Wikia

Yeni Wiki

Sırat köprüsü

Talk0
56.452pages on
this wiki

SIRAT KÖPRÜSÜ

Sözlükte "yol" manasına gelen sırat, cehennem üzerinde bulunan bir yol veya köprüdür. Müminler cennete bu yoldan geçerek ulaşacaklardır. Onun gerçek mahiyetini ise ancak Allah bilir. Bir rivâyete göre iyi veya kötü amel sahibi olan herkes cehenneme uğrayacak, fakat Yüce Allah iyileri cezalandırmayıp oradan kurtaracaktır. Müfessirlere göre şu âyet-i kerime de buna işaret etmektedir. "İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür." (Meryem, 19/71).

Cehennem üzerinde cennete uzanan bu köprü, belki de insanın dünya hayatı boyunca güzel amellerle inşa ettiği bir köprüdür. İnsanın bu dünyadaki iyi amelleri, öteki dünyada onun önüne bir köprü olarak gelir. Onu cehenneme düşmeden cennete ulaştırır. Öyle anlaşılıyor ki sırat, Allah ve Rasûlünün haber verdiği şekilde ve yalnız Allah'ın bildiği ve takdir ettiği keyfiyette mutlaka olacaktır. Bu hususta şu hadisler de rivâyet edilmiştir. "Daha sonra cehennem üzerine bir köprü kurulur." (Müslim, Îmân, 8) Müminlerden bazıları şimşek misâli, bazıları esen bir rüzgar gibi, bazıları da cins atlar gibi üzerinden geçer. Münafıklar ise emekleyerek geçmeye çalışır ve ateşe düşerler. Kâfirlere gelince köprüden hiç geçemeyip ateşe yuvarlanırlar. (F.K.)

SIRAT

Yol, cadde, geçit. Kur'an-ı Kerim'de sırat, daha çok "müstakim" (doğru) ile sıfatlanarak, Allah'ın rızasına uygun olan ve O'na ileten Tevhid dini ve İslâm dini anlamında kullanılır:

"Kim, Allaha güvenip dayanırsa muhakkak doğru yola (Sırat-ı müstakime) iletilmiştir" (Alu İmrân, 3/101);

"Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rahbinizdir. O halde yalnız O'na ibadet ediniz. Bu doğru yol (Sırat-ı Müstakim)dur (Alu İmran, 3/51).

Fakat ıstılahta sırat denilince ahiretteki "sırat" akla gelir. Sırat mahşer yerinden itibaren Cehennemin üzerinden geçerek Cennete kadar uzanacak bir köprüdür. Bu köprü, haşir günü Cehennemin üzerinde kurulacaktır. Mü'min, günahkâr, kâfir herkes bu köprüye gelecektir. Cennete gidebilmek için bundan başka yol yoktur. Sıratın iki tarafına konulmuş kancalar, oradan geçmeye iyi amelleri yetmeyen kimseleri Allah'ın emriyle çekip Cehenneme düşüreceklerdir. İyi amelleri ağır gelenler, kötülükleri sebebiyle tırmalanıp yara almış olsalar bile Sıratı geçeceklerdir. Bazı mü'minler senelerce sürünerek geçeceklerdir. Sırattan geçiş esnasında Peygamberimiz sırat üzerinde Kurtar, ey Rabbim, kurtar" diye mü'minlere dua edip duracaktır (Müslim, İman, 84/329).

Ebu Said el Hudrî'nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"Mahşerde muhakeme ve muhasebe işlerinden sonra Cehennemin üzerinde bir köprü (Sırat) kurulur. Allah şefaate izin verir. (Mü'minler) ya Allah selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur. Ya Rasulallah, köprü nedir? diye sorulduğunda; "Kaypak ve kaygan bir yoldur. Orada; kancalar, çengeller ve Necidde bilen sa'dan denilen sert dikencikler gibi dikenler vardır. Mü'minler amellerine göre kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi iyi cins yarış atları gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Mü'minlerden kimi sapasağlam kurtulur. Kimi de tırmalanmış (hafif yaralı) olarak salıverilir. Kimileri de Cehennem ateşi içerisine dökülür" (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen Mansur Ali Nasıf, Tâc, V, 394-395).

