Wikia

Yeni Wiki

Bize selam veren birine “aleynâ ve aleykum selam” demek, yani “aleynâ” kelimesini eklemek caiz midir?

Talk0
56.947pages on
this wiki

Selam Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma.

[[Soru: İslam'dan önce selamlaşma nasıldı? İslam'dan sonra ne oldu? Bildiğimiz kadarıyla Müslümanlar "selamün aleyküm" diye selamlaşıyorlar. Bunda kesin bir nass var mı? Her toplumun kendine has selamlaşma şekilleri vardır. İlla onları bırakın bu şekilde selamlaşın diye bir şart var mı? Selam hangi dilde veya toplumda olursa olsun selam sözcükleri ile veya tavırları ile karşısındakine iyi dileklerini bildirmekten başka bir şey değildir. Bizim toplumumuzda "günaydın" sözcüğünün Müslümanlar arasında tepki ile karşılanmasındaki sebep "selamün aleyküm"e karşı dayatma olduğundan mıdır?]]

Cevap:

Kur’ân-ı Kerim’de selâm cümlesi “Selâmün aleyküm” şekliyle altı âyette geçmektedir. Fakat aşağıdaki ayette olduğu gibi sadece selâm demek de caizdir.

“Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde getirdiler ve: «Selam» dediler. O da: «(Size de) selam» dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hud, 11/69)

“Hz. Peygamber, Allah’a yemin ederek başladığı bir hadiste “İman etmedikçe cennete gire­mezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyurduktan sonra ya­nındakilere, ancak selâmlaşarak aralarında sevgi bağı kurabileceklerini bildirmiştir {Müslim, iman, 93; İbn Mâce, Edeb, 11).

Selâmın bu önemi sebebiyledir ki Kur’ân-ı Kerîm’de “Kendi evlerinizden başka evlere izin al­madıkça ve halkına selâm vermedikçe girmeyin” (Nûr 24/27) buyurulmuştur. Başka bir âyette ise selâma daha güzeliyle veya aynıyla karşılık verilmesi emredilmiş­tir (Nisâ 4/86). Ayrıca Kur’ân’da hidâyete erenlere (Tâhâ 20/47), Allah’ın seçkin kulları­na (Neml 27/59), bütün peygamberlere (Sâffât 37/81) ayrıca isimleri anılarak bazı pey­gamberlere (Sâffât 37/79, 109, 120, 130) selâm veren âyetler vardır. Yine Kur’ân’da cen­netteki insanların birbirine ve meleklerin müminlere selâm verecekleri bildirilmiştir. (A’râf 7/46; Ra’d 13/23; Nahl 16/32; Zümer 39/73)” (Mustafa Çağrıcı, A. Saim Kılavuz, İ. Kafi Dönmez, “Selam”, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, İlmi Müşavir: İbrahim Kafi Dönmez, İfav Yay. İstanbul, 1997, c: 4, s: 101)

Selamla ilgili birkaç hadis şöyledir:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ Âdem aleyhisselamı yaratınca ona:

- Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem aleyhisselâm meleklere:

- es-Selâmü aleyküm, dedi. Melekler:

- es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetullâh”ı ilâve ettiler.” (Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân 1; Müslim, Cennet 28)

İmrân İbni Husayn radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve:

- es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

- “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da:

- es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Hz.Peygamber:

- “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:

- es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Hz.Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz:

- “Otuz sevap kazandı” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2 )

Yukarıdaki ayet ve hadisler ışığında İslam’da selamlaşma böyle olur. Bu bir adabtır, terbiyedir. Fakat herkesi buna zorlamak da söz konusu değildir.

Size “günaydın” diyene siz de aynı sözcükle karşılık verebilirsiniz. Günaydın demek “bir temenni” den ibarettir. Selamlaşmadan sonra bu tür iyi dileklerde bulunmakta hiçbir sakınca olmaz. Ama bu tür kelimeleri bir “ibadet” olan “selam” sözcüklerinin alternatifi olarak düşünmek ve kullanmak yanlıştır.


