Wikia

Yeni Wiki

Kul Hakkı

Talk0
57.744pages on
this wiki

Kaçak Elektrik

Soru: Akrabalarımız ve komşularımız kaçak elektrik kullanıyorlar. Biz bunu bildiğimiz halde şikâyet etmezsek günaha girer miyiz?

Cevap:

Kaçak elektrik kullanmak bir hak ihlalidir. Caiz değildir. Bir kişi kaçak elektrik kullandığı andan itibaren o miktar faturayı diğer insanlar ödemektedir. Bu açık bir şekilde kul hakkıdır. Onları uyarmak, vazgeçmezlerse şikâyette bulunmak sizin görevinizdir.


Kaçak elektrikle ısınan suyu kullanmak caiz mi?

Misafirliğe gittiğim evlerde kaçak elektrik kullanıyorlar. Sıcak sularını kullanmak istemiyorum. Kullansam kul hakkına girer miyim?

Cevap:

Onların suyunu kullanmanızda size bir günah olmaz. Yaptıklarından sorumlu olacak olan siz değilsiniz; onlardır. Fakat onlara bu yaptıklarının haram olduğunu, kul hakkına girdiklerini uygun bir dille anlatmaya çalışın. Bu davranışlarını kınamak için evlerine gitmez ve bunu onlara açıkça söylerseniz güzel bir davranışta bulunmuş olursunuz. Ayrıca bu gibi insanları şikâyette bulunmanız gerekir.


Kul De, söyle, bildir (meâlinde emirdir) ("Kul" kelimesi Kur'anın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. "Kul" emri risalet ve nübüvvete işarettir. İ.İ.) Türkçede "Kul", emir dinleyen hizmetkâr, Allah'ın mahlûku, Allah'a itaat ve ibadet eden veya köle mânasındadır.

Abd

Kul, köle, Allah'ın kulu. Mahluk, insan. Hizmetçi. (Hür'ün zıddı).

"Abd kelimesi Allah'ın bazı isimleriyle birleştirilerek erkek isimleri meydana getirilir. Abdullah (Allah'ın kulu).

Abdulbâki (Ebedi olan Allah'ın kulu) gibi. Bu isimleri taşıyan insanlar buna lâyık olmaya çalışmalıdırlar."

KUL HAKLARI KUL HAKKI Kul Hakkı

Kul hakları. Hukuk, hakk'ın çoğulu; ibâd ise abd'ın (kul) çoğuludur. Böylece Hukuku'l-ibâd, kul hakları, insan hakları demektir.

Haklar genel anlamda dört kısma ayrılır.

1- Sırf Allah'a ait olan ve içinde kul payı olmayan haklar. Bunlar toplumun yararı gözetilen haklardır. Zina, içki cezaları, iman, namaz, zekât, vergi, harç ve benzeri haklar gibi. Bu haklardan vazgeçme veya bunları affetme yetkisi bulunmaz.

2- Sırf kula ait haklar. Bunlar kişisel maslahata yönelik haklardır. Kişinin alacakları, diyet (kan bedeli), telef edilen mal bedelleri gibi. Bu tür haklar kişiye ait olduğu için isterse onlardan vazgeçebilir. Çünkü insan kendine ait haklarda istediği şekilde tasarruf etme yetkisine sahiptir.

3- Allah hakkı ile kul hakkının bir araya geldiği ve Allah hakkının gâlib olduğu haklar. Meselâ kazf, yani bir kişiye zina iftirasında bulunma cezası gibi. Kazf, bir yandan kişilerin namus ve şahsiyetleriyle ilgili olduğu ve toplum içerisinde fuhuş ve fesadın yayılmasına neden olduğu için, Allah hakkıdır; diğer yandan kişilerin iffet ve şerefini ilgilendirdiği için kul hakkı grubuna girmektedir. Ancak burada Allah hakkı kul hakkına daha galib geldiğinden kulun bu cezayı af etme yetkisi yoktur.

4- Her iki hakkın bir arada toplandığı ve kul hakkının gâlib olduğu haklar: Mesela amden (kasıtlı olarak) öldüren katilden kısas almak gibi. Bu ceza bir yandan insan hayatını koruduğu ve toplumun emniyet ve sükûnunu sağlamaya yönelik olduğu için umumî maslahat kabılinden olup Allah hakkıdır; diğer yandan maktül'ün (öldürülenin) akrabalarının öfkelerini dindirdiği ve katile karşı kin ve düşmanlık duygularını söndürdüğü için özel bir haktır ve kula aittir. Ancak bu suçun öldürülen ve akrabalarıyla olan ilgisi toplumla olan ilgisinden daha açık ve daha yakın olduğundan, buna terettüb eden kısasta kul hakkı daha galib kabul edilmiş, dolayısıyla bu haktan vazgeçip geçmeme, yani katili bağışlayıp bağışlamama yetkisi öldürülenin velilerine (akrabalarına) verilmiştir (bk. Abdülkerim Zeydan, el-Vecîz fi Usûli'l-Fıkh, s. 62-65).

Diğer bir açıdan kul hakları, para ve mal gibi maddî haklar iffet, şahsiyet ve benzeri manevî haklar olmak üzere ikiye ayrılır.

İslâm dini bütün yönleriyle insan haklarına son derece de önem vermiş ve bu hakların gözetilmesini emretmiştir. Allah (c.c.), Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır: "Mallarınızı, aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken insanların mallarından bir kısmını, yalan yemin ve şahitlikle yemeniz için o mallan hakimlere (reislere, yetkili idarecilere veya mahkeme hakimlerine el altından rüşvet olarak) vermeyin" (el-Bakara, 2/188); "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin (aleyhinde konuşmasın). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyendir" (el-Hucurât, 49/12).

Her ne suretle olursa olsun insanların haklarına tecavüz edip onlara haksızlık yapanlar, zâlimler grubuna girmektedir ki Cenâb-ı Allah Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde onları şiddetle yermiş ve onlar için büyük azaplar olduğunu bildirmiştir: "Sorumluluk, ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere aittir. İşte böylelerine acı bir azap vardır" (eş-Şura, 42/42); "Zâlimlerin varacağı yer ne kötüdür!" (Âlu İmrân, 3/151); "Zâlimler için yardımcılar yoktur" (el-Mâide, 5/72); "Biliniz ki Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerinedir" (el-Hucurât, 49/12).