Ebu Hureyre, Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor: "Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de "Ey Allah'ım, kurtar kurtar" olur" (Buhari ve Müslim'den naklen, Tâc, V, 377-378).

Ebû Sa'id el-Hudri'nin rivayet ettiğine göre, Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskindir. Sırat'ın uzunluğu bin senelik yokuş, bin senelik iniş ve bin senelik de düzlüktür. Bu mesafe bazı insanlar için olacaktır. Her bir kimsenin bu mesafeyi geçmesi, amelleri ile orantılı bir zamanda olacaktır (Mansur Ali Nasıf, Tâc, V.394; Acluni, Keşfül-Hafa, II, 31). Bazı ulemâya göre Sırat'ın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğuna dair rivayetler, bu köprünün üzerinden geçmenin pek müşkil ve zor olduğundan kinayedir.

Mü'minlerin Sırat'ın üzerinden çabuk geçip geçmemeleri, onların haramlara yönelip yönelmemelerine bağlıdır. Kalbine haram işleme düşüncesi gelip de ondan hemen yüz çevirip uzaklaşan kimseler Sırat'tan çabuk geçecektir.

Sırat üzerinde her bir mü'minin yalnız kendisinin faydalanacağı bir nûru vardır. Bu nurdan başkası faydalanamayacaktır. Kimse, başka bir kimsenin nûru içerisinde gidemeyecektir. Nurunun intişarı nisbetinde her bir mü'mini Sırat geniş veya dar olacaktır. Sırat'ın genişliği hadd-i zatında bir ve aynı olduğu halde, üzerlerinden geçenlerin nurları nisbetinde kimisine ince ve sıkıcı, kimisine enli, rahat ve hoş görünecektir.

Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler, günahlarınıza samimi bir tevbe ile Allah'a dönün! Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları önlerinden ve yanlarından koşar da, "Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla; muhakkak sen her şeye kadirsin " derler " (et- Tahrim, 66/8). Bu âyette, mü'minlerin nurlarından kastedilen, iman ve amelleriyle husûle gelen nurlardır. Özellikle bu nurları Sırat üzerinde onları yedip götürecek ve selamete çıkaracaktır. Münafıklar, karanlıkta kaldıkça mü'minler "Rabbimiz, nurumuzu söndürüp de bizi de kâfirler ve münafıklar gibi karanlıkta bırakma! Varacağımız yere kadar nurumuzu devam ettir ki, bu nurla sevinelim, karanlıkta kalıp perişan olmayalım" derler: "O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü'minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler. Onlara, dönün arkanıza da bir nur arayın, denilir. Nihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir" (el-Hadid, 57/13).

Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:

"Sizlerden hiç bir kimse yoktur ki oraya (Cehenneme) uğramamış olsun. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, iman edip kötülüklerden sakınanları kurtarırız. Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız" (Meryem, 19/71-72).

Bir rivayete göre cennetlik mü'minlerin Cehenneme uğramaları, üzerindeki sırattan geçmelerinden ibarettir. Herkes bu köprüye gelecek ve Cehenneme girecek olanlar da buradan gireceklerdir. Mü'minlerin Cennete yollarının Cehennemden geçmesindeki hikmet; sevinçlerinin fazlalaşması ve kurtuldukları için şükürlerinin artması ve kâfirlerin üzüntülerinin çoğalmasıdır. Çünkü dünyada düşman saydıkları mü'minlerin kurtulması, kendilerinin Cehenneme atılmaları, kâfirler için azab üzerine azab olacaktır.

Mutezile'nin çoğu ve Kadi Abdulcebbâr el-Hemedâni (ö. 415/1025), Üzerinden geçmek mümkün olamaz; mümkün olsa bile, Sırattan geçmek müminlere eza ve cefa çektirir” diyerek Sıratı inkâr etmişlerdir.