Soru: Gayrimüslimler veya yurtdışında olup Türkçe bilen yabancılar zaman zaman bize "selamun aleyküm" diye selam vermektedirler. Bunlardan selam alınır mı? Nasıl dememiz gerekir?

Cevap: Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kitap ehli olanlar size selâm verdiklerinde, onlara: Ve aleyküm, deyiniz.” (Buhârî, İsti’zân 22, Mürteddîn 4; Müslim, Selâm 6-9)

Müslim’in rivayetlerinden birinde bildirildiğine göre, sahâbe-i kirâm Peygamber Efendimiz’e:

- Kitap ehli olanlar bize selâm veriyorlar, onların selâmını nasıl alalım? diye sormuşlar, Peygamberimiz de:

“- Ve aleyküm deyin” buyurmuştur.

Bu konudaki pek çok rivayetin mahiyeti birbirinin aynıdır. Ehl-i kitap olan yahudi ve hıristiyanlar müslümanlara selâm verdiklerinde, selâmlarının alınacağında âlimler görüş birliği içindedir. Onların selâmına mukabelenin sadece “ve aleyküm” veya “aleyküm” şeklinde olması gerektiğinde de hemfikirdirler. Yaygın olan rivayet “ve aleyküm” şeklinde olandır.

KAYNAK: M. Yaşar Kandemir, İ. Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyazu’s-Salihin Tercümesi ve Şerhi, 2. cilt, 869. hadis.


Soru: Bize selam veren birine “aleynâ ve aleykum selam” demek, yani “aleynâ” kelimesini eklemek caiz midir? Son zamanlarda bu şekilde selam almak oldukça yaygınlaştı. Bu yüzden doğrusunu öğrenmek istiyorum.

Cevap: Selam alırken “aleynâ” sözünün eklenmesine gerek yoktur. Peygamberimizden ve ashab-ı kiram’dan böyle bir nakil gelmemiştir. Aşağıdaki linkte görüleceği üzere selamlaşma şekli, bizzat Allah Teâlâ’nın gözetiminde ve melekler aracılığıyla Âdem aleyhisselama öğretilmiştir. Dolayısıyla herhangi bir delil olmadan bu gibi tasarruflarda bulunulması doğru değildir.


Allah'ın (C.C.) rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı dua. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzerinde olan yerde yürüyene; yüksekteki aşağıdakine "Selâmün aleyküm" der. Selâmı alan "Ve Aleykümüsselâm ve Rahmetullâhi ve Berekâtühu" diyerek cevap verir. Evvelâ selâm veren daha çok sevap kazanır. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. İki cemaat birbiri ile karşılaşırsa; onlardan birisinin selâm vermesi sünnet-i kifaye, selâm alacak taraftan birisinin selâm alması farz-ı kifayedir.

SELÂM

Bir işten kurtulmak, ayıp, âfet, noksanlık, acizlik, hastalık vb. şeylerden beri olmak anlamındaki "s-l-m" kökünden türeyen selâm, Allah'ın sıfatı olarak, insanlara ârız olan ayıp, kusur, eksiklik, âfet, hastalık, acizlik, ölüm vb. şeylerden berî olan; yaratıklarını âfet ve belalardan kurtaran, zulmetmeyen, güven arayanları güvene erdiren demektir.

Allah'ın sıfatı olarak Kur'ân'da sadece, "O... selâmdır, mümindir, müheymindir..." (Haşr, 59/23) âyetinde geçmiştir.

"Onunla (kitapla) rızasının peşinden gidenleri selâm yollarına iletir..." (Mâide, 5/16), "Onlar (müminler) için Rableri katında selam yurdu vardır, yaptıkları işlerden dolayı O, onların dostudur." (En'âm, 6/127), "Allah selâm yurduna çağırır..." (Yûnus, 10/25) âyetlerindeki "selâm" kelimesinin de Allah'ın ismi olduğunu söyleyenler olmuştur.

Namazların sonunda okuduğumuz şu hadis, Allah'ın selâm isminin anlamını ifade etmektedir: "Allahümme ente's-Selâmû ve min ke's-Selam..." (Allah'ım! Sen selâmsın ve selamet de sendendir) (Müslim, Mesacîd, 135-136).

