Fandom

Yeni Wiki

Sırat-ı mustakim

67.062pages on
this wiki
Add New Page
Talk0 Share

hidayet Hidayet, İslam dini terimi. Hidayet Bakara Suresinin 120 inci ayeti kerimesine göre Allah'a ulaşmaktır.

BAKARA-120:inne hudallahi huvel huda(muhakkak ki Allah'a ulaşmak var ya,işte o hidayettir)

Hidayet Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

HİDAYET Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

HİDAYET-EDÂ f. Hidayete sebeb olan. Hidayet verici.

Birlik olalım Kurtulmanın Yoktur Başka Yolu
Irkların Dağılmasıyla Geldi Kainatın Sonu
Başka Ayrım Yok ! Yüce Allah' Birdir.
Ya Rab ! Şu Alemi Hidayetine Girdir.
Mehmet Akif Ersoy

SIRAT-I MUSTAKÎM

İnişi ve yokuşu olmayan, dümdüz, işlek, açık, doğru ve büyük yola /caddeye denir. İstiâre-i temsiliye ile emir ve yasaklarında, helal ve haramlarında, hüküm, öğüt ve tavsiyelerinde en doğru olan İslâm Dinine de sırat-ı müstakîm denmiştir.

Tarîk, sebîl ve sırat kelimeleri yol demektir. Ancak genel olarak yola, tarîk; işlek yola sebîl; işlek, doğru, büyük ve açık yola ise sırat denir. Bu doğru yolun diğer isimleri rüşd, hüdâ, minhâc, şeriat, sünnet ve dindir. Sebîl, tarîk, sırat ve din kelimeleri Kur'ân'da müstakîm, rüşd, kıyem ve sevâ kelimeleriyle nitelenmiştir.

Kur'ân'da "Sırat-ı müstekîm";

"Sırâtullah", Allah'ın yolu (İbrahim,14/1),

"Sebîlüllah", Allah'ın yolu (Bakara, 2/154),

"Sırâtü'l-Hamîd", Hamîd olan Allah'ın yolu (Hac, 22/24),

"Sırâtı'l-azîzi'l-hamîd", Azîz ve Hamîd Allah'ın yolu (İbrahim, 14/1),

"Sırâtı's-Seviyyi", doğru yol, (Tâ-hâ, 20/135),

"Sebîlür-rüşd", doğru yol (A'râf, 7/46),

"Sebîlü'r-raşâd", doğru yol (Mümin, 40/29),

"Sebîlü Rabbike", Rabbinin yolu (Nahl, 16/125),

"Sevâü's-sebîl", doğru yol (Mâide 5/12),

"Sevâü's-Sırât", doğru yol (Sâd, 38/22),

"Tarîk-ı müstakîm", dosdoğru yol (Ahkâf, 46/30) ve "kendilerine nimet verilenlerin yolu" (Fâtiha, 1/7) kavramlarıyla da ifade edilmiştir.

Doğru yolun zıddı olarak Kur'ân'da;

"Sebîlü't-tâğût", tağut yolu (Nisâ, 4/76),

"Sebîli'l-mücrimîn", mücrimlerin yolu (Mâide, 5/55),

"Sebîli'l-müfsidin", bozguncuların yolu (A'râf, 7/142),

"Sebîlü'l-ğay", sapıklık yolu, eğri yol (A'râf, 7/146),

"Sırâtü'l-cahîm", cehennem yolu (Saffât, 37/23),

"Tarîk-ı cehennem", cehennem yolu (Nisâ, 4/169),

"Sebîlü'llezîne lâya'lemûn", bilmeyenlerin yolu (Yûnus, 10/87) ve

"Ğayri sebîli'l-müminîn", müminlerin yolundan başka yol (Nisâ, 4/115) tabirleri kullanılmıştır.

Sırâtı Müstakîm, bütün peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri Allah yolunun, bir tek Allah'ı kabul esasına dayalı tevhîd dininin en bariz niteliğidir; bütün peygamberlerin, sâlih, sâdık, muttakî ve Allah'ın hidâyete erdirdiği insanların izlediği yoldur.