Halimi (ö. 403/1012) gibi bazı âlimler de, kâfirlerin Sırat'a uğramadan doğrudan doğruya Cehennem'e atılacaklarını söylemişlerdir. Bunlar, bu görüşlerini Ebu Sa'id el-Hudrî'nin rivayet ettiği bir hadise dayandırmışlardır. Bu hadise göre, Mahşerde bir münâdi, "Her ümmet dünyada nelere tapıyor idiyse, onların ardına düşsün" diye çağırır. Bunun üzerine münezzeh ve yüce olan Allah'tan başka şeylere, putlara ve heykellere tapagelen ne kadar kimse varsa, onlardan hiçbiri kalmaksızın Cehenneme dökülürler. Artık ortalıkta iyi ve kötülerden yalnız Allah'a ibadet etmiş olanlar ve ehl-i kitabın kalıntılarından başka kimseler kalmayınca, Yahudiler çağırılacak ve onlara "siz neye ibadet ediyordunuz?" denilecek. Onlar "Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk" diyecekler. Bunun üzerine onlara, "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilir. Bunlar susadıklarını söyleyerek Cenab-ı Allah'tan su isteyince, kendilerine serap gibi görünen ateşe götürülecekler ve birbirlerini çiğneyerek Cehennem ateşinin içine yuvarlanıp döküleceklerdir. Sonra Hıristiyanlar çağırılacak, "sizler kime ibadet ediyordunuz?" denilecek. "Allah'ın oğlu Mesih'e ibadet ediyorduk" diyecekler. Onlara da "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilecek. Bunlar da susadıklarını söyleyerek Allah'tan su isteyince, kendilerine, " Haydi suya gelmez misiniz" diye işaret olunur. Serap gibi görünen Cehenneme doğru toplanacaklar ve birbirlerini çiğneyerek Cehenneme döküleceklerdir". Bu hadisin devamında: Geride kalanlara, tanımadıkları bir surette Allah Teâlâ'nın tecelli edeceği, sonra şiddet ve dehşetin kaldırılarak samimi olarak Allah'a ibadet edenlerin secde etmelerine izin verileceği, diğerlerinin -secde etmek istediklerinde- kafalarının üzerine düşecekleri, daha sonra Allah Teâlâ'nın bunlara ilk gördüklerinden başka bir surette (sıfatta) tecelli edeceği bildirilir. Bundan sonra da Cehennemin üzerine köprü (sıratın) kurulacağı ve şefaate izin verileceği beyan edilir (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen et-Tâc, V, 393-394; metin Müslim'in Sahih'inden özetlenerek alınmıştır, bk. Müslim, Sahih, Kitabül-İman, 81/302).

(Sa'deddin Taftâzani, Şerhul-Makasıd, İstanbul 1305, II, s. 223; Şerhul-Akaid İstanbul 1310; Abdusselâm b. İbrâhim el-Lakkâni, Şerh-u Cevhereti't-Tevhid, Mısır' 1955, s. 235-236; Fahreddin er-Razi, Mefâtihul-Gayb, İstanbul 1308, Kitab-ü Mecmü'atin mine't-Tefâsir, el-Matbaatül-Âmire İstanbul 1319).

“Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem; 71-72) Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: “Allah’ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!” diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.” (Buhari, Müslim)

Sırat köprüsü, mahşer gününde cehennem üzerine kurulan köprüdür. Dünyadaki köprüler sabit ve herkes için aynı olmalarına karşı, ahiretteki bu köprü kişilere ve onların amellerine göre değişkendir.

Çünkü o takva sahipleri için en güvenli köprü durumundadır. Fısk ve fücur ehli için ise, hadis-i şerifte ifade edildiği gibi; “Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” (Ahmed b. Hanbel, Beyhaki)

Ateş çukurunun üzerine kurulan bu ince, keskin köprüyü görmek, sonra onun üstünden geçmek zorunda kalmak, inkarcı ve günahkarlara binlerce ölümden beter olan korkuları bir arada yaşatır. Bu korkularda boşa gider. Çünkü, bu insanlar köprünün değişik yerlerinden yuvarlanıp cehenneme düşerler. Veya cehennemden çıkan katran gibi siyah bir kelle, kuşun yemini kapması gibi bu insanları tek tek ağzına alıp cehenneme indirir. Ya da zebaniler çengel atıp onları baş aşağı çekerler.