Allah'ın zat, sıfat ve fiillleri, O'na layık olmayan her şeyden sâlimdir. (İ.K.)

Ayrıca müminlerin birbirleri ile karşılaştıklarında, "es-selâmü aleyküm" ve "selâmun aleyküm" cümleleriyle birbirlerine dua etmelerine denir. Bu kullanımda selâmın anlamı, "Allah seni esenliğe kavuştursun" demektir. Allah Teâlâ, peygamberlere, müminlere ve cennetliklere selâm eder (esenliğe kavuşturur) (Ra'd, 13/24; Hicr, 15/46). Melekler ve cennet bekçileri, cennete giren müminlere selâm verecekleri gibi, müminler de cennette birbirlerine selâm vereceklerdir (A'râf, 7/46; Zümer, 39/73). Cennetin bir adı da Daru's-Selâm (barış ve esenlik yurdu)dur; Allah da kullarını bu güzel yurda çağırmaktadır (En'âm, 6/127; Yûnus, 10/25).

Allah müminlerin selâmlaşmalarını istemektedir: "Size selâm verildiği zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin, yahut verilen selâmı aynıyla mukabele edin..." (Nisâ, 4/86). Selâm vermek sünnet, selâm almak ise farzdır. Sünnet olan, yürüyenin oturana, binitlinin yayaya, küçüğün büyüğe selâm vermesidir. Hutbede, yüksek sesle Kur'ân okurken, ders okuturken, ezan ve kamet esnasında selâma cevap verilmez. Tuvalet ve banyo gibi yerlerde bulunan kimselerle içki ve kumar gibi bir günahı işlemekte olan kimseye bu günahı işlediği esnada selâm verilmesi uygun değildir. (M.C.)

Salât u Selâm

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Ey mü'minler! O'na (peygambere) salât ve selâm edin. (Ahzâb sûresi: 56)

Kim bir kitabda bana salât u selâm getirirse (yazarsa) benim ismim o kitabda bulunduğu müddetçe, melekler, onun için istiğfâr ederler (Allahü teâlâya onun günâhını bağışlaması için yalvarırlar). (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ı Kâinât)

Cimrilik sâdece malı tutmak, onu hayır yerlere sarfetmemek değildir. İbâdetlerini yapmayan kimse, nefsine cimrilik ettiği gibi, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin ism-i şerîflerini duyduğu hâlde salât u selâm okumayan, müslüman kardeşine rastlayıp selâm vermeyen kimse de cimrilik etmiş olur. (Yûsuf Sinânüddîn)

DÂR-ÜS-SELÂM

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Allahü teâlâ, Dâr-üs-selâma çağırır ve kimi dilerse onu doğru yola iletir. (Yûnus sûresi: 25)

KIMLERE SELÂM VERILMEZ

"Selâm" Allah (cc)'in güzel isimlerinden (Esmâi hüsnâ) bir isim olup bununla selâm vermek, verilene selamet ve esenlik duâsında bulunmak ve Allah'ın "selâm" isminin onda tecelli etmesini dilemek demektir. Öyleyse böyle mübarek bir ismi yakışmayan yerlere koyma hakkımızın bulunmadığını bilmek gerekir. Meselâ kâfire, hidayetini dileme, hariç duâ yapılmaz. Selâm da bir duâ olduğuna göre ona selâm da verilmez. Işin esasının bu olduğunu bildikten sonra selâm verilmeyecek kimseleri iki gruba ayırabiliriz:

1. Selâm alıp vermekten daha önemli ve faziletli işlerle meşgul olanlar.

2. Selâmın konulmasına elverişli ve layık bir mahal olmayanlar. Buna göre:

l. Kur'ân okuyana, Ezan okuyana, Kâmet getirene, Cum'a ve bayramlarda hutbe okuyana, Namazla meşgûl olanlara, (ancak aralarında namaz kılmayan varsa ona selâm verebilir), Tedrisle ve Şer'i ahkâm halletmekle meşgul olana, her çesidiyle zikirle meşgul olana.

