FANDOM


UKKÂŞE b. MİHSAN

(عكّاشة بن محصن)

Ebû Mihsan Ukkâşe b. Mihsan b. Hursân el-Esedî (ö. 11/632)

Sahâbî.

Efendimiz (sav), Hz Ukkaşe (ra) ve Kısas Hadisesi=Edit

Hz. Ukkaşe (ra) bir peygamber aşığı, bir []peygamber sevdalısı]], peygamber delisi bir insan.

Peygamber Mührünü Öpen Sahabe Hz

Peygamber Mührünü Öpen Sahabe Hz. Ukkaşe (ra) Ömer Döngeloğlu

O sevgiden dolayı Peygamberimizin kürek kemikleri arasında bulunan peygamberlik nişanesi, peygamberlik mührünü öpmeyi başarmış bir sahabe.

Fetih Suresi nazil olunca, Peygamberimiz (sav) Cebrail’e:

-Ey Cebrail öleceğimi anladım, buyurunca Cebrail, Peygamberimize:

-Senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır,Rabbin sana (istediğini) verecek sen de razı olacaksın,dedi (Duha:4-5)

Bunun üzerine Peygamberimiz müezzini Bilal-ı Habeşi’ye, insanları cemaatle namaz kılmak üzere toplanmaları için çağırmasını emretti.

Bütün Muhacir (Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlar ) ve Ensar (Medine’li Müslümanlar) Mescid-i Nebi’de toplandı.

Peygamberimiz onlara namaz kıldırıp sonra minbere çıktı ve insanlara hitap etti.

Peygamberimizin bu konuşması sırasında kalpler ürperdi, gözler ağladı.

Fahri Kâinat İnsanlara şöyle dedi:

- Ey insanlar sizin için nasıl bir peygamber idim? Onu dinleyenler:

- Allah mükafatını versin, çok iyi bir Peygambersin. Sen bizim için merhametli bir baba, şefkatli ve öğüt veren bir kardeş gibiydin. Allah’ın sana verdiği Peygamberlik görevini yerine getirdin, O’nun (Allah’ın) vahyettiğini bize ilettin, bizleri Allah’ın yoluna hikmetli ve güzel sözlerle davet ettin. Allah, ümmetlerine yaptıkları görev nedeni ile peygamberlere vereceği mükafatın en güzelini sana versin, dediler.

Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

-Ey Müslüman topluluğu!

Sizin üzerinizde bulunan hakkım ve Allah adına, sizden kime bir haksızlık yapmış isem, kıyamette hesaplaşıp hakkını almadan önce,şimdi onun ayağa kalkıp hakkını benden almasını istiyorum.

Hiç kimse kalkmayınca, Peygamberimiz bunu üç defe tekrarladı.

Üçüncü defa söyledikten sonra, Sahabe-i Kiram arasında bulunan ve kendisine Ukkaşe denilen yaşlı bir sahabe ayağa kalktı. Müslümanları yararak ilerledi ve Peygamberimizin önünde durdu ve şöyle dedi:

-Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın elçisi, eğer ısrar etmeseydin senin karşına çıkıp bir şey istemeyecektim. Bir savaştan sonra gazilerin arasındaydım. Ayrılmak üzereyken develerimiz yan yana geldi. Devemden indim, ayağını öpmek için sana yaklaştığımda, değneğini kaldırdın ve sırtıma vurdun. Kasten bana mı vurdun yoksa, devene mi vurmak istemiştin bilmiyorum, deyince, Peygamber efendimiz:

-Ey Ukkaşe, sana kasten vurmaktan Allah a sığınırım. Ve ey Bilal git (kızım) Fatıma’ya ve uzun bir değnek getir, dedi. Bilal-ı Habeşi (şaşkınlıktan) ellerini başının üzerine koyarak ve şaşkın bir vaziyette:

-O, Allah’ın Peygamberi, Allah’ın elçisi ve kendisine kısas yapılmasını istiyor, diyerek Hz.Fatıma’nın yanına geldi kapıyı çaldı ve:

-Ey Peygamber’in kızı! Bana uzun bir değnek ver, deyince, Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma:

-Bugün ne hac günü, ne de O’nun savaştığı bir gün değil, babam uzun değneği ne yapacak? Dedi. Bilal-i Habeşi:

-Babanın yaptıklarından haberin yok. Allah’ın elçisi borçlarını ödüyor, dünyayı terk ediyor ve kendisine kısas yapılmasını (kendisinde hakkı olanların hakların almasını) istiyor, dedi. Bunun üzerine Hz. Fatıma:

-Ey Bilal, Allah’ın elçisine kısas yapmayı kendisine layık gören kimdir? (Peygamberin torunları) Hasan ile Hüseyin’e haber ver. O adamın yanına gitsinler de, almak istediği (hakkını) onlardan alsın. Peygamberden almasına izin vermesinler, dedi.