İbn Mes’ud (R.A)’ dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Allah evvelkileri ve sonrakileri, (yani bütün insanları) o belirtilmiş gündeki -kıyamet günündeki- duruşma için toplar. Kırk sene ayakta, gözleri hayret ve dehşetle bakar oldukları halde haklarında verilecek hükmü beklerler. Allah-u Zülcelal, bulutların arasında arşdan kürsiyle tecelli eder, sonra bir görevli melek şöyle seslenir: “Ey insanlar! Sizi yaratan, size rızık veren, kendisine ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emreden Rabbinizin, herbirinizi dünyada iken kulluk ettiği şeye kavuşturmasına razı değil misiniz? Bu Rabbimizin adaleti değil midir?” “Evet!” derler ve her topluluk kulluk ettiği ve dünyada gönlünü bağladığı şeye gider.

Dünyada taptıkları şeyler kendilerine gösterilir. Bunun üzerine onlardan bir kısmı dünyada iken taptıkları güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı taşlardan yapılma putlara ve kulluk ettikleri şeylerin benzerlerine giderler.

İsa (A.S)' ya tapanlara İsa (A.S)' nın şeytanı; Üzeyr' e tapanlara Üzeyr' in şeytanı gösterilir. Geriye Muhammed (A.S) ve onun ümmeti kalır. Onlar için de Rabbü’l Alemin tecelli ederek onlara yaklaşır ve: “Niçin siz de insanların gittiği gibi gitmediniz?” buyurur. “Bizim göremediğimiz bir ilahımız var.” derler. “Onu görseniz tanır mısınız?” “Onunla bizim aramızda alamet (nişan) vardır. Onu görsek tanırız.”

“O alamet nedir?”

"Açılacak olan perdedir.” Tam o esnada perde açılır.

“Bütün müşrik olanlar, gösteriş yapanlar yere kapanırlar. Geride sığır boynuzu gibi, boynuzları olan bir grup kalır, secde etmek isterler fakat yapamazlar. (Gözleri düşkün bir halde kendilerini bir zillet saracaktır.) Halbuki vaktiyle (dünyada) başları selamette iken secdeye çağırılıyorlardı da kabul etmiyorlardı.” (Kalem; 42-43)

“Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu, Rabb'inin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem; 71-72)

Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine Sırat Köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: “Allah’ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!” diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.” (Buhari, Müslim)

Sırat Köprüsü, mahşer gününde cehennem üzerine kurulan köprüdür. Dünyadaki köprüler sabit ve herkes için aynı olmalarına karşı, ahiretteki bu köprü kişilere ve onların amellerine göre değişkendir. Çünkü o takva sahipleri için en güvenli köprü durumundadır. Fısk ve fücur ehli için ise, hadis-i şerifte ifade edildiği gibi:

“Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” (Ahmed b. Hanbel, Beyhaki)

Ateş çukurunun üzerine kurulan bu ince, keskin köprüyü görmek, sonra onun üstünden geçmek zorunda kalmak, inkarcı ve günahkarlara binlerce ölümden beter olan korkuları bir arada yaşatır. Bu korkularda boşa gider. Çünkü, bu insanlar köprünün değişik yerlerinden yuvarlanıp cehenneme düşerler. Veya cehennemden çıkan katran gibi siyah bir kelle, kuşun yemini kapması gibi bu insanları tek tek ağzına alıp cehenneme indirir. Ya da zebaniler çengel atıp onları baş aşağı çekerler.

İbn Mes’ud (R.A)’dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Allah evvelkileri ve sonrakileri, (yani bütün insanları) o belirtilmiş gündeki -kıyamet günündeki- duruşma için toplar. Kırk sene ayakta, gözleri hayret ve dehşetle bakar oldukları halde haklarında verilecek hükmü beklerler. Allah-u Zülcelal, bulutların arasında arşdan kürsiyle tecelli eder, sonra bir görevli melek şöyle seslenir: “Ey insanlar! Sizi yaratan, size rızık veren, kendisine ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emreden Rabbinizin, herbirinizi dünyada iken kulluk ettiği şeye kavuşturmasına razı değil misiniz? Bu Rabbimizin adaleti değil midir?” “Evet!” derler ve her topluluk kulluk ettiği ve dünyada gönlünü bağladığı şeye gider.