2. Kâfire, sahih görüşe göre zımmiye, fıskını açık açık yapan fasıka, şarkı ve çalgı ile meşgul olana, mübah olmayan oyunları oynamakta olana, güvercin uçurmakla meşgul olana avretini örtmeyenlerin bulunduğu hamama, imameyne göre helada bulunana, idrarını yapmâkta olana, yalan, güldürü, gıybet, dedikodu vb. ile meşgul olana, insanlara sövene, sokaklarda kadınlara bakakalana.

Satranç oynayana selâm verme konusunda ihtilaf vardır. Imam A'zam verilir der. Eğer zihin eksersizi yapmak için oynuyorlarsa zaten caizdir. Zaman öldürmek için oynuyorlarsa selâmla onları oyundan alıkoymuş olur. Ebu Yusuf ise kötü bir iş yapmakta olduklarını ima etmiş olmak için selâm vermez, verirse mekruh olur der. Müslüman olan ve olmayanların ya da selâm verilebilen ve verilemeyenlerin bulunduğu bir gruba selâm verir ve müslümanları ya da selâm verilebilenleri niyet eder. Yemek yemekte olanlara uğrayan onların yemeğine muhtaç ise ve selâm verince onu da yemege davet edeceklerini biliyorsa selâm verir, değilse vermez (Fetâvây-i Hindiyye, V/326; Bezzâziyye, VI/354; Akkirmanî, Serhu Erbâin,163 vd).

MÜSLÜMANLARDA SELÂM VERILECEK OLANLAR: ve Musafahalaşmak

Nüfus cüzdanlarında "Islâm" yazılı olan insanlara selâm verebilir miyiz? Veya Islâm'ı yaşamayanların selamını alabilir miyiz? Elle ve başla selâm vermek doğru mudur?

Rasulüllah Efendimiz (sav): Islâm'da hangi hareket daha güzeldir? diye sorulduğunda: "Yemek yedirmen ve tanıdığın tanımadığın herkese selâm vermen" (Buhari, Isti'zan 9,19; Nessi, Iman 12) buyurmuştur. Müslüman olmayana selâm verilmeyeceğini de başka Hadislerden öğrendiğimize göre, bu hadis-i şerifte sözü edilen "tanıdık ve tanımadık"tan maksadın müslümanlar olduğunu anlarız. Yani kâfir olduğu bilinen birisine selâm verilmez (Ibn Hacer, Fethu'1-Bârî, XI/21). Gerçi bugün ülkemizdeki insanların, dış görünüşleriyle müslim, gayrı müslim oldukları anlaşılmıyor ama, sadece kabulleniş olarak da olsa çoğunluk müslüman olduğundan müsait mekanlarda herkese, müslüman olacağı iyi niyetine binaen, selâm vermekte mahzur olmadığı gibi, bu Islâm'ı sevdirme bakımından son derece güzel bir davranıştır. Imanı olduktan sonra hiçbir ameli olmayan da müslümandır. Onun için biz bu konuda hüküm veremeyiz. Ancak selâmdan hoşlanmayan birisinin bu hareketi onun imanının bulunmadığına, kesin olmasa dahi, bir delil olduğundan ona selâm vermenin faydası yoktur. Çünkü bu noktada selâm kaynaşma ve sevişme fonksiyonun tam aksine sonuç vermiş olur. Tanımadan selâm verdiği kimsenin kâfir olduğu anlaşılırsa; "selâmım bana dönsün" diye selamını geri alması müstehaptır (Aynî, Umdetü'1-Kârî, XVNI/292). Yoksa bazı cahil kimselerin yaptığı gibi, sadece kendi cemaatinden olanlara selâm vermek, cahillikten öte bir bağnazlıktır, cemaati adına bir eksi puandır. Müslüman olduğu bilinen herkese, ayırım yapmadan selâm vermek nezaketini gösterenlerin cemaatlerinin galip geleceğinden şüphe edilmemelidir.