Kur'ân'da; Allah'ın (Hûd, 11/56), Hz. Muhammed (a.s.)'in (Zuhrûf, 43/43) diğer Peygamberlerin (En'âm, 6/87), îmân edip sâlih amel işleyen (Hac, 22/23), Kur'ân'a sarılan (Âl-i İmrân, 3/101) ve adaletle emreden (Nahl, 16/76) müminlerin doğru yolda oldukları; Allah'ın (Hac, 22/54), Peygamberin (Şura, 42/52-53) ve Kur'ân'ın (Ahkâf, 46/30, İsra, 17/9). insanları doğru yola ilettikleri bildirilmiştir.

Gerçekte insanları hidâyete, doğru yola götüren Allah'tır. Ancak Allah, peygamberini insanları doğru yola çağırması için, Kur'an'ı da doğru yola iletmede rehber olması için göndermiştir.

Doğruyu bulmak isteyen kimse, kendine Kur'ân'ı rehber, Peygamberi (a.s.) önder edinerek, îmân edip sâlih ameller işlemesi gerekir. (İ.K.)

Sırat-ı Müstakim En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek. (Sırat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adâlete işârettir. Şöyle ki: Tegayyür, inkılâb ve felâketlere ma'ruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri cezb ve celb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat nâmiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki; nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.Ve keza kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise; hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinab eder... Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir. İ.İ.)

Edit

Lupa.png Özel ad Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Kuran'a göre Allah'a kulluğun en doğru yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1] Nuvola apps bookcase.svg Köken

Books-aj.svg aj ashton 01f.svg Kaynaklar

Hadî Birinci. Mazluma yardım eden. Deveyi şarkı söyleyerek süren. Hâdî Hidayete ermiş. Mürşid. Rehber, delil. Hidayet yolunu gösteren. Hidayete, doğruluğa eriştiren. Önde giden. Hadi' Hileci, aldatıcı. Bozuk, fena. HÂDÎ Doğru yolu göstermek, irşâd etmek, doğru yola gitmek anlamındaki "h-d-y" kökünden türeyen hâdî (çoğulu hüdât), yol gösteren, rehber, mürşit demektir. Allah'ın sıfatı olarak hâdî; lütfu ile kullarına hidâyet eden, kurtuluşa götüren ve doğru yolu gösteren demektir. Allah'ın insanlara hidâyeti 4 şekilde olur: a) Her mükellef insana akıl, kabiliyet, anlayış ve zarurî bilgiler vermesiyle: "(Musa), `Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren sonra ona doğru yolu gösterendir,' dedi. (hedâ)" (Tâ-hâ, 20/50) âyetinde geçen "hidâyet" bu anlamdadır. b) Gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplar vasıtasıyla insanlara doğru yolu göstermesiyle: "Onları (peygamberleri) emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık..." (Enbiyâ, 21/73) âyetinde geçen "hidâyet" bu anlamdadır. c) Doğru yola gelmek isteyeni bu isteğinde muvaffak kılmasıyla: "Hidâyete erenlere gelince Allah onların hidâyetlerini arttırmış ve onlara takvalarını vermiştir." (Muhammed, 47/17), "...Kim Allah'a îman ederse, Allah onun kalbine hidâyet eder..." (Teğâbün, 64/11) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır. d) Âhirette cennete koymasıyla: "Onlara (Allah yolunda savaşanlara) hidâyet edecek ve durumlarını düzeltecek, onları (dünyada iken) kendilerine tarif ettiği cennete sokacaktır." (Muhammed, 47/5-6), "(Cennet halkı)... lütfedip bizi buraya getiren (hedana) Allah'a hamd olsun, Allah bize hidâyet etmeseydi biz hidâyete eremezdik... (derler)" (A'râf, 7/43) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır. Bu dört hidâyet sırasıyla birbirine bağlıdır; birincisi olmadan ikincisi, ikincisi olmadan üçüncüsü, üçüncüsü olmadan da dördüncüsü hasıl olmaz. Dördüncü varsa ilk üçü, üçüncü varsa ilk ikisi önceden var demektir. Gerçek anlamda hâdî Allah'tır. Mecâzî anlamda insan için de hâdî denilmiştir. Kur'ân'da "hâdî" ismi özellikle Peygamberler ve Allah için kullanılmıştır. "Her toplumun bir hâdî'si vardır." (Ra'd, 13/7) Allah'ın sıfatı olarak hâdî iki âyette geçmiştir: "...Gerçekten Allah, îman eden kimseleri doğru yola mutlaka iletendir." (hâdî) (Hac, 22/54); "Yol gösterici (hâdî) ve yardım edici (nasîr) olarak Allah yeter." (Furkân, 25/31). Allah'ın hidâyet etmesi Kur'ân'da daha çok "hedâ-yehdî" fiiliyle ifâde edilmiştir. "Allah kime hidâyet ederse doğru yolu bulan odur..." gerçeği birçok âyette vurgulanmıştır (bk. A'râf, 7/178; İsrâ, 17/97; Kehf, 18/17); "Allah kime doğru yolu gösterirse artık onu saptıran olmaz..." (Zümer, 39/37). Allah, kimi de saptırırsa onun için doğru yolu gösteren, (A'râf, 7/186), dost, mürşid (Kehf, 18/17) ve yardımcı (Nahl, 16/37) yoktur. "Allah, dilediğini doğru yola iletir..." (Bakara, 2/213), "dilediğini de sapıtır..." (İbrahim, 14/4). Allah'ın hidâyeti veya saptırması keyfi değil bir bilgiye, hikmete ve insanların davranışlarına göredir. Çünkü Allah âdildir, zâlim değildir. Kur'ân'da kimlere hidâyet ettiğini, kimlere etmediğini bildirmiştir. Mesela fâsıklara, zalimlere, kâfirlere (Bakara, 2/26, 258, 264), yalancı nankörlere (Zümer, 39/3), müşriklere (Mü'min, 40/28) hidâyet etmez. Ancak "kendisine yönelenlere hidâyet eder." (Ra'd, 13/27). Allah, yolundan sapanı da hidâyete ereni de bilir (Nahl, 16/125). (İ.K.) Hidayet, İslam dini terimi. Hidayet Bakara Suresinin 120 inci ayeti kerimesine göre Allah'a ulaşmaktır. BAKARA-120:inne hudallahi huvel huda(muhakkak ki Allah'a ulaşmak var ya,işte o hidayettir) Hidayet Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak. HİDAYET Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak. HİDAYET-EDÂ f. Hidayete sebeb olan. Hidayet verici.