Dünyada taptıkları şeyler kendilerine gösterilir. Bunun üzerine onlardan bir kısmı dünyada iken taptıkları güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı taşlardan yapılma putlara ve kulluk ettikleri şeylerin benzerlerine giderler.

İsa (A.S)'ya tapanlara İsa (A.S)'nın şeytanı; Üzeyr'e tapanlara Üzeyr'in şeytanı gösterilir. Geriye Muhammed (S.A.V) ve onun ümmeti kalır. Onlar için de Rabbü’l Alemin tecelli ederek onlara yaklaşır ve: “Niçin siz de insanların gittiği gibi gitmediniz?” buyurur.

“Bizim göremediğimiz bir ilahımız var.” derler.

“Onu görseniz tanır mısınız?”

“Onunla bizim aramızda alamet (nişan) vardır. Onu görsek tanırız.”

“O alamet nedir?”

“Açılacak olan perdedir.” Tam o esnada perde açılır.

“Bütün müşrik olanlar, gösteriş yapanlar yere kapanırlar. Geride sığır boynuzu gibi, boynuzları olan bir grup kalır, secde etmek isterler fakat yapamazlar. (Gözleri düşkün bir halde kendilerini bir zillet saracaktır.) Halbuki vaktiyle (dünyada) başları selamette iken secdeye çağırılıyorlardı da kabul etmiyorlardı.” (Kalem; 42-43)

Sonra Allah-u Zülcelal mü'minlere: “Başınızı kaldırın” diye emreder. Başlarını kaldırırlar. Allah amelleri nisbetinde nurlarını verir. Onlardan kimine büyük bir dağ gibi önünde giden; Önünü aydınlatan nuru verilir. Kimine bundan daha küçüğü verilir. Kimine de nuru, hurma ağacı büyüklüğünde, kimine bundan daha küçük... Onların sonuncusuna ayak baş parmağını gösterecek kadar nur verilir. Nuru bir aydınlatır bir söner, önünü aydınlatınca bir adım atar, sönünce durur. Allah-u Zülcelal Hazretleri onları cehennemin yanından geçirir. Hatta cehenneme kılınç ağzı kadar yaklaşırlar.

Allah-u Teala “geçin” diye emreder. Nurları oranında süratle geçerler. Onlardan kimi göz açıp kapayacak kadar bir zamanda, kimi şimşek gibi, kimi bulut gibi, kimi yıldızların kayması gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi atın koşuşu gibi geçerler.

Kimi de -normal bir insanın- yaya olarak yürüyüşü gibi gider. Nuru ayağını görecek kadar verilen kimse yüzü elleri ve ayakları üzerinde başını ayağına doğru eğer. Bir eli sürüklenir, bir eli -bir yere- takılır. Bir ayak sürüklenir, bir ayak bir yere takılır. Derken yanlarına oradan kurtuluncaya kadar cehennem ateşi dokunur. Güçlükle geçer kurtulunca cehennemin kenarında durup: “Hiç kimseye vermediği nimetleri bana veren Allah-u Zülcelal'e hamdolsun. Cehenneme yaklaşmışken beni kurtardı.” der. Cennet kapısının yanındaki nehre götürülür. Orada yıkanır. Cennettekilerin kokusu ve renkleri ona gelir. Kapının aralığından cennette olanları görünce:

“Rabbim! Beni cennete koy!” der. Allah Teâlâ:

“Ben seni cehennemden kurtardım, -şimdi- cenneti mi istiyorsun?”

“Ya Rabbi! Benimle cehennem arasında bir perde yarat ki, cehennemin sesini işitmeyeyim.” diye yalvarır. -Sonra- cennete girer. Önünde yükselen bir makamı görünce: “Rabbim! Bu makamı bana ver.” der. Hak Teala: “Onu verince başkasını istersin.” buyurur.

“İzzetine yemin ederim ki, başkasını istemeyeceğim, Ondan daha güzel makam mı var?” der. Orası kendisine verilir, oraya yerleşir. Onun ilerisinde başka bir makam görür ki, önceki gördüğüne nisbetle çok daha üstündür.

“Rabbim! Bu makamı bana ver.”

“Onu verince başkasını da istersin.”