Buhari'nin "E1-Edebü'1-Müfred"inde Ibn Mes'ûd'a nisbet edilen bir söz; "Insanlar için bir zaman gelecek, selâm sadece tanıdığına verilecektir" (Ibn Hacer, age, XI/21) şeklindedir. Aynı sözü Tahavî, Taberhanî ve Beyhaî (Su'abu'1-Iman'da) Ibn Mes'ud kanalıyla Rasulüllah (sav)'in sözü olarak şöyle naklederler: "Kişinin mescide uğrayıp orada namaz kılmaması ve sadece tanıdığına selâm vermesi kıyamet alâmetlerindendir" (agk).

Elle ve başla selâm vermek, Yahudi ve Hiristiyanların adetlerinden olduğundan Müslüman zorunluluk olmadıkça kendine has selâmı, Allah'ın selamını kullanmalıdır. Ancak sesini duyaramayacağı bir yerde olân insana, dili ile selâm vermiş olduğunu anlatmak için, eliyle ya da başıyla, başkalarının selâmına benzemeyecek bir hareket yapmasında mahzur yoktur (Akkirmanî, Serhu'1-ah^ildisi'1-erbain 165).

Yine bize selâm veren herkesin selamını da almak zorundayız. Kur'ân'ı Kerim'de: "Size selâm verene, sen mü'min değilsin, demeyin" (K. Nisâ (4) 94) buyurulmuştur. Yani selamını cevaplayın, denmektedir (Kurtubî, VI/298). Eğer selâm verenin kâfir olduğunu biliyorsak o takdirde sadece, "ve aleyke" demekle yetiniriz (Kurtubî V/303). Kuranda selam Güzel Kurani kerimimizde geçen selam ile ilgili ayetler. Kuranda geçen selam ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.

Kuranda selam ile alakali tahmini 36 ayet geçiyor

4:86 - Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

4:94 - Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

6:54 - Â yetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".

7:46 - Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.

10:10 - Onların oradaki duaları: "Allahım, sen yücelerden yücesin"; sağlık dilekleri "selâm", dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." diye şükretmek olacaktır.

11:48 - "Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak nice ümmetler olacaktır."

11:69 - Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da "selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.

13:24 - "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"

14:23 - İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri "selâm!"dır.

15:52 - Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.

16:32 - Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler.

19:15 - Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.

19:33 - "Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."

19:47 - İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır."

19:62 - Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.

20:47 - Hemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir."

24:27 - Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.

24:61 - A'maya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına malik olduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir güçlük ve günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar.

25:63 - O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).

25:75 - İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.

27:59 - (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"

28:55 - Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.

33:44 - O'na kavuşacakları gün müminlere esenlik dileği selâmdır. (Allah) onlar için cömertçe bir mükafat hazırlamıştır.

33:56 - Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.

36:58 - (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.

37:79 - Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

37:109 - Selam olsun İbrahim'e...

37:120 - Selam olsun, Musa ile Harun'a.

37:130 - Selam olsun İlyâsîn'e .

37:181 - Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

39:73 - Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler.

43:89 - Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: "Size selâm olsun." de. Onlar yakında bilecekler!

51:25 - Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.

56:26 - Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

56:91 - "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

58:8 - Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Kendi içlerinden de "bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası!

SALÂT VE SELÂM'I KISALTARAK YAZMAK

Peygamber efendimizin ismi geçtikten sonra "Sallallahü aleyhi ve sellem" kısaca (s.a.v.),şeklinde yazmanın hatalı olduğunu söylüyorlar, doğru mu?

