Fandom

Yeni Wiki

Mülkiye

67.082pages on
this wiki
Add New Page
Talk0 Share
Mezunin -i mülkiye amblemi.jpg

Hilal ve yıldız;hilal islamı, yıldız da parlayan yükselen değeri, Türk milletini ifade eder. Mülkiye rozetinin hikayesi için bakınız: [Dosya:Rozetler-oykuler.pdf]

Bakınız.png

Şablon:Mülkiyebakınız - d {{Mülkiyebakınız}}


MM MBM
Mülk kavramı Mülk Mülkiye Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye Mülkiyet Melek Meleke Melekût Melek-ül mevt Melâike Melâikei mukarrebîn
Mülk - melekût ilişkisi
Mülkiye Mülkiye rozeti Mülkiye mezunları Mülkiye tarihi Mülkiyeli şairler Mülkiyeliler Birlikler
Mekteb-i Mülkiye MM SBF SBO Mülkiye Mektebi Müdürleri Ali Fuat Başgil
Mülkiye Birtane Mülkiye Marşı
Mülkiyeliler Birliği Mülkiyeliler Birliği Vakfı Mülkiyeliler Birliği Derneği Mülkiyeliler Birliği Mersin Şubesi Mersin Mülkiyeliler Birliği Brunch'ları Siyasal Bilgiler Fakültesi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Mersin mülkiyeliler Mülkiyeliler Birliği Mersin Şubesi
Mülki İdare Amiri MİA Kaymakam Vali Vali yardımcısı Hukuk İşleri Müdürü Nahiye müdürü Bucak müdürü Mülkiye müfettişi MM Mülkiye Baş Müfettişi MBM
Mülkiye Müfettişlerince Düzenlenen Raporların Değerlendirilmesi, Takibi Ve Sonuçlandırılması Hakkında Yönerge Mülkiye Teftiş Rehberi Mülkiye Teftiş Rehberi (İlçe) 4 Aralık 10 Ocak 10 Ocak İdareciler Günü 10 Ocak Gazeteciler Günü
Şablon:Mülkiye Şablon:MİA - Şablon:MİAbakınız - Şablon:SBF

VATAN MARŞI01:13

VATAN MARŞI

VATAN MARŞI - Mülkiye Marşı

CSO'da Mülkiye (Vatan) Marşı.MOV00:00

CSO'da Mülkiye (Vatan) Marşı.MOV

CSO'da Mülkiye (Vatan) Marşı.MOV

Mezunin -i mülkiye amblemi.jpg

Hilal ve yıldız;hilal islamı, yıldız da parlayan yükselen değeri, Türk milletini ifade eder. Mülkiye rozetinin hikayesi için bakınız: Dosya:Rozetler-oykuler.pdf

Sbf.gif

MM - Mektebi Mülkiye - SBF - Siyasal Bilgiler Fakültesi - Siyasal Bilgiler Okulası - Mülkiye -Mülkiye Marşı - Mülkiyeliler Birliği Mersin Şubesi -Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi


Mülkiye kavramı bir kaç anlamda olabilir.

*Kamu personeli: Edit

* Okul Edit

Mekteb-i Mülkiye < Mülkiye İdadisi < Siyasal Bilgiler Mektebi < Siyasal Bilgiler Okulası < Siyasal Bilgiler Fakültesi < [[

*Marş : Edit

Mülkiye Marşı Mülkiye 150. Yıl...jpg


Teftiş: Edit

Vilayet Teftişi

Mülkiye 150.Yıl.jpg

Şablon:Mülkiyet

MÜLKİYELİLİK ÜZERİNE…Edit

2005 yılında Kamu Yönetimi (o zamanlar siyaset bilimi eklenmemişti) üçüncü sınıftayım. Rüzgarlı bir sonbahar günü Mülkiyeliler Birliği’nde burs mülakatında öğrendim Mülkiyeli olmak için Mülkiyeyi bitirmek gerektiğini.

Anlam veremedim önce. Adana’da doğduysan, büyüdüysen Adanalısındır. Bunun için ayrıca çabaya ne gerek. Bir yere girdiysen oralı olman gerekir, neden okulu bitirince. Sonra kapattım konuyu mülakat var burs var, zaten sıkıntılı geçmiş. Mülakattan sonra kesin burs vermezler bana dedim. Osmaniyeliyim deyince direk Bahçeli’yi (bu yazıyı 20 yıl sonra yazsam “o dönem milliyetçi bir partinin genel başkanı” diye eklemem gerekirdi) sordular. Sinir oldum, evet uzaktan akrabam dedim. Mülkiyeliler Birliği’yle ilişkini nasıl tanımlarsın denilince, bir gün o koltukta oturmayı isterim dedim. Sinirlenmiştim. Sonuçlar açıklandı, nasıl oldu da burs çıktı dedim beş gün sonra.