Edit

Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1] (Arapça)

Nuvola Turkish flag.svg Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

Edit

Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] doğru yol,hak olan müslümanlık yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1]Arapça

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddeyle ilgili deyimleşmiş sözler">Crystal Clear app Login Manager.png Deyimler

[1]hidayete ermek

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f.svg Kaynaklar


ku:hidayet ky:hidayet

Edit

Lupa.png Özel ad Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Kuran'a göre Allah'a kulluğun en doğru yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1] Nuvola apps bookcase.svg Köken

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f.svg Kaynaklar

SIRAT-I MUSTAKÎM


İnişi ve yokuşu olmayan, dümdüz, işlek, açık, doğru ve büyük yola /caddeye denir. İstiâre-i temsiliye ile emir ve yasaklarında, helal ve haramlarında, hüküm, öğüt ve tavsiyelerinde en doğru olan İslâm Dinine de sırat-ı müstakîm denmiştir.

Tarîk, sebîl ve sırat kelimeleri yol demektir. Ancak genel olarak yola, tarîk; işlek yola sebîl; işlek, doğru, büyük ve açık yola ise sırat denir. Bu doğru yolun diğer isimleri rüşd, hüdâ, minhâc, şeriat, sünnet ve dindir. Sebîl, tarîk, sırat ve din kelimeleri Kur'ân'da müstakîm, rüşd, kıyem ve sevâ kelimeleriyle nitelenmiştir.

Kur'ân'da "Sırat-ı müstekîm";

"Sırâtullah", Allah'ın yolu (İbrahim,14/1),

"Sebîlüllah", Allah'ın yolu (Bakara, 2/154),

"Sırâtü'l-Hamîd", Hamîd olan Allah'ın yolu (Hac, 22/24),

"Sırâtı'l-azîzi'l-hamîd", Azîz ve Hamîd Allah'ın yolu (İbrahim, 14/1),

"Sırâtı's-Seviyyi", doğru yol, (Tâ-hâ, 20/135),

"Sebîlür-rüşd", doğru yol (A'râf, 7/46),

"Sebîlü'r-raşâd", doğru yol (Mümin, 40/29),

"Sebîlü Rabbike", Rabbinin yolu (Nahl, 16/125),

"Sevâü's-sebîl", doğru yol (Mâide 5/12),

"Sevâü's-Sırât", doğru yol (Sâd, 38/22),

"Tarîk-ı müstakîm", dosdoğru yol (Ahkâf, 46/30) ve "kendilerine nimet verilenlerin yolu" (Fâtiha, 1/7) kavramlarıyla da ifade edilmiştir.