Alah Rasûlü'nün adı anıldığında "Salât ve selâm" okumak; "Şüphesiz Allah ve O'nun melekleri peygambere "salât" ederler. Ey inananlar, siz de onâ teslimiyette salât ve selâm edin (el-Ahzâb 33/51l)" âyetinin gereğiolarak farzdır denmiştir. Rasûlüllah'ın kendisi de: "asıl cimri, yanında, ben anıldığım hâlde bana salât okumayandır" (30 Bu ve benzeri hadisler ve kaynakları için bk. el-Hindî I/488 vd. "Yanında anıldığım halde bana salât okumayanın burnu yerde sürünsün"... (32 agk. Ayrıca, Elmalı VI/3923) buyurmuştur. Bir mecliste defalarca ismi anılırsa bir defa salât ve selâm yeterlidir, diyenler varsa da, doğru olanın, her seferinde söylemenin vâcip olmasıdır. (33 agk.) Onun ismini yazmakla söylemek arasında saygı bakımından bir fark yoktur. Yani "salât ve selâm"i yine yazmak gerekir. (34 Kâdihân NI/422) Ancak yazının, konuşulan sözlerin bir işareti ve bir rumuzu olduğunu ve (sa., s.a.v.) gibi işaretlerin de, meselâ "Alleyhissalâtü ve's selâm"dan başka türlü okunamayacağını hesaba katarsak, bu rumuzları yazanın bu görevi yerine getirmiş olacağını söyleyebiliriz. Çünkü mühim olan, okuyanın, Allah Rasûlü'nün ismi anıldığında bu saygı duasını kasıtlı olarak söylemesidir, yoksa hiç düşünmeden okuması değildir. Ancak tercih yapmak gerekirse, açıkça yazmanın, rumuz halinde yazmaktan daha iyi olacağı söylenebilir. Hadis nakletme edebini anlatan kitaplarda da böyle söylenir.

KADININ ERKEGE SELÂM VERMESI

Bu konuda Hanefi bilginleri; kadının erkeğe, erkeğin de kadına selâm verebileceğini, ancak erkeğin genç kadına, genç kadının da erkeğe selâm vermesinin mekruh olduğunu söylemişlerdir. Selâm veren kadın yaşlı ise, erkek onun selamını duyacağı şekilde sesli olarak alır, genç ise içinden alır. Erkeğin selâm vermesi halinde de selâm verdiği kadın gençse, selâmı içinden, yaşlı ise sesli olarak alır. Yine erkek aksırdığında kadın "yerhamükellah" diye "tesmit" te bulunursa, kadın genç ise erkek onu içinden, ihtiyar ise sesli olarak cevaplar, denmiştir. (Bu konuda bk. Halîl Ahmed, Bezlü'l-mechûd XX/l4O; Aynî XVNI/299; Ibn Abidîn VI/369)

SALAVATI ŞERİFLER VE SALATÜ SELAM

Salatü Selam; Peygamberimiz'i yüceltme, saygı gösterme vazifemizi yerine getirmek ve şefaatine nail olmak içindir. Peygamberimizin, bizim salatü selamımıza ihtiyacı yoktur. Çünkü O, Allah tarafından ezelden övülmüş ve sevilmiştir. Salatü Selam dan maksat; Allah'ın emrine imtisal ve Resulullah'ın (S.A.V) bizim üzerimizdeki hakkını ödemeye gayret etmek suretiyle Allah'a yaklaşmaktır. Peygamberimiz'e salat etmek farzdır. Kişinin; Peygamberimiz'e salat ve selamı çok yapması ve bunu terk etmemeside vacibdir. Salat; zahire, Selam; batına işarettir. Salat, Allah'a mahsus bir rahmettir. Birinden ceset hazzediyor, diğerinden ruh nasip alıyor.

Salatü selam, peygamberler dünyaya geleliden beri vardır. Salat; rahmet, mağfiret, dua manalarına gelir. Allah'a nispet olunursa rahmet, Meleklere nispet olunursa mağfiret, insanlara, cinlere, bitkilere, hayvanlara ve taşa nispet olunursa dua demektir.

Salatü Selamlardan Örnekler:

FETHİYE SALATI:

Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlike velhatimi lima sebeka, nasıril hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratikel mustakım ve ala alihi hakke kadrihi ve mikdarihil azim.

ÜMMİYE SALATI:

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve ala alihi ve sellim. Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin muhtelefel melevani ve teakabel asrani ve kerrerel cedidani vestakbelel ferkadani ve bellığ ruhehu ve ervahe ehli beytihi minettahiyyeti vesselam verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiren kesira.