Yedek üye oldum dördüncü sınıfta. Mensubiyet duygusu belirdi birden. Mesele burs da değildi. Beni tanımadıkları halde 2006 yılında bana ayda 150 YTL veren dernek vardı, ben de o derneğe mensup olmak istedim.

Çarşamba söyleşilerine gittim. Aydemir Ceylan geldi bir gün, valilik dönemini anlattı. Hoşuma gitti. Öyle bir okulda okuyorum ki vali bana bir şey anlatmaya geliyor dedim kendime. İnsan kendisinden onur duymaz derler yalandır aslında. Çünkü ben o gün kendimden onurlandım. Ben de olabilirim vali dedim. O da benim gibi işte, taşradan çıkıp gelmiş. O da zor okumuş. O zaman tekrar düşündüm, neden okulu bitirince mülkiyeli olunur diye. Çünkü daha olmamışım.

2008 yılında mezun oldum. Şubat ayında, bir dönem uzattım yani. Başarısız olmama sevindiğim nadir alanlardandır bu. İdari yargı I ve idari yargı II yüzünden uzattım okulu. Şu an hayatta öğrendiğim en değerli akademik bilgi niteliği taşıyan bu iki derste hoca beşer puan verseydi 2007 yılında mezun olurdum. Ama eksik olurdum.

150. yıl etkinliklerinde görev aldım. Vecdi Gönül de görev almıştı benim gruplardan birinde. Eski bir bakan yani. Uluç Gürkan vardı, gazeteci, siyasetçi. Babam yazısını okumak için 1 km ilerideki bayiye yürürdü sabahın soğuğunda, adam yanımda oturuyordu. Rakı içiyoruz beraber. Vay be dedim, kendime inancım geldi. Bu okul demek ki böyle bir yermiş dedim. Mezun olunca daha iyi anladım Mülkiyelilik ne demek diye.

Birlik, beraberlik demekmiş. Fayda sağlamakmış, öğrencisine de, topluma da, bireye de. Entelektüel bir birliktelikmiş örümcek ağına sarılmış sosyal bağlantılarımızda. Yeniden doğmakmış sütunlu salonda yürürken, küçük amfiye sebepsiz inme isteğiymiş mülkiyelilik, uzak kalınca kıymeti anlaşılanmış demek ki. Öğrenciyken girince çıkmak istemezdik, herkesin bir mekanı vardı kendiyle özdeşleştirdiği. Kimi tuvaletin karşısında otururdu. Kimi akvaryumda. Kütüphaneden çıkmayan kişiler kimdir bilmem, ben öylesine rastlamadım. (bekli de kütüphaneye gitmiyordum, neyse bu bahsi kapatalım) Ama zaten akşam altıda kapanırdı kütüphane. Kütüphaneye gitmesem de protesto etmiştim bu durumu. Talep mantıklı gelmişti bana. Eylemci bir ruhtu aslında bunun sebebi.

Dört senedir dinlediğim inek duasını hatırlardım. Dekanından çaycısına, profesöründen asistanına laf atabilen bir topluluğun parçası olduğumu hissettim. Elbet haklıysam, kazanacağım dedim. O zamanlar Celal hocaydı dekan. Aralık ayında çatı yapımına kızıp “Müteahhit Cemal” lakabını takmıştım dekana. Yaymıştım bunu bir de, demokratik hakkımı kullandığımı fark ettim. Demokrasiye inandım Mülkiye’de. Cebeci Nizamiye’den çıktığımda iki adım atıp şehre girdiğimde yoksun kaldığım demokrasiye inandım.

Aralık ayında çatı yapılmasının nedenini sorguladığımda da hak verdim dekana, seneye aynı para gelsin diyeymiş. Jestiyon usulünü sorguladım bu sayede. Gündelik hayatı akademikleştiriyordum ben de diğer öğrenciler gibi.

Başka bir histi bu, haklı bir sevinçti bir bakıma. 2001 yılında kazandığın ODTÜ siyaset bilimi ve kamu yönetimini bırakıp geldiğim Mülkiye’ydi bu duyguyu yaşatan. Hem ne yaşatma. Dincisi de vardı sınıfımda, laik de, alevi de. Konuşabiliyorlardı, iletişim kuruyorlardı. Dedelerinden ve yörelerinden miras kalan ideolojileriyle. Kim ne derse desin, farklıdır mülkiyenin solcusu da, sağcısı da, nurcusu da farklıdır. Alevi sunni konuşulmaz. Kavga fikirdendir. Yeri gelir yumruklar çekilir, ama bir inanç vardır. Katılırsın, katılmazsın. Fikri uğruna dayak yiyebilen insan kaç kişi vardır etrafımızda, ya da biz dayak yemeyi göze alabilir miyiz bu yaşımızda.