Hz. Peygamber (s.a.s) de bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Birbirinize hasedlik etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın! Kardeş olun ey Allah'ın kulları! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu küçümseyip hakir görmez. - Üç defa kalbine işaret ederek- Takva şuradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır" (Müslim, Birr, 32); "Bir müslüman için müslüman kardeşi üzerine vacib olan beş hakkı vardır: Selamı almak; aksırana teşmît (Allah sana rahmet etsin demek); davete icabet; hastayı ziyaret etmek ve cenazelerin arkasından gitmek" (Müslim, Selâm, 4).

Ebû Hureyre (r.a) der ki: Rasûlüllah (s.a.s) ashabına: "Müflis (iflas etmiş) kimdir bilir misiniz" diye sordu. Ashab: "Bizim aramızda müflis, hiç bir dirhemi ve eşyası olmayan kimsedir" dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki kıyamet gününde namaz, oruç ve zekâtla gelecek, ancak şuna sövmüş; buna zina iftirasında bulunmuş; bunun malını yemiş; bunun kanını dökmüş; diğerini de dövmüş olarak gelecek; dolayısıyla şuna hesenatından (iyiliklerinden) buna da hesenatından verilecektir. O âyet davası görülmeden hesenatı biterse, onları (hak sahiplerinin) günahlarından almarak bunun üzerine ve sonra da cehenneme atılacaktır" (Müslim, Birr, 59).

"Kıyamet gününde haklar, mutlaka sahiplerine ödenecektir; öyle ki boynuzsuz koyun için dahi boynuzlu koyundan kısas almacaktır" (Müslim, Birr, 60).

İslâm bilginleri de günahtan tevbe etmenin kabul olunması hususunda şöyle demişlerdir: Şayet işlenen günah yalnız Allah'a karşı olup kul hakkına taallûk etmiyorsa bu gibi günahtan tevbe etmenin üç şartı vardır:

1) O günahı terk etmek

2) Onu işlediğine pişman olmak

3) O günahı bir daha işlememeğe azmetmek.

Bu üç şarttan biri eksik olursa tevbe geçerli değildir.

Eğer işlenen günah insan hakkı ile ilgili ise o tevbenin dört şartı vardır. Bunların üçü yukarıda zikredilen üç şarttır. Dördüncüsü de hak sahibinin hakkından arınmaktır. Şayet bu hak, mal ve benzeri ise tevbeden kimse onu sahibine iade eder; Eğer bu hak, zina iftirası atmak sebebiyle lazım gelen hadd cezası ise, hak sahibinin o haddi icra etmesine imkân verir yahut affını diler; eğer o hak gıybet ise hak sahibinden af diler.

BİLİNMEYEN KUL HAKKI VE HARAM PARA İLE HAC Hacca gitmek niyetindeyiz, paramıza haram karışmadığından emin değiliz. Ayrıca üzerimizde bilmediğimiz ya da helâllık isteyemeyeceğimiz bir sürü kul hakkıvar. Bu durumda ne yapmalıyız?

Bilindiği gibi, kabul olunmuş bir hac, insanın kul hakkıdışındaki bütün günahlarının silinmesine yetiyor. Insan günah yönünden dünyaya adeta yeniden geliyor. Ama bunun için asgari şu ,beş şarta riayet etmesi gerekiyor: 1. Hacca son derece halis bir niyetle, yani sadece Allah için gidiyor olmak. Adeta Allah'ı ziyarete gidiyor gibi O'nun dışındaki her şeyi gözünden çıkarmak. 2. Tertemiz (tayyib) bir para ile hacca gitmek. 3. Üzerindeki kul haklârını ödemek ya da helallık almak, Allah'a olan namaz ve oruç gibi borçlarını da kaza etmek ya da kaza etmeye kesin karar verip başlamak, 4. Hac boyunca boş ve çirkin söz, niyet ve davranışlardan (rafes ve fusîk) uzak durmak, 5. Haccı diğer zahir ve batın şartlarına uygun olarak tamamlamak.

İşte böyle bir haccın, bütün günahları sildikten sonra insana kazandıracağı sevabın miktarını da ancak Allah bilir. Bu şartlarda ne derece eksiklik olursa haccın sevabında da o derece azalma olur. Hatta bazılarının hacları, farziyeti üzerlerinden düşürmekten başka bir işe yaramaz. Bazılarının ki ise bunu bile yapamayıp sahibine günah dahi kazandırır. Bundan dolayıdır ki, malına haram karışan ya da şüphelilik bulunan zenginlerin hacca borç para alarak gitmeleri ve borçlarını döndükten sonra kendi mallarından ödemeleri tavsiye olunmuştur. Bununla beraber Imam Gazalî şu tavsiyede de bulunmuştur: "Haram ya da şüpheli malla hacca giden, hiç olmazsa yiyeceğinin tertemiz helaldan olmasına çaba göstersin. Bunu bütün hac süresi boyunca yapamazsa ihrama girdiği andan çıkacağı anâ kadarki sürede yapmaya çalışsın. Onu da başaramazsa Arafe günü için yapmaya ugraşsın. Bunu da yapamazsa böyle bir malla hac yapmak zorunda kaldığı için her an korku üzüntü ve pişmanlık duysun, umulur ki, rahmet nazarları Arafat'da ona da çevrilir" (Hüseyin el-Mekkî, Irsâdü s-sârî, 3).

Kul hakkına gelince: Insanın ödenebilme imkânı olan bütün hakları ödemesi ya da sahiplerinden helâllık alması gerekir. Bu meyanda, üzerinde tanımadığı ya da bulma imkânı olmayan kimselerin borç, emanet, gasp, unutup terkedilme... vb. hakları olsa, bulup vermek imkânı olduğu takdirde tekrar vermeyi kabullenerek onları, sevabı sahiplerine olmak üzere fakirlere verir. Ayrıca tevbe eder ve hem kendisi hem de o hakların sahipleri için Allah'tan mağfiret diler. Kâdıhan fetvalarında denir ki: "Üzerinde hakkı olan birisi vefat etmiş ve mirasçısı da bulunmamış olsa üzerinde hak olan, onun hakkıkadar bir meblağı tasadduk eder ki, Allah katında emanet olarak saklansın ve Kıyâmet gününde de üzerinde hakkı olanlara verilsin." Hulâsâ adlı fetva kitabında da şöyle söylenir: "Birisi diğerine, bütün haklarını bana helâl et dediğinde o da, helâl olsun, hiç birini istemiyorum, dese, eğer o hakların ne olduğunu biliyorsa, hem hukuken hem de dinen o kimse o haklardan kurtulmuş olur. Ama bilmediği hakları için böyle söylemiş olsa hukuken artık bir hak iddia edemez ama Imam Muhammed'e göre dinen (yani Allah huzurundaki hesapları bakımından) o haklardan kurtulmuş olamaz. Imam Ebu Yusuf'a göre ise dinen de kurtulmuş (beri olmuş) olur. Fetva da Ebu Yusuf'un görüşüne göredir. Çünkü el-Asl adlı kaynak kitabımızda, bize göre bilinmeyen hakların ibrası caizdir. Ibra (vazgeçme) ister birşey karşılığında, isterse karşılıksız olsun, denir (Ayrıca bk. Mavsilî, E1-Ihtiyâr, NI/6). Iftira, gıybet ve namusa dakunan sözler gibi haklarda, iyi bir tevbe ile beraber; bundan sahipleri haberdar edilerek helâllık istenmesi gerekir (Hüseyin el-Mekkî, agk.; Ayrıca bk. Tahavî, Mükilü'1-asâr, I/69-73). Ama söylenilmesi daha kötü durumlara yol açacaksa söylemeden helâllık alır ve onun sevabına o miktarda sadaka vererek, kendisi için de onun için de mağfiret dilerse Allah'ın, hak sahibi olanı kendi lütfundan razı ederek hakkından vazgeçirecegi ümid edilir.