Doğru yolun zıddı olarak Kur'ân'da;

"Sebîlü't-tâğût", tağut yolu (Nisâ, 4/76),

"Sebîli'l-mücrimîn", mücrimlerin yolu (Mâide, 5/55),

"Sebîli'l-müfsidin", bozguncuların yolu (A'râf, 7/142),

"Sebîlü'l-ğay", sapıklık yolu, eğri yol (A'râf, 7/146),

"Sırâtü'l-cahîm", cehennem yolu (Saffât, 37/23),

"Tarîk-ı cehennem", cehennem yolu (Nisâ, 4/169),

"Sebîlü'llezîne lâya'lemûn", bilmeyenlerin yolu (Yûnus, 10/87) ve

"Ğayri sebîli'l-müminîn", müminlerin yolundan başka yol (Nisâ, 4/115) tabirleri kullanılmıştır.

Sırâtı Müstakîm, bütün peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri Allah yolunun, bir tek Allah'ı kabul esasına dayalı tevhîd dininin en bariz niteliğidir; bütün peygamberlerin, sâlih, sâdık, muttakî ve Allah'ın hidâyete erdirdiği insanların izlediği yoldur.

Kur'ân'da; Allah'ın (Hûd, 11/56), Hz. Muhammed (a.s.)'in (Zuhrûf, 43/43) diğer Peygamberlerin (En'âm, 6/87), îmân edip sâlih amel işleyen (Hac, 22/23), Kur'ân'a sarılan (Âl-i İmrân, 3/101) ve adaletle emreden (Nahl, 16/76) müminlerin doğru yolda oldukları; Allah'ın (Hac, 22/54), Peygamberin (Şura, 42/52-53) ve Kur'ân'ın (Ahkâf, 46/30, İsra, 17/9). insanları doğru yola ilettikleri bildirilmiştir.

Gerçekte insanları hidâyete, doğru yola götüren Allah'tır. Ancak Allah, peygamberini insanları doğru yola çağırması için, Kur'an'ı da doğru yola iletmede rehber olması için göndermiştir.

Doğruyu bulmak isteyen kimse, kendine Kur'ân'ı rehber, Peygamberi (a.s.) önder edinerek, îmân edip sâlih ameller işlemesi gerekir. (İ.K.)

Sırat-ı Müstakim En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek. (Sırat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adâlete işârettir. Şöyle ki: Tegayyür, inkılâb ve felâketlere ma'ruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri cezb ve celb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat nâmiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki; nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.Ve keza kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise; hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinab eder... Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir. İ.İ.)

Kur’an-ı Kerim’in Ümmü’l-Kitab’ı olan Fatiha Suresi’nde Yüce Yaratıcı(c.c.) bize bir dua öğretmektedir. Bu dua insanoğlunun, hayatın çapraşık, sonu gelmez yollarına karşılık, Sırat-ı müstakime doğru sevk ettirmesi için Allah’a nasıl dua edeceğini göstermektedir: “Ya Rabbi! Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’. Bu muazzam dua kul olmanın, gereğini yerine getirmenin çabası dahilinde, Allah’ı mevla ve vekil kılmayı bizlere öğretmektedir. Yüce Allah kullukla sırat-ı müstakime ulaşılacağını şu ayetle beyan etmektedir: “Bana kulluk edin, doğru yol budur.’’ (Yasin, 61) Kulluk, Allah’ı tanıma, O’ nun hayata karışan yegane güç olduğunu haykırma, durum ve şartlar ne olursa olsun, Allah’a karşı sorumluluğun yerine getirilmesi için mücadele ve mücahede etme ve bu şuurla hayata anlam yüklemedir. Kulluk “Eşhedü’’ ile başlayan, ibadet, taat ve kullukla olgunlaşılan bir süreçtir. Kul olabilmek için Allah’a sımsıkı sarılmak gerekiyor ki, bu sımsıkı sarılış, işte Kur’an’ın ilk suresinde yer alan her müminin üzerinde olması gereken sırat-ı müstakime ulaştırıyor. “Allah’ın ayetleri önünüzde okunuyorken ve Resulü de içinizde bulunuyorken sizler küfre nasıl dönersiniz ki? Halbuki her kim Allah’a sımsıkı tutunursa muhakkak o, doğru yola çıkarmıştır.’’ (Ali İmran, 101)Edit