Kavgalarla yoğrulur Mülkiyelilik. Bitirdikten sonra ne yaparsan yap; ister köyüne git, ister bakan ol. Yazlığın varsa git balık tut, resim yap. Ama nafile, işlemiştir içine Mülkiyelilik. İnanmazsanız sayın gazetelerde, televizyonlarda satılmış mülkiyeli sayısını. Benim gördüğüm yok, bilen varsa söylesin. Yoktur, inanmıştır. Uğruna kafa patlatmıştır. Belki cumhuriyete karşıdır, din devleti istiyordur belki de. Liberaldir, sosyalisttir. Eşcinseldir, maçodur. Ama imkan verirsin, saygı duyarsın, onun ikliminde nefes alabileceğine inanırsın. Mülkiyelidir çünkü, senin ona duyduğun saygıyı anlar, Recep amcanın çayını yudumlarken anlar. Ve hatta karbonatlı çayın bu kadar güzel olabileceğinin farkına varır koridordaki fotoğrafları daha önce yüz elli kere de incelemiş olsa, yine incelerken. Başka bir duygu hisseder. Kiminin gözü Sina Hocayı arar, kimi Bülent Daver’i, mahzunca geçer Alpaslan Hocanın odasının yanından.

Belki Ağaoğulları’nı görür, yürüyen karizmanın savurduğu antik yunan rüzgarıyla Aqiounolu Thomas’a kadar gider 3 saniyelik görüntü. Çıkar sonra arka bahçeye, evinde gibi sanki. Yıllardır apartmanda otursa da babannesinin evini hatırlatır arka bahçe. İnek bayramlarında sanat müziği gelir aklına ve “beyaz kelebekler”. Şenlik değildir onlar. Bayramdır. Cebindeki üç kuruş parayla tişört diktirirler o gün için. “Abaza Kamu” yazdırmaktır tek dertleri, tişörtlerinin arkasına. Bir kısmı züppeyun yazdırır, amelesi vardır bunların, bakkalı vardır, geyikhandır kimisi. Yarın öbür gün müsteşar olacaktır, belki bir vali, belki de büyükelçi. Yıkar bütün otoriteyi, insan olduğunu hatırlar öğrenciliğinde Mülkiyeli. Hepimiz insanız diyebilir bir gün en faşisti bile.

Bundandır işte, Mülkiyeyi bitirip hizmetli bile olsan abi diyesin gelir Mülkiyeli genel müdürüne. O genel müdür değildir artık. Aynı ocaktan büyüdüğün abindir. Kardeşlik müessesidir çünkü Mektep. Bahçede başlar girer girmez, sen de binanın içinde muz ağacının ne işi var diye sorgularsın tüm diğer aile fertleri gibi. Köklü bir ailedir ama. Çünkü üniversite değildir orası. Fakültedir hala. Rastlamazsın Ankara Üniversitesi İktisadı bitirdim diyene. Onu diyenin suratına çakasın gelir, sanki sana küfredilmiş gibi. Ortaktır bu duygu Mülkiyelide. Hoşgörüyü getirir sonra. Ondandır mülkiyeli vekillerin saygınlığı. Yaşam hakkına saygı gösterir. İnandığı düşüncesine rağmen konuşabilirsin mesela onunla, kabul ettiremesen de. En azından söyledim dersin.

Siyasal alanda bakarsın Mülkiyeliye. En rezilinde bile hoşgörü vardır. Azarlarken bile insandır. Ondandır azarlamayı bile beceremeyenlerin mülkiyeli olma hak ve imkanına sahip olamayışları. 62 üniversiteden fahri doktora alıp da bir kez olsun Mülkiye’de anılmayışları.

Memleketin önündedir bu anlamda. Önce Mülkiye, Sonra Türkiye deyişi boşuna değildir. Öğrenmeden geçemezsin çünkü dersi. Talip olduğun görev için önüne konan süreçtir Mülkiye. Tamamlamadan tamamlanmazsın. Öğrenciyken hayıflansan da not sistemine, bitirdiğinde anlarsın. Mektepte geçirdiğin zamana değil, mektep dışında geçirdiğin zamana yanarsın.