Abd [[ Abd]] kelimesinin en genel mânâsı, ibadet ve kulluktur. "Ubûdet" ve "Abed" masdarlanndan gelir. "Abîd" ve "Ma'bûd" vasıflarını da kapsar. Ubûdet, ubudiyet ibadet, kulluk ve itaat mânâsına gelir ki, "ubd", ehassı (en dar anlamda) ibadet, eammı (en geniş anlamda) kulluktur.

"Ubûdet" Arap dilinde tezellül (aşağılama) mânâsına gelir. Ubudiyet, alçalmayı açığa vurma, ibadet de bunun daha kuvvetlisi olarak tevazu, alçak gönüllülük ve saygının en son derecesidir. Bu nedenle müfessirlerin çoğu bunu tevazu ve alçak gönüllülüğün; son sınırı olarak tefsir etmişlerdir. Bu da sebebini sormadan tam itaat mânâsına gelir. Ebû Hayyân, ibadetin her şeyden soyutlanarak Allah'a yönelme manasında olduğunu nakleder. Aynı şekilde Kamus'u şerh edene göre de ibadet, hırs ve gadap mânâlarına gelen "abed" maddesindendir. [[ İbadet]], Allah'ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet (kulluk) ise Allah'ın yaptığına razı olmak diye tefsir edilmiştir. Şeriat dilinde ibadet, niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve Allah'a yakınlaşmayı ifade eden özel bir itattir. İtaat, niyete bağlı olsun olmasın veya kimin için yapıldığı bilinsin bilinmesin yapılması hayırlı olan işi/ameli yapmaktır. Kur'ân okumak, infak etmek, sadaka vermek, vakıf yapmak veya benzeri işler, niyete bağlı olmayan ameller olarak yapılan işler bir itaat ve Allah'a yakınlaşmadır ama şer'î anlamda bir ibadet değildir. Şer'î anlamda ibadet, insanın ruh ve bedeniyle içi ve dışıyla şuurlu bir şekilde yalnızca Allah için yapılan bir itaat ve yakınlaşmadı