MÜNCİYE SALATI:

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin salaten tüncina biha min cemıil ehvali vel afat ve takdi lena biha cemi'al hacat ve tutahhiruna bihamin cemi' isseyyiat ve terfeuna biha ındeke a'ledderecat ve tübelliğuna biha aksal gayat min cemıil hayrati fil hayati ve ba'del memat inneke ala külli şey in kadir.

NARIYE SALATI:

Allahumme salli salaten kamileten ve sellim selamen tammen ala seyyidina Muhammedin tenhallü bihil ukadü ve tenfericü bihil kurebü ve tükda bihil havaicü ve tünalü bihirreğaibü ve hüsnül havatimi ve yüsteskal gamamü bi vechihi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

TEFRİCİYYE SALATI:

Allahumme salli salaten kamileten ve sellim selamen tammen ala seyyidina Muhammedinillezi tanhallü bihil ukadü ve tenfericü bihil kurebü ve tukda bihil havaicü ve tünalü bihir reğaibü ve hüsnül havatimi ve yüsteskal gamamü sahbihi fiykülli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lumin lek.

TÜNCİNA SALATI:

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin salaten tüncina biha min cemiıl ehvali vel afat ve takdı lena biha cemial hacat ve tütahhiruna biha min cemi' isseyyiat ve terfeuna biha ındeke a'ledderacat ve tübelliğuna biha aksal ğayat min cemıil hayrati fil hayati ve ba'del memat bi rahmetike ya erhamerrahimin hasbunallahü ve ni'mel vekil ni'mel mevla ve ni'men nasir.

ŞEMSİYYE SALATI:

Allahumme salli alezzatil Muhammediyyetil latıyfetil ehadiyyeh şemsi semail esrar ve mazharil envar ve merkezi medari medaril celal ve kutbi felekil cemal Allahumme bi sırrı ledeyk ve bi seyrihi ileyk amin havfi ve ekıl asrati ve ezhib huzni ve hırsıy ve künli ve huzli ileyke minni verzukniyel fenae anni ve la tec alni meftunen bi nefsi mahcuben bi hıssi vekşif li an külli sirrin mektumin ya hayyu ya kayyum.

VASL SALATI:

Allahumme bike tevesseltü ve ileyke tevecceht ve minke seeltü ve fiyke lafi ehadin sivake rağıbtü la es elüke sivake vela atlubü minke illa iyyake Allahumme ve etevesselü ileyke fi kabuli zalike bil vesiletil uzma vel fadıyletil kubra vel habiybil edna vel veliyyil mevla ves safiyyil Mustafa ven nebiyyil mücteba Muhammedün salellehü aleyhi ve sellem ve bihi es elüke en tusalliye aleyhi salaten ebediyyeten sermediyyeten ezeliyyeten ilahiyyeten kayyumiyyeten deymumiyyeten rabnaniyyeten bi haysü üşhidüni fi zalike küllihi ğayral ağyari kema testehliküni fi mearifi zatıhi fe ente veliyyün zalike vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.

CAMİA SALATI:

Allahumme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin adede ma ehate bihi ilmüke ve ma cera bihi kelamüke.

SALATÜ SELAM VE SALAVATI ŞERİFELER:

Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin bi adedi ilmike.

Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin el-müştemili alel hakayiki.

(Allah'ım, Efendimiz Muhammed üzerine bütün hakikatlar ile O'na salat ve selam eyle)

İSMAİL HAKKI KİTABÜN NECAT


Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammedin ve sellim.

(Allah'ım, Efendimiz Muhammed üzerine ve O'nun al ve etbaı üzerine olsun selatü selam)


Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin hatta yebka minessalati şey'ün, verham Muhammeden ve ala ali Muhammedin hatta la yebka minerrahmeti şey'ün, ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin hatta la yebka minel bereketi şey'ün, ve sellim ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin hatta la yebka minesselami şey'ün.