<p style="margin-right: 0cm; margin-left: 2.25pt; margin-top: 0cm; margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; ">

Hayat bir kısa yolculuk. Bu yolculuk nasıl olacak, bunu tayin eden, kişinin kendi hür iradesinden başka bir şey değildir. Bu yolculuğu Allah’a doğru yol almanın bir aracı olarak kabul etmek, mümince bir hayata atılan ilk adım olacaktır. Allah bu imtihan dünyasını yaratırken, kişinin önüne iki seçenek koymuştur. Kim Allah’a kul olma yolunu seçerse, onun ecrini dünya ve ahirette alacaktır, kim de dünya hayatının ebedi olduğu düşüncesiyle hareket ederek, seküler bir hayatın yegane hayat olduğuna kani olur, o belki dünyayı debdebe ve gösteriş dolu yaşayacaktır, ama ahiret onun için hüsran olacaktır. “Kim ahiret ekinini isterse, biz ona kendi ekiminde artırmalar yaparız, kimde dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz, ancak onun ahirette bir nasibi yoktur.’’ (Şûra, 20)

Allah’ın sıratı müstakiminde seyretmek için şeytanla mücadele içerisinde olmak gerekiyor. Çünkü şeytan insanların yaratılış zafiyetlerini çok iyi bilmektedir. Zaten bunun için sırat-ı müstakim üzerinde oturacağını söylemiştir, Allah’a. “İblis dedi ki: Beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de onları saptırmak için mutlaka senin sırat-ı müstakimine pusu kurup oturacağım.’’ (A’raf, 16) O zaman sırat-ı müstakim yolcusunun önüne çıkacak engellemelere karşı mücadele edeceği silahları olmalıdır. Bunlar da Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Kişi Kur’an’a yârân olursa, onu yanından ayırmazsa, bütün fiil ve hareketlerinde onun için bir mihenk olursa, sırat-ı müstakim, onun için kolay yürünecek bir yol haline gelir. “İşte size Allah’tan bir nur parlak bir kitap geldi. Allah bununla rızası ardınca gideni selamet yollarına ulaştırır. Ve izniyle onların zulmetlerden nura çıkarıp sıratı müstakime sevk eder.’’ (Maide, 6)

Kur’an-ı Kerim öyle bir kitap ki, hayatı kendi anlamı içerisinde nasıl yaşanacağının formüllerini kul olmaya çalışan insanlara öğreten, kişinin şeytanla mücadelesine karşı amansız yardımcı olan yegane ilâhî düsturlar manzûmesi. Böyle çok yönlü bir kitap, sırat-ı müstakim yolcusunun, sırat-ı müstakim üzerinde karşılaşacağı engelleri çözmek için başvurulacak ilahi bir dayanak olarak yanı başında durmaktadır. Çünkü sırat-ı müstakimde olmak, vahye, Kur’an’a tutunmak demektir. “Sen sana vahyolunana tutun. Muhakkak sen doğru bir yol üzerindesin’’ (Zuhruf, 43) Kişinin şeytanla mücadelesinde sığınacağı ikinci büyük sığınak ise, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve O’nun tebliğidir. Bu tebliğ, sırat-ı müstakim de sebat etmek için, bir müminin neler yaptığına, nasıl sırat-ı müstakim yolcusu olduğuna dair örnekleri sunmaktadır. Sırat-ı müstakim yolcusu, hayatın hangi merhalesinde, hangi durumlarda, nasıl hareket etmeli, bu yolcunun göz açıp kapayıncaya kadar geçecek olan hayatının “mü’mince’’ olmasının Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şahsında şekillenmesinin örneklerini bize bu Peygamber tebliği açıklamaktadır.