İBÂDET.. İbadet Nedir?. İBÂDET İBÂDET İbadet Nedir? Kelime anlamı itaat etmek, boyun eğmek, tapmak, kulluk etmek, küçüklüğünü kabul etmek demektir. Şer’i anlamı ise, Allah’ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği ve razı olduğu bütün gizli-açık amel ve sözler ibadettir. Bunlardan bazıları; iman, islam, ihsan, dua, korkmak, umut etmek, tevekkül etmek, ummak, gönülden saygı duymak, yönelmek, yardım istemek, sığınmak, yardımına çağırmak, kurban kesmek, adak adamak, ilah olarak yalnızca Allah’ı tanımak, Allah’ın hükmüne teslimiyet göstermek, Allah için sevip Allah için buğzetmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, tavaf etmek, tevbe-istiğfar etmek vs. dir.[1] İbadet niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan, Cenab-ı Hakka yakınlık ifade eden ve özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerden ibarettir. Bu, bizi yoktan var eden, bize sayısız nimetler bahşeden yüce Allah'ı ta'zîm (ululamak, yüceltmek) amacıyla güden bir kulluk görevidir.[2] Bu duruma göre ibadet, Cenab-ı Allah'a karşı gösterilen saygı ve hürmetin, en yüksek derecesini ifade eder. En geniş anlamda ibadet, Allah'ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. [3] İbadet, kendini kul olarak kabul eden insanın Rabbine karşı teslim oluşu ve Rabbine itaat edişidir. İbadet, Yüce Yaratıcı karşısında kişinin benliğinin derinliğinden gelen bir saygı ile boyun eğmesidir. İbadet, Allah’a karşı duyulan saygı ve azamet duygularının en yücesidir. Kul bu duyguyu, Allah’ın emirlerine uyarak, yasaklarından kaçınarak yerine getirir. Allah’ın razı olduğu bütün ameller ibadet kapsamına girer. Bir diğer deyişle salih (doğru ve güzel) kabul edilen bütün ameller (fiiller)in yapılması ibadettir. Çünkü Allah, insanlardan güzel davranışlar ve kendi hükümlerine uyma istemektedir. Yani Allah’a itaat manası taşıyan her hareket ibadettir. İbadet, ‘abd’ kelimesinden türetilmiştir. Bu da; en yüce bilinen bir varlığa itiraz etmeksizin, karşı gelmeksizin itaat etmek, boyun eğmek demektir. Eskiden kölelere de ‘abd’ denirdi. Onlar, sahiplerine karşı gelmeksizin itaat ederlerdi. Çünkü onlar efendilerinin malı sayılırlardı. İnsanın Allah karşısındaki durumu, kölenin efendisi karşısındaki durumu gibi değildir. İnsanlar Allah’ın köleleri değildirler. Ancak insanlar mutlak itaatı, boyun eğmeyi ve en yüksek tazimi Allah’a yapmak zorundadırlar. Bunun adı kulluktur, yani ibadettir.[4] İbâdet kelimesi, "abede" fiilinin masdarı olup "itaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, bağlanmak ve hizmet etmek" anlamlarına gelir. İbâdet kelimesinin türediği "abd" kökü, şu anlamlara gelir: 1) Hürün karşıtı olan köle, 2) Boyun eğmek ve itaat etmek, 3) Kulluk etmek, ilâh tanımak, tapmak, 4) Bir şeye bağlanıp, ondan ayrılmamak. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ibâdet kelimesinin ifade ettiği esas manalar; "kişinin yüksek ve üstün birine karşı baş eğmesi, itaat etmesi, kendi hürriyetinden ferâgat ederek onun karşısında her türlü isyanı terk etmesi, tam bir bağlılıkla ona boyun eğmesidir." İşte bu durum, kulluk ve itaattir. İbâdet, itaat etmenin bir çeşididir. Bu itaata layık olan da, hiç şüphesiz gerçek ma'bud olan Allah'tır. Çok ibâdet edene âbid; kendisine ibâdet edilene de ma'bûd denir. Kur’ânî bir terim olarak ibâdetin genel anlamdaki tanımı şudur: "Yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden, yalnız O'nun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızâsını kazanmak niyetiyle yapılan, her türlü harekete ibâdet denir." Demek ki İslamî manasıyla Allah'a ibâdet: "İnsanın rûhen ve bedenen, gizli ve açık bütün mevcudiyetiyle yalnız Allah'a yapmış olduğu şuurlu (bilinçli) bir tâat ve kurbettir." "İbâdet" kavramı, "kurbet" (yakınlık) ve "tâat" (sevap olan şeyler) kavramlarının anlamını da içermektedir. Dolayısıyla ibâdet eden insan, hem Allah'a yaklaşmış, tanıyıp kulluk etmiş, boyun eğmiş ve hem de O'na itaat etmiş olur. Mesela namaz kılan bir insan, Allah'a tâat, ibâdet ve kurbet görevlerini yapmış olur. Namazın kabul olması için de "iman", "ihlâs" ve "niyet" in bulunması gerekmektedir. Korku ve ümit içinde hem zâhir, hem bâtında sonsuz bir alçak gönüllülük ile sınırsız bir ta'zimi ihtiva eden ibâdet, "kibir" ve "riyâ" kabul etmez. "İbâdet", boyun eğmenin, itaat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun en son noktasıdır. İbâdet, insanın Allah'ın râzı olduğu şeyi yapması, yerine getirmekle yükümlü olduğu fiilleri emrolunduğu şekliyle hayata geçirmesi, hiçbir şey gözetmeden Allah'a kulluk etmesi ve bunu, sadece O'na boyun eğip itaat etmek için yapmasıdır. İtaat büyük bir makamdır. İbâdet/kulluk yapan "âbid/abd" (kulluk yapan/kul), itaat ve ibâdetle Allah'a bağlandığı için şereflenir. Allah Teâlâ, rasulü Muhammed (s.a.s.)'i, makamların en şereflisi olan "risâlet" makamında "abd/kul" kelimesi ile isimlendirmiştir.[5] O yüzden şehâdet kelimesinde bile "rasül" kelimesinden de önce; daha önemli ve daha şerefli olduğu için "abduhu: O'nun kulu” ifadesi kullanılır. Çünkü risalet, Muhammmed'in (s.a.s.) diğer insanlara yönelik ilişki ve görevini ifade ederken; "abd/kul" ifadesi, onun Rabbıyla ilişkisini ve bağını anlamlandırır. Allah'la irtibatın, diğer insanlarla ilişkiden daha şerefli olduğu da açıktır. Biz de, şeref ve fazilet istiyorsak, bunun Allah'la bağımızı güçlendirmekten geçtiğini, yani ancak ibâdet ve kulluk görevlerimizde derinleşmekle makamımızı yükseltebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız. İbâdet, imanın uygulanması, hak ve doğru kabul edilen esasların günlük hayatta yaşanması olduğundan, Allah katında tâat kabul edilen her davranışın bilfiil uygulanmış, yapılmış olması gerekir. Yoksa, yalnız istek halinde kalıp, davranış sahasına çıkmayan duygu ve düşünceler, Allah'a yakınlık anlamına gelen kurbet ve tâat olsalar da, ibâdet değillerdir. Bunun içindir ki, ibâdetlerin başı olan imanın da, sadece kalple tasdiki yeterli olamayacağından, hiç olmazsa dil ile ikrar edilerek açıklanması gerekli görülmüştür. Gerçek iman kulun kalbine girdiği zaman bu pratiğe salih amel şeklinde yansır. Allah insanlardan söz söylemelerini değil, sözlerini doğrulayacak salih amel işlemelerini ister. Bunun yanında, niyetsiz, sadece görünürde yapılan işler de ne olursa olsun, ibâdet sayılmazlar. Niyetsiz yatıp kalkmak namaz olmadığı gibi, niyetsiz aç durmak da oruç değildir. O halde kötü niyetle, veya Allah'a itaat ve yakınlık kastından başka bir maksatla yapılan işler, ibâdet olamazlar. Lisanımızda çokça kullanılan "tapınmak ve tapmak" kelimeleri, ibâdet'in değil; yalnızca tâat'in karşılığı olabilir. Hatta tapmak ve tapınmak kelimelerinden az çok, ne yaptığını bilmemek gibi bir şuursuzluk manası anlaşıldığı için, bu kelimeleri "puta tapmak", "haça tapmak" gibi yerlerde kullanırız. Oysa kulluk etmek, şuur bakımından tapmak kelimesinden daha iyi ve anlamlıdır. Şu halde ibâdet terimi, bir tâat mertebesini ifade etmektedir ki, en hususi anlamı "ibâdet", en genel anlamı ise "kulluk" manasına gelen "ubûdiyet"tir. İbâdet, Allah'ın râzı olduğu şeyi yapmak; ubûdiyet ise, Allah'ın yaptığına râzı olmaktır, diye de tanımlanmıştır.[6]

 [1] Muhammed b. Abdulvehhab, Tevhid, Tevhid Yayınları: 80. [2] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul 1935, 1/95. [3] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/53. [4] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 282. [5] 2/23, 17/1, 18/1, 57/9. [6] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

KULLUK NEDİR? Kulluk: Allah’ı sevme iddiasının ispatıdır.” Sevdiği için kulluk etmek, tapınmak .”Ben Allah’ın kuluyum demekle kul olunmaz. Kulluk ispat ister, tüm sahte ilahları kanun koyucuları (tağutları) reddetmeden Allah’a kul olunmaz. Hem Allah’a kul olduğunu iddia etmek, hem de Allah’tan başkalarına kul olmak çok çelişkili bir durumdur. Kulluk etmek insanın fıtrat ve yaratılışındaki gayenin gereğidir. Allah’ü Teala, insanları ve cinleri ancak kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır.(Zariyat- 56) Bu yüzden ibadet etmek bir gereksinim bir ihtiyaçtır. İnsan ruhu, yalnız Allah’a ibadet ederek yani, sadece ona kul olarak ona itaat ederek, hayatını O’nun rızasına uygun yaşayarak ve onun Resulünü örnek alarak huzura kavuşur. Aksi halde insan, maddi yönde ne kadar yüksek seviyede olursa olsun, Allah’a ibadet etmediği müddetçe asla gerçek mutluluğu bulamayacak.