(Ey Allah'ım, Muhammed Mustafa'ya ve aline öyle rahmet eyle ki rahmetinden onlara kavuşmayan asla bir şey kalmasın. Muhammedi ve alini öyle esirge ki onlara ulaşmayan asla rahmet kalmasın. Muhammed Mustafa'ya ve O'nun aline öyle salat ve selam eyle ki onlara kavuşmayan hiç bir selam kalmış olmasın.)

Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin adede ma ehate bihi ilmüke ve ma cera bihi kelamüke.

(Allah'ım, kalemin cari olduğu ve ilmin ihata erdiği kadar Efendimiz Muhammed Mustafa'ya rahmet eyle, salat eyle.


Allahümme salli ve sellim ala gayetil alemine ve ayetil alemine.

(Allah'ım, Muhammed üzerine alemlerin sayısınca rahmet eyle, mübarek eyle. O'na alemler sayısınca salatü selam olsun)


Allahümme salli ve sellimve barik ala seyyidina Muhammedin kema yenbeği lişerefi nübüvvetihi ve li izami kadrihil azim.

(Ey Allah'ım, Efendimiz Muhammed üzerine rahmet ve bereket kıl ki, şan ve şerefine ve yüce büyüklüğüne layık olsun.)


Allahümme salli ala men hatemte bihirrisalete ve eyyedtehu binnasri vel kevseri veşşefaati.

(Ey Allah'ım, kendisiyle Peygamberliği hidayete erdirdiğin; yardımın, havzı kevser ve şefaat selahiyetiyle desteklediğin Muhammed Aleyhisselama salat ve selam buyur.)

Allahümme salli ala ruhi Muhammedin fil ervahi, ve ala cesedihi fil ecsadi, ve ala kabrihi fil kuburi, ve ala kalbihi fil kulubi, ve ala manzarihi fil menaziri, ve ala sem'ihi fil mesami'i, ve ala hareketihi fil harekati, ve ala sükunihi fissekanati, ve ala ku'udihi fil ku'udati, ve ala kıyamihi fil kıyamati, ve ala lisanihi el beşşaşil ezeli vel hatmil ebediyyi, ve sallallahu aleyhi ve ala alihi ve ashabihi adede ma alimte ve mil'e ma alimte.


Allahümme salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin bi adedi külli ma'lümin leke ve ala alihi ve sahbihi ve sellim. Allahümme salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin fil evvelin. Allahümme salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin fil ahirin. Allahümme salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin fi külli vaktin ve hınin. Ve salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin fil meleil ala ila yevmiddin. Ve sallive sellim ala seyyidina ve nebiyyina Muhammedin ve ala cemiil enbiyai vel mürselin, ve ala melaiketikel mukarrebin, ve ala ehli taatike ecmein, min ehlissemavati ve ehlil erdin, ve radiyallahu teala an ashabi Resulillahi ecmain.


( Ey Allah'ım, öncekiler arasında Efendimiz, Peygamberimiz, sevgilimiz Muhammed üzerine ve O'nun al ve ashabının üzerine, bildiklerin sayısınca rahmet eyle, salat eyle. Ey Allah'ım, Efendimiz, Peygamberimiz, sevgilimiz olan Muhammed üzerine rahmet eyle, salat ve selam eyle. Ey Allah'ım, sonrakiler arasında da Efendimiz, Peygamberimiz, sevgilimiz olan Muhammed'e rahmet eyle, salat ve selam eyle. Ey Allah'ım, her vakit ve her zamanda Efendimiz, Peygamberimiz, sevgilimiz olan Muhammed üzerine rahmet buyur, salat eyle, selam eyle. Ey Allah'ım, kıyamet gününde en yüce makamda bulunacak olan Efendimiz, Peygamberimiz, sevgilimiz olan Muhammed üzerine bereket ve rahmet ihsan eyle. Bütün nebilerin ve peygamberlerin sevgilisi, peygamberi ve efendisi olan Muhammed üzerine rahmet eyle, salat ve selam eyle. Yerlerin ve göktekilerin sayılarınca, Allah Resulullah'ın ashabının tümünden razı olsun.

Edit

Lupa Yanlış Edit

Şablon:Doğrusu

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş.

Around Wikia's network

Random Wiki