“Kudretine yemin ederim ki, istemem. Oradan daha güzel hangisi var ki?” Orası kendisine verilir. Oraya yerleşir ve susar. Allah-u Zülcelal:

“Niçin sustun?” buyurur.

“Rabbim! Senden çok şey istedim. Daha fazlasını İstemeye utanıyorum.”

“Sana dünyanın on misli kadar versem istemez misin, razı olmaz mısın?”

“Sen kudret sahibisin, benimle alay mı ediyorsun ?”

“Hayır, gerçek söylüyorum. Ona gücüm yeter. Beni insanlara ulaştır.” der. Hak Teala:

“İnsanların yanlarına git.” buyurur. Cennette hızla yürür, insanlara yaklaşınca ona, İnciden yapılmış yüksek bir köşk gözükür. Hemen secdeye kapanır. Allah-u Zülcelal:

“Sana ne oluyor? Başını kaldır.” buyurur.

“Bana Rabbim gözüktü.” der. Kendisine:

“Orası senin makamlarından, köşklerinden bir tanesidir.” denilir. Sonra bir adama gelince ona secde etmek için hazırlanır. Ona:

“Dur, -secde etme-” denilir.

“Senin meleklerden biri olduğunu sanıyorum.”

“Ben senin hazinedarlarından ve hizmetçilerinden birisiyim. Emrimde bin kahya var.” der.

Hemen önünden yürür, ona köşkün kapısını açar. Köşk; köşkün tavanları, kapıları, kilitleri ve anahtarları oymalı incidendir. Onun karşısında kırmızı yakutla işlenmiş yeşil cevherden yetmiş kapılı bir köşk görünür. Her kapı, rengarenk pırlantalarla işlenmiş, yeşil cevahirden bir salona çıkar. Oralarda koltuklar, yataklar nadide güzel eşler, hizmetkârlar, güzellerin üzerlerine giydiği yetmiş kat ince elbiselerin altından bacaklarının iliği görünür.

Kendileri de o kadar güzel olurlar ki, birbirlerine baktıklarında ayna gibi vücutlarından kendilerini görürler. O güzel simalardan bir an gözünü ayırıp tekrar bakınca yetmiş kat daha güzelleşmiş görür. O, dilbere:

“Gözüme yetmiş kat daha güzelleşmiş görünüyorsun.” der. O da:

“Sen de benim gözüme yetmiş kat daha güzelleşmiş görünüyorsun.” diye karşılık verir. Kendisine:

“Karşına bak” denilir. Bakınca:

“Görebildiğin yüz senelik mesafeye kadar olan herşey senin mülkündür.” denilir.

Bu hadisi dinleyen Hz.Ömer (R.A): “Ey Ka'b! Ümmü Abdin oğlu neler anlatıyor işitiyor musun? Cennet ehlinden en alt makamlarda olana bunlar verilirse, makamı yüce olana neler verilir?” dedi. O da: “Ey Emir'el Mü'minin! Onlara gözlerin görmediği, kulakların işitmediği şeyler verilir.” dedi ve hadisi zikretti. (İbn Ebi'd-Dünya, Taberani, Hakim)

Evet Sırat Köprüsü'nü geçen insanlar için böyle mükafatlar vardır. Bütün insanlar cehennemin üzerine kurulan sırat köprüsünden mutlaka geçecektir. Bu köprünün başı haşr mevkifinde, sonuda geniş bir sahanın bitişiğindedir. Merdivenleri vardır. Onunla cennet kapısına çıkılır. Onun uzunluğu İbn Hacer’in Fethu’l-Bari isimli eserde belirttiğine göre yirmibeşbin senedir.

Hz. Peygamber (sav) hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan Peygamber benim. O gün, Peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: ‘Allah'ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!’ diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı, hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.” (Buhari, Müslim)

Sırat köprüsü, mahşer gününde cehennem üzerine kurulan köprüdür. Dünyadaki köprüler sabit ve herkes için aynı olmalarına karşın, ahiretteki bu köprü, kişilere ve onların amellerine göre değişecektir.

