verdiği önemi açıkça görmekteyiz. Öyle şiirler, öyle
beytler vardır ki bugün de söylenseler farklı bir şekilde karşımıza
çıkmazlar hissini vermektedir. Bunun yanında klasik kalıplar içinde
Arapça, Farsça kelimelerin yer aldığı şiirleri onun devrine göre sade
ve yalın diline zarar vermez. Bu sade ve yalın söyleyişler onun her an
çok rahat bir şekilde şiir söyleyebildiğini, âdetâ hiç düşünmeden
konuşur gibi, sohbet eder gibi bir edayla söylenmiş hissini
uyandırmaktadır. 3000 civarında şiir yazabilmenin sırrı da burada
yatıyor olsa gerektir:
Ne oldum mescide tâlib ne deyr ü sohbete râgıb
Ne zâhid bildi ne râhip benüm özge melâlüm var
Benüm servüm benüm cânum niçün dün gice gelmedün
Güzeller şâhı sultanum niçün dün gice gelmedün
Gele ey hublarun şâhı severem seni vallahi
Seversen sen de Allahı niçün dün gice gelmedün
İçürdün âlemün zehrin akıtdun gözlerüm nehrin
Harâb itdün gönül şehrin niçün dün gice gelmedün
Ruhlarun çok müptelâsı ey güzel sordum sana
Dimedün hey kocılası gül midür bülbül midür
Günde bir kez görmesem hâlüm nolur dirken benüm
Bir yıl oldı görmez oldum anı andum ağladum
İtdüm hatâyı gün yüzine gül didüm
Korkum budur ki işide yirün kulağı var
Eyülerden eylük ögren sen de gayra eylük it
Bu meseldür kararur üzüme benzer çün üzüms
Evel refîk sonra tarîk bu meseldür
Yol korkuludur eyle dil aşk ile ihtilât
Atalardan bu meseldür çün göze olmaz yasağ
Âfitâb-ı hüsnüne niçün senün bakılmasun
Kellesin kaldurmaga yirden adûnun her zaman
Komaz elden nîzeler hâzır tutar her birimüz
Cânâ Muhibbi kıymeti çünki bilinmedi
Bir gün ola ki biline giçdükde rûzgâr
Ben helâk oldum gamundan sen esen ol ey sanem
Şâh sağ olsun hezârân bende kim ölse ne gam
İder feryâd bülbüller açılmış her taraf güller
Açılur her yana müller ele girmez zamandur bu
Bahâr eyyâmı gül devri geçürme ömrüni zâyi
Bu dünyâ çün degül bâki kime kaldı kime kala
Çekdün dilâ derd ü elem gördün cefâ vü derd ü gam
Ol meh didi sabr it gelem sen intizarısan kimün
İtleri karşu gelür kûyına varsam çağrışur
Kande idün nice gündür gel seni yârân diler
Mescide varmış iken vardum yine meyhâneye
Âşıkı ayb itme sûfi çünki gavgadan kaçar
Saç sakal ağardı ey dil dahi uslanmaz mısun
Hâb-ı gafletden uyan hiç olasın sanmaz mısun
Ey Muhibbi yüzine bakmağa yokdur tâkat
Tağıdup aklumı kendüm yitürdüm gibi gelür
Zaman zaman cihan padişanının o büyük saltanat içerisinde hemen hemen
boş bir anının bulunmadığı bir ortamda kendisini kimsesiz, tek başına
kalmış hissettiğine şahit oluruz:
Kimsenem yok gam şebinde üstüme ağlar benüm
Yirce gökce minnetüm var dîde-i hûn-bâruma
Yine hemen her şairde gördüğümüz devirden şikâyet, kıymetinin
bilinmediğinden yakınmak onda da karşımıza çıkar:
Cânâ Muhibbi kıymeti çünki bilinmedi
Bir gün ola ki biline giçdükde rûzgâr
Kim bezm-i gam içinde bir nefes hiç gülmedük
Ey muhimmi âlem içre mihnet oldı yirimüz
Mahabbet ehli devrandan neler çekdügini bir bir
Murâdun var ise bilmek bu dehr-i pîre-zenden sor
Dünya fânidir, bu kısacık ömür için gönül vermeye değmez, konan göçer
göçen yaşadığını anlamaz bile:
Dilâ mağrûr olup virme gönül bu dâr-ı dünyâya
Hakîkatle nazar kılsan hemân bir iki sâatdür
Ribât-ı köhnedür âlem konanlar tiz göçer andan
Velî bilmez anun ahvâlini konan göçenden yeg
Bi-vefâ dünyâya her kim ki aldanur âdem degül
Eylesen içe nazar ıyş-ı cihân bir dem degül
Aşktan, aşıktan, sevgiliden nasibini alamayan sofular da şairin hedef
tahtası olurlar. Yer yer onlara çatan Muhibbi, zaman zaman da onlarla
alay eder:
Zâhidâ men eyleme mahbûb u meyden dönmezüz
Çün mey-i nâb ile olmışdur bizüm tahmîrimüz
Ezelden bana sunuldı şarâb-ı aşkı nûş itmek
Virildi sana da zâhid yiyisin hab ile afyon
İkülükden zâhidâ kurtulmadun birdür taraf
Çare bulunmaz ebed dünyâya şaşı gelmişe
3000 civarında şiire imzasını atan padişah yıllar boyu etkisini
günümüze kadar taşıdığı gibi; eşsiz beyitlerini ortaya koyarken divan
şiirinin bilinen ustalarının etkilerini de şiirine yansıtmış, onlardan
aldığı ilhamla bu büyük divanını oluşturmuştur. Kanûnîyi etkileyen
şairler arasında hemen hiç yanından eksik etmek istemediği şairler
sultanı Bâki ile klasik şiirin büyük ustası Fuzûli başta gelmektedir.
Ahmet Paşa, Necâti, Hayâli gibi usta şairlerin izlerini de Muhibbi'de
görmek mümkündür. http://www.kultur.gov.tr/portal/turizm_tr.asp?belgeno=41390

Around Wikia's network

Random Wiki