Kulluk; Kişinin benliğini inkâr etmesi, kendisini bir hiç yerine koyması değil, Allah’ın yüceliği yani azameti karşısında duyulan saygıdan dolayı bir ürperiş, bir teslimiyet, bir sığınma, bir söz dinlemedir. Bunun sonucu ise kişinin Rabbi katında değerinin yükselmesi zirveye çıkması demektir.

Kulluğun amacı Allah’ın rızasına ulaşmak, bir anlamda takva sahibi olmak, bununla dünya hayatını düzene koymak, iyi bir insan olabilmek ve öldükten sonra da Cenneti kazanmaktır. Bugün herkes kuldur. Ama neyin kulu?

Paranın kulu, insanın kulu, makamın kulu, dünyanın kulu, heva ve hevesinin kulu. Bu sıraladıklarımıza değer vererek dünya menfaatini ön plana çıkararak yaşayanlar, gerçekte hakka değil batıla kulluk etmektedir. Dünyaya geliş gayesini bilmeyen, hayatı sadece dünya hayatı olarak görenler, batıla kul olmaya mahkûmdur. Dünyaya geliş gayemizin sadece kulluk olduğunu bizlere hatırlatan kutsal kitabımız, her alanda Allah’a kulluk yapmamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Ticarette, evlilikte, çocuk eğitiminde, sosyal ilişkilerimizde, konuşmamızdan bakışımıza kadar her konuda, her alanda Allah’a kulluk…

Düşünmek gerekir, yaratan mı kulluğa layıktır? Yoksa yaratılmış olan mahlûk mu? Yaratan Baki ( ölümsüz olan) Kadir (her şeye gücü yeten) Habir ( her şeyden haberdar) Ğani (zengin) Melik (mülkün sahibi) Hâkim (hükmeden) yargılayan hesaba çeken, ceza ve mükâfat veren Allah mı kulluğa layık? Yoksa bir sinek kanadını dahi yaratamayan, fani, ölümlü, nerede ve ne zaman öleceğini bilmeyen, mahlûk( yaratılmış) olan insan mı? Yoksa insandan başka şeyler mi?

Düşünün, bir insan yaşantısını kendi heva ve hevesine göre düzenliyor, bu o kişinin nefsine kulluk ettiğini gösterir. Bir saat sonra ne olacağını dahi bilemeyen, ağrıyan başına, ağrıyamazsın diyemeyen, acıktığı zaman zayıf düşen, unutan, eskiyen ve sonuçta ölümlü bir nefse kulluk etmek ne kadar düşündürücü ve tehlikeli bir durumdur. İyi bir tercih yapmak lazım, ya hakka kulluk ya batıla kulluk…

Kulluk denince akıllara gelen tek şey köleliktir. Hâlbuki kulluk insanları kölelikten esaretten, zulümden, sömürmekten kurtaran tek kurtuluş yoludur. Unutmamak gerekir ki insan Rabbine kul oldukça özgürleşir, kul olmadıkça köleleşir.

Gerçekte kulluk nedir? Soru

Allah'a kulluk etmek ne demektir? Klasik tarifleri tatmin edici bulmuyorum. İtaat manasında kulluğu melekler yapıyor zaten. İnsan, manadan yahut maddeden eserler İNŞA EDER. Tasarımlar yapar. Allah'ın eserlerini TEMAŞA EDER. Allah'ın KARŞILIKSIZ verdiklerini ALIR. Kendini ve çevresini TANIMAYA, GELİŞTİRMEYE çalışır. O kadar... Namaz, oruç, zekat gibi tüm "ibadet"ler de bunların vasıtalarıdır...

Kulluk, yaratılan insan ile Yaratan Allah arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir ameliyedir. Bu yüzdendir ki, ilk inen vahiyde, Allah’ın yaratıcılığı ve insanın da yaratılmışlığı öne çıkarılmıştır:

“Yaratan; insanı yapışkan bir hücreden yaratan Rabbinin adıyla oku”(Alak, 96/1-2).

Yine Kur’an’da, insanı Allah’a kulluk yapmağa davet eden ilk ayette de bu ilişkiye dikkat çekilmiştir: “Ey insanlar! Hem sizi hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz/kulluk yapanız”(Bakara, 2/21).

Bundan anlaşılıyor ki, kulluk insan için bir fıtrat vazifesidir, yaratıcıya karşı bir teşekkür ifadesidir, ruhanî ve cismanî mekanizmaların yaratılış amacını gerçekleştirmeye yönelik bir kutsal eylemdir.

Şimdi, çok özet bir halde çerçevesini çizmeye çalıştığımız kulluk hakikatini birkaç madde halinde sunmaya çalışacağız:

Kulluk iki şekilde yapılır: Biri Yaratanın gıyabında, doğrudan ona hitap etmeden yapılan, diğeri ise, onun huzurunda, ona hitaben yapılan kulluk..

1. Yaratanın gıyabında yapılan kulluk, şöyle özetlenebilir:

a. Kulluk: İnsanın kâinat çapında görülen “salatanat-ı rububiyete”; yaratma, yönetme, düzenleme, dizayn etme gibi harika işlere bakıp, yüce Allah’ın büyüklüğünü tasdik etmek, sanatının güzelliğini alkışlamaktır.

b. Kulluk: Allah’ın güzel isimlerinin birer yansıması olan varlıktaki güzel sanatları görmek, kendi aralarında bunları müzakere etmek ve birbirinin ibret nazarına sunmaktır.

c. Her birisi birer manevî hazine olan Allah’ın güzel isimlerinin cevherlerini, idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinaslığıyla takdir edip değer vermektir.

d. Kulluk: Kâinatı/göklerin ve yerküresinin sayfalarını Allah’ın kudret ve hikmet kalemiyle yazılmış bir kitap olarak algılamak, mütalaa edip tefekkür etmektir.

e. Kulluk: Kainat çapında görülen harika sanatlar, ince nakışlar, süslü dizaynlar penceresinden bakıp, Yüce Yaratıcının manevî cemal ve kemalini temaşa etmek, onu yakından tanımak, onu sevmek ve ona saygı duymaktır.