Çünkü o, takva sahipleri için en güvenli köprü durumundadır. Fısk ve fücur ehli için ise hadisi şerifte ifade edildiği gibi: “Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” (Ahmed bin Hanbel, Beyhaki)

Hâkim şöyle rivayet etmiştir: “Bir de sıratta, cehennemin üzerine kurulunca pek çok çengel ve dikenler kulun vücuduna takılır, parçalar, tırmalar. Allah dilediği kimseleri orada alıkor. Kişi kurtulup kurtulamayacağını öğreninceye kadar, kimseyi hatırlamaz.” (Hâkim)

Mademki bu olaylar bizim önümüzdedir öyle ise her insanın bunu düşünmesi gerekir. Bu olayları bize unutturan ve gaflete sürükleyen, dünyanın ve nefsin hevasıdır. Bu olayları yüz akıyla atlatmak için hepimiz mümin kardeşler olarak el ele verip Allahu Zülcelal'in ibadetinde bulunmamız gerekir. Daha ziyadesi O'nun rahmetine sığınmamız gerekir.

Şeyh Ebu Cafer şöyle anlatmıştır: “Sanki uykuda ben kendimi cehennemnin durak yerleri üzerinde durur gördüm de oradaki büyük korkulara nazar ettim, bu korkular üzerinden nasıl geçileceğini nefsimde düşünür gördüm. Bunun üzerinden arkamdan bir sözcü bana: “Ey Abdullah! Arkandaki yükü bırak ve geç diyordu. Ben o kimseye: “Yüküm nedir?” diye sordum. O kimse bana: “Dünyayı bırak ve geç!” dedi”

Gerçekten Sırat Köprüsü'nü selametle geçmek isteyen kimse, dünyadan yüz çevirip Allah-u Zülcelal’in razı olacağı şekilde yaşamalıdır. Sırat Köprüsü'nü geçişte insanlar birkaç çeşittir. Kimi cehenneme düşmekten kurtulur, kimi ona düşer. Bunlarında bir kısmı ebediyen kalacaktır. Kafir ve münafıkları gibi…

Kimi de Allah-u Zülcelal’in uygun gördüğü bir zamana kadar kalır. Sonra ordan çıkar. Bunlar da asi mü’minlerdir. Bunlarda amellerine göre geç veya erken çıkarlar. Kurtulanlardan ileri gelenleri amelleri günahlarından racih olan ve günahlardan salim olanlardır. Bunlar göz çıp kapayıncaya kadar kısa bir zaman içerisinde sırat köprüsünün üzerinden geçeceklerdir. Sonra şiddetli rüzgar gibi geçenler olur, sonra kuşun uçuşu gibi geçenler olur, süratle koşan at gibi geçenler olur. Bir kısmı süratle veya normal yürür geçer. Bir kısmı da emeklemekle üzerinden geçer. Hülasa dünyada doğru yol üzerinde sebat nisbetinde ahiretteki sırat köprürüsünün üzerindeki sebatta o nisbettedir.

Sırat köprüsünde bu geçişte kafirler cehenneme düşecek ve bu sebeple üzüntü duyacaklardır. Ayrıca mü’minlerin kurtuluşu Allah-u Zülcelal’in ihsan ve keremiyledir. Çünkü o, mü’minlere karşı çok şevkatli ve merhametlidir.

Dünyada iken, İslam yolunda ayrılmayan kimse Sırat Köprüsü'nü kolaylıkla geçer, oradan geçerken hiçbir engelle karşılaşmaz, hiçbir zahmet çekmez. Hatta Sırat Köprüsü'nü geçtiğinden bile haberi olmaz. Bunlardan haberi olmadığı için: “Sırat köprüsü nerededir, cehennem nerededir?” diye meleklere sorar. Meleklerde: “Sırattan geçtin, cehennemin ateşi imanındaki nur ile söndüğü için onu bilmiyorsun.” diye cevap verirler.

Kim ki, dünyadan doğru yoldan ayrılır, sapıklığa kapılarak kötü yoldan giderse, ahirette sırat köprüsünden geçerken büyük bir yükün altında ezilir, çeşitli korku ve endişelerle karşılaşarak azaplar ve ızdıraplar içinde kıvranır. Unutmayalım! İnsanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir.