Başka okula benzemez Mülkiye. Yani girince kaybolmazsın içinde. Küçüktür. Bahçeli bir köy evine benzer. Tanıştır herkes birbiriyle. Adını çıkarmazsın çok olsa, görsen kesin tanırsın. Mezunlarının en çok ziyaret ettiği okuldur zaten. Berberine gelirsin hiçbir şey bilmiyorsan. Kötü de kesse, gelirsin. Belki birini görürüm umuduyla. Arkadaşını görürsün koridorda, okulda hoca olmuştur. Doktordur, doçenttir. Ama hala candır. Kibir yoktur. Çay içersin. Çayın dumanıyla ısınırsın. Mutlu olursun.

Yıllardır görmesen de o binayı, her gördüğünde yeniden kayıt olursun. Ve sonra hayatının her alanında çıkan karşıt görüşlerde bulursun mülkiyeliyi. Kayıt günün aklına gelir. Karşındaki mülkiyeli de seni görür gözlerinden. Bina mı dersin, bahçe mi dersin. Ne dersen de buluşursun mülkiyeliyle. Anlaşırsın, uzlaşmasan da. En dindarının yanında bile ateizmden bahsedebilirsin. En komünistine bile onunla geçirdiğin zamanın fırsat maliyetini dile getirebilirsin. Konuşma hakkına inanırsın çünkü mektebe girdiğinden beri. Hem kendi, hem de başkasının konuşma hakkına.

İşte bu değerler yitirildiği içindir ülkenin içinde bulunduğu durumun ahvali. Dinlemeyen bir iradenin yönetiminde konuşma hakkını unutmaya başlarsın. Gazetecin bile soru sormaya korkar, kamu gücünü emanet usulüyle yürüten başbakanına. Tasfiye edilen yalnızca mülkiyeli valiler, büyükelçiler değildir. Hoşgörüsüzlük egemen kılınmıştır. Biat sarmıştır her yanı. Ve Ankara Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler bölümü, İşletme bölümü mezunlar vermeye başlamıştır mülakatlarda. Hoşgörü geleneğinden gelmek ayıplanmıştır küçülen devlet bürokrasisinde. Kamu hizmeti kelimesi yasaklanmıştır yönetişim sarmalında. İşte bu nedenle ÖNCE MÜLKİYE demek gerekmiştir belki de. Çünkü o kale düşerse zemini sarsılır bu memleketin. Vatandan başka bir aşk istemeyen bir nesildir o kalenin bekçileri. En hırsızının vicdanı bile ayakkabı kutusundan taşacak kadar fazladır. Bu nedenle ayıbı ortaya çıktığında çekip gitmesini bilir. İstifa etmek için bile talimat beklemez.

Bir nebze de olsa utanır camiasından. Herkes gitse de o camia yanındadır çünkü. Konur sokağa girdin mi girebilirsin birliğin binasına. Açıktır kapısı. Alternatif vakıf kursan da girebilirsin. Ve hatta seçmen olup oy bile kullanmana hoşgörü vardır bu camiada. Çünkü demokrasi sandıktan ibaret değildir.

Duyurmaktır sesini. Kaybetsen de kazansan da fikrini duyurma hakkın vardır. Hürriyet vardır dolu dolu ruhunda. İşlemiştir işte, sütunlu salonda, küçük amfide ya da konferans salonunda. Girmiştir kanına demokrasi. Kimisi için Fransız İhtilalı’dır, kimisine göre Amerikan Devrimi. Müslümanlığın doğuşu bile olabilir hissettikleri. Ama güçlüdür mülkiyeli. En azından uzun ömürlüdür fikirleri. Hissedilir yokluğu zamanla. Çünkü doğruyu söyleyen birilerine ihtiyaç duyar her tiran, jöle kafa soytarılarından bıktığımda. Tokatlamak spor sayılabilir bakanını kendi dünyanda, ama mülkiyeli karşılık verir her tokadına. Ezdirmez kendini halifenin buyruklarına. Ve yokluğunda çıkar tüm demokratik krizler. Mülkiye camiası sessiz kaldıkça yok olur ümitler.

Şimdi kendinize sorun Mülkiye camiasının sessiz kalma hakkı var mıdır bu ülkede. Ya da hakkı değil midir her Mülkiyelinin hak arayan bir Birliğe sahip olmak. Artık bu haktan öte zorunluluk olmuştur. Hepimiz için.

Gece yarısı kalkıp bunları yazacak kadar duygulanmama sebep olan tüm Önce Mülkiye grubuna teşekkür ediyorum.


Ozan BARDAKÇI

11.01.2014 03.16 Ankara

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on Fandom

Random Wiki