2. Yaratanın huzurunda -ona hitaben- yapılan kulluk, şöyle özetlenebilir:

a. Kulluk: Her zaman Allah’ın huzurunda olduğunu idrak etmek ve ona göre bir duruş sergilemektir. Eserden müessire/sanattan sanatkâra geçmektir.

b. Kulluk: Yüce Yaratıcının, harika ve mucizeli sanatlarını teşhir etmek suretiyle kendini tanıttırmak istediğini anlamak ve bu isteğini imanla karşılayıp mukabele etmektir.

c.Kulluk: Rahman ve Rahim olan Allah’ın, sonsuz rahmetinin bir yansıması olarak bin-bir türlü rahmet ürünlerini sergilemekle kendini sevdirmek istediğini idrak etmek, onun bu isteğini, kendisini severek yerine getirmek, sevgisini ona tahsis etmek ve kendisi de ona kulluk ederek kendini ona sevdirmeye çalışmaktır.

d. Kulluk: Sonsuz kerem ve ihsan sahibi olan Allah’ın, maddî-manevî sayısız nimetleriyle insana ikramlarda bulunup, maddî-manevî duyu organlarına hitap edip, damağına ve dimağına keyif ve lezzetler enjekte etmek isteğini kavramak, buna mukabil; fiilleriyle, sözleriyle, tutum ve davranışlarıyla, hatta elinden gelse varlığının bütün zerreleriyle ona övgülerini, şükranlarını sunmaktır.

e. Kulluk: Atomlardan galaksilere kadar her yerde yansımaları görünen Allah’ın celal ve cemal sıfatlarına karşı “Subhanellah, elhamdulillah, Allahu ekber” diyerek hayret içinde ayakta el-pençe durmak, iki büklüm olarak rükua varmak, yüzünü yerlere sürerek secdeye kapanmaktır.

Ayrıca, kulluk; ibadet ve ubudiyet olarak da ikiye ayrılır: Oruç, namaz, hac, zekât birer ibadet olarak kulluk olduğu gibi, hayatı kolaylaştıran, insanların yararına olan her türlü teknoloji üretmek de bir kulluk görevidir. Örneğin; araba yapmak, gemi yapmak, uçak yapmak, yol yapmak, köprü yapmak, çeşitli sanayi ürünlerini istihsal eden fabrikalar kurmak da bir kulluktur. Şüphesiz, gerek ibadetin gerekse ubudiyetin bir değer ifade etmesi için, Allah’ın rızasını esas yapmak ve işlerinde samimi olmak şarttır.

İbadet nedir? Cennet vaad edilmeseydi ve cehennemle korkutulmasaydık ibadet eder miydik?

Kulluk Nedir? Allah'a Nasıl Kul Olmalıyız? Soru: Kulluk Nedir? Allah'a Kulluk Nasıl Olmalıdır?

Cevap: Allah’a kulluk ve ibadet çok geniş bir kavramdır. Tüm varlıklar her anda her hali ile Allah’a ibadet halindedir. Her varlık da kendi lisan-ı hali ile Allah’a ibadet halinde olduğu gibi istidat ve ihtiyaç dili ile de devamlı Allah’a dua ve niyaz halindedirler.

Biz insana bakan peygamberler aracılığı ile istenen, Allah’ın bizden razı olup kabul edeceği ibadet şekline bakacak olursak bunun da iki temeli vardır. Birincisi İman’dır. İkicisi ise namazdır. “İnsanları ibadet için yarattım” buyuran yüce Allah ibadet ile imanı kastettiğini Bediüzzaman Ayetü’l Kübra’nın başında izah etmektedir. (Şualar, 93) İbadet Allah’ın emrini yapmak ve yasakladıklarından kaçmaktır. Bu dünyada da ahirette de böyledir. Zaten Bediüzzaman da “Farzları yapan kebireleri işlemeyen kurtulur” (Kastamonu Lahikası, 110-111) buyurur. İnsan beşeriyet icabı günahlardan kurtulamaz. Bunun için hayırlı hizmetlerin peşinden koşmalı ve daima kendini kusurlu ve günahkar bilerek tövbe ve istiğfara devam etmelidir. Bunun için İslam muhakkikleri ibadet beş çeşittir demişlerdir. İlim ve tefekkür ile imanda terakki etmek.

2. Amelde namaz, oruç, zekat gibi farzları yapmak, sünnetlere gücü yettiği kadar uymak. Allah’a karşı acizliğini ve zayıflığını bilerek günahlardan tövbe, istiğfar ve dua ile yalvarmak ve şefaatçi olarak peygambere (sav) salavat getirmek.

Kur’an-ı Kerimi manasını bilerek veya bilmeyerek okumak. Çünkü, Kur’an-ı Kerimi okumak ibadettir; manasını öğrenmek ise ilimdir. Günahların büyüğünden ve küçüğünden kaçınmak. Bunun ilk dördüne Allah’ı zikretmek ve müspet ibadet denirken, beşincisine de menfi ibadet denir. (Lem’alar, 265) İbadet ile ilgili hadisler denince bütün bunları ifade eden hadisler girer. Bunun için ibadet ve kulluğu somutlaştırmak gerekir. İstenen nedir? Eğer kulluk denirse bunun başı tövbe, istiğfar ve namaz gelir. Sonu ise haramlardan kaçınmaktır. İbadetin başı ise Namazdır. Çünkü namaz ibadetin fihristesidir. Yüce Allah “Beni anmak için namaz kıl” (Taha, 14) buyurur. Demek ki Allah’ı anmak ve ibadet etmek namaz iledir. Hem namaz bütün ibadet şekilleri mevcuttur. Genel olarak ibadet çeşitleri ile ilgili hadislere bakacak olursak: "İslâm, beş temel üzerine kurulmuştur: Allah’ın birliğine inanmak, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak, hacca gitmek." (İbn Ömer (ra) Müslim.)

Bir bedevi gelip, Allah Resûlü (sav) ne islâmı sordu. Allah (sav) "Günde beş vakit namaz," buyurdu. Adam sordu: "Bunlardan başka bir şey yapmam gerekir mi?" "Hayır, ancak nâfile olarak kılabilirsin." Sonra şöyle buyurdu: "Ramazanda oruç tutmak." "Bunun dışında oruç var mıdır?" "Hayır, ancak nâfile olarak tutabilirsin." Sonra ona zekâtı da anlattı. "Bundan başka bir şey vermem gerekir mi?" "Hayır, nâfile olarak verebilirsin." Sonra adam, arkasını dönüp giderken, "Bunları aynen yaparım, ne eksik, ne de fazla!" dedi. Ardından, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: "Sözünde durur da dediklerini yaparsa, cennete girer." (Enes (sav) den Buhârî)

Bi’setin ilk yıllarında idi. Allah Resûlü (sav) dedim ki: "İslâm nedir?" "Hoş söz söylemek ve yemek yedirmek." "İman nedir?" "Sabır ve hoşgörü ile insanlara davranmak. "Hangi islâm en üstündür?" "Müslümanların, elinden ve dilinden esenlikte olduğu kişininki." "Hangi îman üstündür?" "Güzel ahlâk." "Hangi namaz üstündür?" "Ayakta durma süresi uzun olan namaz." "Hangi hicret üstündür?" "Rabbinin hoşlanmadıklarından uzak durman." (Amr (ra) Taberânî.)