Sırat-ı müstakimde ilerleyen bir kul, nasıl olmalı, Efendimiz bizzat yaşayarak göstermiştir. Bu uygulamaların birini ihmal etmek, sırat-ı müstakim üzerinde duran şeytan’ın kahkahalarla gülmesine, başarılı oldum demesine sebebiyet verecek, sırat-ı müstakim üzerinde düşüp kalkmalar olacaktır. Adı üstünde “dosdoğru yol’’ demek olan sırat-ı müstakim, kendi üzerinde yürüyeceklerin de dosdoğru olmalarını istemektedir. Nasıl ben doğru isem, benim üzerimde yürüyecek olan kimse de bana yaraşır seviyede olmalı demek, onun hakkı ve varoluşunun yegane gayesi olsa gerek. Sırat-ı müstakim kendi üzerinde dimdik yürüyenlerin yoludur. Aksi takdirde Kur’an’ın tabiriyle “yüzüstü yürüyenler’’ sadece kendilerinin sırat-ı müstakim’de oldukları zannında olacaklardır. “Şimdi yüzüstü yürüyen mi doğru yoldadır, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik giden mi?’’ (Mülk, 22) Hz. Peygamber (s.a.v) de Allah’ın sınırlarını koruyan kimsenin, Allah’ın gösterdiği istikamette yaşayanın sırat-ı müstakim üzerinde olduğunu, bu yolu benimseyen kimsenin Allah’ın gösterdiği yoldan sapmayacağını şu hadis-i şerif ile gözler önüne sermektedir: “Allah doğru yola dair bir misal verdi. Yolun iki kenarında iki duvar bu duvarların açık kapıları ve bu kapılar üzerinde örtüler vardır. Bir çağrıcı yolun başında ve bir çağrıcı da onun üstünde şöyle çağırırlar: Allah selamet evine davet ve dileyeni doğru yola hidayet eder. Yolun iki kenarı üzerindeki kapılar Allah’ın hudududur. Bir kimse örtüyü açmadan Allah’ın yasaklarına düşmez. Onun üstünden çağıran kişi, Rabbinin vaızıdır.(vicdandır).’’ (Tirmizi, Kitab’ul-Emsal, 1)

Hayat bir oyun ve eğlence haline gelip, insanoğlunu oyaladığı müddetçe, sırat-ı müstakim işi zorlaşacaktır. “Dünyada garip bir yolcu gibi ol’’ düsturu, asıl önemli olanın, Allah’ın gösterdiği doğrultuda ilerleme olduğunu bizlere ikaz etmektedir. Bu ikazı önemsemek veya önemsememek insanoğlunun kendi elindedir. Önemsemek, yolu doğrultmak, kale almamak ise, tersine gitmek olacaktır. Bugün dünya üzerinde yaşayan insanlar, yolu doğrultmamanın sıkıntısını çekmektedirler. İnsanlık bugün için bir çıkmaz içerisindeyse, buhran hayatın her tarafını kuşatmışsa, kendi çıkarı için bir başkasının hayatı hiç önemli değilse, yanlış yollara sapmasının, yolunu doğrultmamasının neticesidir.

Aslında tüm insanlığa şu kutsal çağrıyı yapıp onlara yollarını düzeltmeleri çağrısında bulunmak gerekiyor: “Şüphe yok ki Allah benim de rabbim sizin de rabbinizdir. Onun için hep ona ibadet edin, işte bu sırat-ı müstakimdir.’’ (Ali imran, 51) Sıratımız öbür dünyada kolay ve serin olacaksa, bugün sırat-ı müstakimden ayrılmamak için gayreti elden bırakmamak elzemdir. Bu da ancak ve ancak kulluk ve özü sözü bir mü’min olmakla , gönül zikir, amel zikir olursa ve Allah’ı veli ve vekil, Resulünü yoldaş edinmekle olur. Hayat bize verilmiş bir emanettir, o emanete riayet etmek, kullukla olur, kulluk ise sırat-ı müstakimin bizzat kendisidir. “De ki Rabbim beni gerçekten dosdoğru bir yola (sırat-ı müstakime) doğru bir dine ,sadece hakka yönelmiş tevhid dini olan İbrahim’in dinine hidayet buyurdu ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı.’’(Enam, 161)

bursamerkezihl/F73Edit

Edit

Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1] (Arapça)

Nuvola Turkish flag.svg Türk Dilleri


|} | width=1% | |bgcolor="#FFFFE0" valign=top width=48%|

|} |}</div></div>

Edit

Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] doğru yol,hak olan müslümanlık yolu

Crystal Clear app Login Manager.png Deyimler

[1]hidayete ermek
<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f.svg Kaynaklar ku:hidayet ky:hidayet

Edit

Lupa.png Özel ad Edit

Ico libri.png Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Kuran'a göre Allah'a kulluğun en doğru yolu

Nuvola apps bookcase.svg Köken

[1] Nuvola apps bookcase.svg Köken

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f.svg Kaynaklar

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on Fandom

Random Wiki