“Cennetteki arkadaşım”

Bilal-i Habeşi mescide girip değneği Peygamberimize verince, O da Hz. Ukkaşe’ye verdi. Bu esnada kimisi terk ediyordu orayı, kimisi cübbesini başının üstüne örtüyordu görmemek için o manzarayı, kim tahammül edebilirdi ki, Uhud da kaç defa peygambere mızrak atıldı da , bir sahabi göysünü gerdi, bir sahabi sırtını siper etti peygamberimizi korumak için. Şimdi onların içlerinden birisi gelecek ve peygamberimize, fahri kâinat efendimize kırbaç vuracak. Tahammül edilemezdi.

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (r.anhum) bunu görünce ayağa kalktılar ve:

-Ey Ukkaşe! İşte önündeyiz Hakkını bizden al. Peygamberden alma, deyince, Peygamber Efendimiz:

-Bırak ey Ebubekir, sen de bırak ey Ömer, Allah sizin değerinizi ve makamınızı biliyor, dedi.

Bunun üzerine Ali b. Ebu Talip (Hz. Ali) ayağa kalktı ve: -Benim hayatım Allah’ın elçisinin hayatının önündedir. İşte sırtım, hakkını kendi elinle benden al ve bana (O’nun yerine) yüz sopa vur. Allah’ın elçisinden alma, deyince Peygamberimiz:

-Otur ey Ali. Allah senin değerini ve niyetini biliyor, buyurdu. Sonra Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin kalktılar ve:

-Ey Ukkaşe! Sen bilmiyor musun biz Allah’ın elçisinin torunuyuz. Hakkını bizden alman Peygamberden alman gibidir, deyince Peygamber Efendimiz:

-Gözümün nuru torunlarım, siz de oturun Allah sizi burada unutmamıştır (sizin de niyetinizi ve değerinizi bilmektedir). Sonra Peygamber Efendimiz (sav) Ukkaşe’ye:

-Ey Ukkaşe, vuracaksan vur deyince, Ukkaşe (ra):

-Ey Allah’ın elçisi, bana vurduğunda benim üzerimde elbise yoktu, deyince, Fahri kâinat efendimiz döndü birden Ali dedi:

Sırtımı aç Ukkaşe’ye. Baksın Ukkaşe istediği gibi, vuruversin. Talha ve Zübeyir ve Hz. Ali üç amca çocuğu ellerini atıyorlardı ve Fahri kâinatın sırtındaki cübbeyi sıyırıyorlardı. Sonra gömleğini açıyorlardı. Rasülullahın sırtının üstü ortaya çıkıyordu. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü vardır. O ortaya çıkıyordu. O ortaya çıkar çıkmaz …

Sahabeler yüksek sesle ağlıyorlardı. Hz.Ukkaşe, Peygamberimizin beyaz sırtına baktı. Sanki sırtı Mısır’da dokunan ince ve beyaz ketenden dokunmuş kumaş gibiydi fazla ilgilenip zaman kaybetmeden Ukkaşe elindeki kırbacı hızla yere fırlattı ve Rasülullah’a olanca kuvvetinle sarıldı. Sırtını öpüyordu, yüzünü, dudaklarını peygamberin vücuduna sürüyordu, öte taraftan bağırıyordu:

-Anam babam sana feda olsun Resüllah, ben nasıl sana dokunabilirim. Sana kısas yapmaya kim cür’et edebilir? Ben nasıl dokunabilirim sana.

Ukkaşe ile Peygamberimiz öyle oldular ki, sanki etle kemik. Ukkaşeyi Resülullah dan ayıramıyorlardı. Ukkaşe boyna yüzünü, gözünü, dudağını Rasülüllahın vucuduna sürüyordu. Ayıramıyorlardı Ukkaşeyi. Ve yalvardılar Ukkaşeye:

-Ukkaşe merhamet eeet. Fahri kainat hastadır Ukkaşe. Merhamet et. Zor koparıyorlardı. Ne sevmişler. Allahım ne sevmişler.

Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) :

-Ya Ukkaşe! Niye böyle yaptın. Ukkaşe dedi ki:

-Ya Resülullah istedim ki Kıyamet gününde ateş beni yakmasın. Zira biliyorum ki sizin vücudunuza değen bu vücutları, vücudunuza değecek olan bu dudaklarımı ateş yakmaktan utanacaktır. Dilerim ki bütün vücudumu ateş yakmasın. Bunun üzerine Peygamber efendimiz (sav) şefkat nebisi, merhamet nebisi ellerini kaldırır ve:

-Allah’ım Ukkaşe’nin bütün vücudunu cehennem ateşine haram kıl. Ukkaşe’ni vücudunu cehennem ateşi yakmasın. Ve buyurdular ki:

-Kim cennetteki arkadaşımı görmek isterse bu adama baksın, dedi.

Ukkaşe olmak. Ukkaşe gibi sevmek. Ukkaşe gibi sevilmek mümkün mü ki…

Ayağa kalkıyor. Efendimiz son basamaktadır, 3. basamakta. Yukarıdan aşağı 3. basamakta. Yani 1. basamakta. Odasına çekilmeden önce iki tarafında sahabeler tutmuşlar onu ve döndü sahabiye şunu söyledi. Peygamberimiz o anda bütün sahabeye doğru bakıyordu ve dedi ki:

-Ben sizi bekleyeceğim. Dedi. Çok garip bir cümleydi. “Ben sizi bekleyeceğim” diyordu. Sahabe bakıyordu ve:

-Ya Resülullah bizi nerde bekliyeceksin, dediler. Rasülullah durdu ve sahabeye doğru bakıyordu ve :

-Ben sizi Kevser havuzunun başında bekliyeceğim, dedi. Cemaatten biri bağırıyordu taa gerilerden.

-Seni Kevserin başında bulamazsak ya Resülullah, dedi. Resülullah: -Mizanın, terazinin başında bekliyeceğim dedi. Tekrar ordan biri bağırıyordu:

-Ya orda da bulamazsak ya Resülullah, diyordu. Resülullah:

-Sıratın başında bekliyeceğim buyuruyordu. Cemaatten biri daha soruyordu:

-Bizi nasıl tanıyacaksın…? Ve Rasülullah buyurdu

-Sizin abdest aldığınız, abdestte yıkadığınız yerler parıldıyacak ve diyeceğim ki: Bunlar bendendirler, benim ümmetimdendirler. HELUMME İLEYYE (bana getirin) diyeceğim. Öyle diyordu Bana getirin..

Ve sonra bir sülün gibi, bir ceylan gibi süzülüverdi. Sahabe bakıp kaldı. Baka kaldılar. Vurgun yemiş gibi hareket dahi edemediler. Bir an kayboluverdi…

Sonra (orada bulunan) bütün Sahabe-i Kiram ayağa kalktılar ve alnından öperek Ukkaşe’yi:

- Seni tebrik ederiz çok büyük bir mertebeyi ve Peygamberin cennetteki arkadaşlığını elde ettin dediler.”

____________________________________________________________

Hz Ukkaşe kimdir? Hz. Ukkaşe kimdir?

Hz Ukkaşe hakkında, özellikle Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmamakta Müslüman olduktan sonra ve Bedir Savaşı’ndaki başarılarından sonra, kaynaklarda onun hakkında bilgiye rastlanmaktadır. Hz Ukkaşe (ra) Bedir Savaşı’nda çok büyük cesaret gösterdi Savaşırken kılıcı kırıldı Peygamberimiz SAV (sav) kendisine bir hurma dalı verdi Bu dal, Peygamberimizin bir mucizesi olarak onun elinde kılıç oldu ve onunla savaştı O kılıçla çok sayıda savaşa katıldığı rivayet edilmektedir.

Hz. Ukkaşe’nin kabri Türkiye de dir. Türbesi Gaziantep’in Nurdağı ilçesine 8 km. uzaklıktadır.

Hz Ukkaşe hayatta iken cennetle müjdelenen Sahabelerdendir. Peygamberimiz SAV (sav) bir gün:

- Ümmetimden yetmiş bin kişi tertemiz olarak cennete girecektir, buyurunca, Ukkaşe b. Mihsan:

- Ey Allah’ın elçisi! Allah’a dua et de ben onlardan olayım, dedi Peygamberimiz:

- Sen onlardansın, buyurdu ve ona dua etti Bunun üzerine başka bir adam ayağa kalkarak:

- Ey Allah’ın elçisi! Cennetliklerden olmam için bana da dua et, deyince, Peygamberimiz:

- Bu konuda Ukkaşe seni geçti buyurdu (1)