Allah Resûlü (sav) güçlükte, kolaylıkta, neşeli ve kederli hâllerde, onu dinleyip itaat edeceğime dâir biat edip, söz verdim. Yine, bize karşı yaptığı tercihlerde, ehline karşı herhangi bir işte tartışmayacağımıza, nerede olursak olalım hakkı söyleyeceğimize, Allah uğrunda kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza dâir biat edip, söz verdik. (Ubâde (ra) Buhârî.)

Allah Resûlü (sav) buyurdu: "İşin başı islâm, direği namaz, zirvesi cihaddır." Muaz (ra) Tirmizî.)

Allah Resûlü (sav) buyurdu: "Allah, rızklarınızı bölüştürdüğü gibi, aranızda ahlâklarınızı da bölüştürmüştür. Allah, dünyayı sevdiğine de, sevmediğine de verir. Ama dini ancak sevdiklerine verir. Kime dini vermişse, onu kesinkes sevmiştir. Nefsim elinde olana Allah’a yemin ederim ki, kalbi ve dili Müslüman olmadıkça, bir kul Müslüman olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça, kişi tam mümin olamaz!" "Ey Allah’ın Resûlü, kişinin kötülükleri nedir?" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Eziyet ve zulüm etmesidir. Haramdan kazandığı parayı nafaka verse, asla bereketi olmaz. Ondan sadaka olarak verirse, kesinlikle kabul olunmaz. Geride bırakırsa, onu ateşe daha da yaklaştırır. Çünkü Allah, kötüyü kötü ile silmez, kötüyü iyilik ile siler. Çünkü, pis olan pisi silmez." (İbn Mesûd (ra) Müsned-i Ahmed)

Bütün bu hadisler ibadet ve Allah’a kulluk yapmanın nasıl olması gerektiğini anlatmaya yeterlidir.

Kulluk Nedir?

İmam Ca’fer Sadık (a.s) şöyle diyor: Allah’a kulluğun gerçeği üç şeyden ibarettir. 1- Kulun kendisini, Allah’ın kendisine verdiği nimete sahip ve malik bilmemesi. Çünkü kulların malı olmaz. Malları Allah’ın malı bilmeli ve Allah’ın emrettiği yere bırakmalıdır. 2- Kulu kendisine bir planlama ve tedbir yapmaması 3- Bütün uğraşı ve meşguliyetini Allah’ın kendisine verdiği emirleri yerine getirmek ve günahlardan sakınmak kılması . Eğer kul Allah’ın kendisine emanet verdiği şeylere malik ve sahip bilmezse o zaman Allah yolunda harcama yapması kolaylaşır. Eğer kendi işlerinin idare etmesini gerçek idare eden ve planlayana bırakırsa dünyanın zorluk ve musibetleri ona kolay gelir. Eğer bütün uğraşısını Allah’ın kendisine emrettiği işleri yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak kılarsa artık insanlara karşı böbürlenmek ve övünmeğe bir fırsat bulmaz.


Bu yüzden eğer Allah kulunu bu üç özellikler onurlandırırsa dünyada yaşayışı ve yaratıklara karşı nasıl davranacağı kolaylaşır. Halka karşı övünmek ve çok servetli olmak gayesiyle dünya peşine gitmez. Halkta bulunan malı, makamı ve şöhreti kendisine bir üstünlük vesilesi olsun diye istemez ve kendi günlerini boşuna da geçirmez.”[1]


Kulluk velayetin anahtarıdır.[2] Kul ismi en güzel isimlerdendir. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) “Abdullah” lakabını almıştır. Nitekim Miraç gecesinde Allah’tan kulluk vasfını almayı istemiştir. “Ey Rabbim beni kulun olarak kendine intisap et” demiştir.


Ebu Besir İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakleder: “Hz. Ali’nin (a.s) dualarından biri de şuydu:

Ey rabbim bana onur olarak şu yeter ki, sana kulum ve bana kıvanç olarak şu yeter ki sen benim Rabbimsin…[3]

Kamil insan Allah’ın kuludur; taşıdığı bütün isim ve vasıflar da Allah’ta fani ve ilahi isimlere mağluptur. Hace Abdullah Ansari ne de güzel demiştir ki: “İlahi! Eğer bir defa bana “kulum” diyecek olsan arşı geçer benim gülme ve sevinç sesim.


Kutsi hadiste şöyle yer alır: Ey kulum bana itaat et ki seni kendim gibi kılayım. Ben bir şeye ol dediğimde hemen oluyor; sen de bir şeye ol dediğinde hemen olsun.”[4] Buna göre İmam Cafer Sadık’ın (a.s) dediği gibi “Kulluk gerçeği rububiyet (alemi yönetmek) olan bir cevherdir”[5]


Kulluk vasıtasıyla insanın nefsi arınır ve yüce alemlerdeki nurları yansıtmaya ehliyet kazanır. Ne kadar daha temiz ve daha saydam olursa onun yansıtma gücü daha artar ve Hakkın tecellileri onda daha çok zuhur eder. Öyle ki onun bilkuvve (yetenek) olan hilafet makamı mutlak filiyet makamına ulaşır. O bütün alemde ve hayatın aşamalarında Allah’ın halifesi durumuna gelir. Şunu bilmek gerekir ki bu, ilahlik değil Allah’ın temsilciliği ve hilafetidir ki özel ilahi etki ve güçlere sahip olur. Hatırlatılması gerekir ki Allah’ın halifesi Allah’ın işini görmez Allah onun vasıtasıyla kendi işlerini zuhur ettirir, onun nefsi derecesinde kendini tecelli ettirir, kendi isim ve sıfatlarını ortaya koyar. Bu yüzden arif, ezeli ve ebedi olan Allah’ın celal ve cemalinin tam olarak yansıtan bir aynadır.


Enbiyanın mucizelerinde ve İmamların kerametlerinde gerçekte mutlak ve sınırsız olarak bir işi gerçekleştiren Allah’tır ve Allah’ın velisinin nefsi fanidir, işte bu Allah’a kulluk makamıdır. Öyle bir makam ki Allah’a itaat sayesinde oluşur.[6] Salik bu makamda kendisini Allah’ın ismi, bir belirtisi ve fani fillah görür. Diğer yaratıklara da bu gözle bakar. Eğer kamil bir veli olursa mutlak isimle gerçekleşir; onda mutlak kullukla gerçekleşmek özelliği meydana gelir ve gerçek anlamda Abdullah (Allah’ın kulu) olur. İşte bu yüzden Miraç ayetinde “Her eksiklikten münezzehtir o Allah ki kulunu geceleyin … gezdirdi.”[7] denilmiştir. Yani Allah’ın yakınlığı makamına yücelmek için kulluk yolunda adım atmak gerekir. Böylece ubudiyetten ehediyet ufkuna ve mülk, melekut, ceberut ve lahut alemlerinden geçerek indindeki kurb miracına çıkardı.[8]


[1] Meclisi, Biharu’l-Envar, Haydari Yay. C. 1 s. 234 H. 17

[2] Allame Tabatabi, Muhammed Huseyn, Tefsiru’l-Mizan c. 1 s. 277

[3] Meclisi, Biharu’l-Envar, Haydari Yay. C. 74 s. 402

[4] Şirazi, Seyyid Hasan, Kelimetu’llah s. 140 s. 154

[5] Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, c. 6 Hadis: 11317

[6] Huseyni Tahrani, Seyyid Muhammed Huseyn, Envar-i Melekut, c. 1 s. 277

[7] İsra: 1

[8] İmam Humeyni, Sirru’s-Salat Muessese-i Tenzim ve Neşr-i Asar-i İmam, s. 89


ABD

Sözlükte "kul" demek olan "abd" kavramı Kur'ân'da; "kul" ve "kullar" şeklinde yalın olarak veya "kullarım", "kullarımız" ve "Allah'ın kulları" şeklinde Allah'a izâfet ile genel olarak bütün insanları ifade etmek için; bazen de "mü'min kullar", "ihlaslı kullar", "muttakî kullar", "bilgin kullar", "sâlih kullar" ve "şükreden kullar" şeklinde sıfat ve övgü ifadesi olarak kullanılmıştır. Çoğulu¸ "abîd" ve "ibâd"dır (Bakara, 2/23, 178; İsrâ, 17/3; Meryem, 19/63; Enbiya, 21/26; Neml, 27/15,19; Fâtır, 35/28, 31; Sâd, 38/83; Zümer, 39/53; İnsan, 76/6) (İ.K.)

Disambig Bakınız: kül

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Tanrı'ya göre insan.
[2] (tarih) Köle.
[3] (tarih) Karavaş.

Balance icon Eş Anlamlılar

[1] abd
Nuvola apps bookcase2 Örnekler
[1] "Kul ile Allah'ın arasına girilmez."
[2] "Kendisi kabilenin beyinin kullarından birinin kızıydı. Ve beyler yalnız kendi kullarını değil, kullarının evladını da satabilirlerdi."- H. E. Adıvar.
<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili deyimleşmiş sözler">Crystal Clear app Login Manager Deyimler
kula kul olmak
kul köle olmak
kul kusursuz olmaz
kul olmak
kulunuz
<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili atasözleri">Crystal Clear app Community Help Atasözleri
Allah isterse bir kulun işini, mermere geçirir dişini; istemezse işini, muhallebi yerken
Varsa pulun, herkes kulun; yoksa pulun, dardır yolun
Allah bilir ama kul da sezer
Bey oğlu kulluk, kul oğlu beylik
Hatasız kul olmaz
Kul azmayınca Hak yazmaz
Kul kullanan, bir gözünü kör, bir kulağını sağır etmeli
Kul kusursuz olmaz
Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez
<p style="margin-bottom: -0.5em;" title="Önemli sözcük birliktelikleri">Blue & gray people Sözcük Birliktelikleri
kul cinsi, kul hakkı, kul kâhyası, kul kethüdası, kul oğlanı, kuloğlu, kul taksimi, kul yapısı, buyruk kulu, emir kulu, kapı kulu

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] kömür

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] köle
[2] kul


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] köle
[2] kul


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] kül


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (Tarih) Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan erkek, kul, esir, abd.
[2] Birinin emri altında bulunan, özgür olmayan kimse.
[3] (Mecaz) Herhangi bir şeye aşırı derecede bağlı olan kimse.

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

en:köle hy:köle io:köle

Edit

Edit

Dosya:Pygmy.png

Ico libri Anlamlar

[1] Aklı ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı türü

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken انسان (ar) (insān)

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin eş anlamlıları">Balance icon Eş Anlamlılar

[1] ademoğlu, kişi, yalnık, kun

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili atasözleri">Crystal Clear app Community Help Atasözleri

Altın ateşte, insan mihnette belli olur
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur
Demir nemden, insan gamdan çürür
İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar
İnsan beşer, kuldur şaşar
İnsan bilmediğini ayağının altına alsa başı göğe erer
İnsan çeşit çeşit, yer damar damar

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili deyimleşmiş sözler">Crystal Clear app Login Manager Deyimler

insan kurusu
insan müsvettesi
melek gibi insan
<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Diğer dillerdeki karşılıkları">Crystal Clear app internet Çeviriler

|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

2012-08-14 06.42.05
Hu-2

Hu

Edeb yahu

Edep Ya Hu

EDEP-YA-HU-Gumus-Erkek-Yuzuk

Edep Ya Hu

Bu-da-gecer-ya-hu

Bu da geçer ya hu

Yahu
Hoş gör ya hu

Hoş Gör Ya hu

YaHuWaH-poster

Yahowa yani YaHoWaH ve Ya Huve ye ne kadar benziyor ve aramalarda yahu ile çıkıyor. İkiside sami dillerinden gelmektedir.

: [1] ember (hu)

|} |}</div></div>

Nuvola Turkish flag Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

Lupa Sıfat Edit

[1] (mecaz) Huy ve ahlâk yönünden üstün nitelikli (kimse).


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] insan


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] insan

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken
<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Diğer dillerdeki karşılıkları">Crystal Clear app internet Çeviriler
  • (İngilizce): [1] [[man#(İngilizce)|man]] (en)

|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] insan


Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] insan

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Commons'da Kul Hakkı ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

VikiTür'de Kul Hakkı ile ilgili tür rehberi bulunmaktadır.

VikiSöz'de Kul Hakkı ile ilgili özlü sözler bulunmaktadır.

Around Wikia's network

Random Wiki