O gün Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanları sırat köprüsünü selametle geçecek ve cennet nimetlerine kavuşacak, inkar edenler ise sırat köprüsünden aşağı düşecek ve cehenneme gireceklerdir. Ayet-i kerimede:

“Beni zikredin, bende sizi zikredeyim.” (Bakara; 152)

buyurulmuştur. Bizim O’nu zikretmemiz, dünyadayken O’nun emirlerine itaat edip, salih amelleri işleyip günahlardan kaçınmamızdır. O’nun bizi zikretmesi ise, bu zor yerlerdede imdadımıza gelmesi ve bizlere yardım etmesidir.

O halde akıllı bir insan gibi nefsine sor; sırat köprüsünden yıldırm hızıyla geçerek Allahın hazırladığı nimetlere mi kavuşmak, yoksa sırat köprüsünden yuvarlanarak, şiddetli azap ve pişmanlığın olduğu cehenne düşmek mi ister. Tabiki nefis güzel olanı. O zaman anlatılanları sadece okumakla kalma, kalp gözüyle görerek yaşa ve o gün için salih amel işleyerek hazırlık yap.

Çünkü her şeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah’ın rızasıdır.

İnsanlar Sırat Köprüsü'nden geçerken iki kısma ayrılacaklardır. Bir kısmına sadece ayak başparmağını gösterecek kadar bir nur verilir. Nuru önünü aydınlatınca bir adım atar, sönünce durur. Bir ayağı sürüklenir, bir ayağı bir yere takılır. Köprüyü geçene kadar yanlarına cehennem ateşi dokunur. Bazıları köprüyü bu şekilde de geçemez. Onun üzerinde yürürken, demir kancalar onu yakalayıp cehenneme çekerler. Hatta bazıları ayağını atar atmaz cehenneme düşerler. Cehennem içinde feryad-u figan ederler.

Bir kısmına ise, önünü aydınlatmak için dağlar gibi ya da hurma ağacı büyüklüğünde ya da bundan daha az bir nur verilir. Bunlar, dünyadaki amelleri, karşılığında verilen o nurlarının miktarına göre sırat köprüsünü süratle geçerler.

Kimisi göz açıp kapayacak kadar bir zamanda, kimisi şimşek gibi, kimisi bulut gibi, kimisi yıldızın kayması gibi, kimisi rüzgar gibi, kimisi atın koşuşu gibi, kimisi de yaya olarak yürüyen bir insanın süratinde sırat köprüsünü geçerler. Bunlar kancalara ve dikenlere takılmazlar, cehennem ateşine düşmezler.

Ey nefsim!

Akıllı olan bir kimse gibi, Sırat Köprüsü'nden geçmenin dehşetini göz önüne getir ve onu iyice düşün. Dünya ile sarhoş olan bir kişinin yapacağı şekilde, bu anlattıklarımızı sanki duymadın, okumadın gibi olma...

Ey nefsim!

Eğer sen dünya muhabbetiyle, keyf-ü sefasıyla sarhoş değilsen ve aklın yerinde ise, bu ikisinden kendine faydalı ve selametli olanı seç.

Eğer sana dağlar gibi bir nur verilmesini, Sırat Köprüsü'nü şimşek gibi, bir yıldızın kayması gibi ya da rüzgar gibi geçmeyi istiyorsan, kancalara takılmamayı ve cehennem ateşine düşmemeyi istiyorsan, söylediğimiz programa uy ve Allah-u Zülcelal'e itaat et!

Ahirette cehennemin üzerinde kurulacak olan sırat köprüsünden herkesin muhakkak geçeceği hususu Kur’an-ı Kerim'de beyan olunmuştur. Ebu Said şöyle demiştir:

“Duyduğuma göre sırat köprüsü, kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” (Buhari, Müslim, Nesai)

Bir rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

“...Sonra (sırat’ı) rüzgar gibi, sonra kuş gibi geçeceksiniz. Sonra insanlar amellerine göre geçeceklerdir. Peygamberiniz sırat köprüsünün üzerinde durup; Rabbim selamete erdir, selamete erdir! Diyecek, nihayet amelleri kendilerini geçirecek derecede olmayanlar, sıratı yavaş olarak yani sürünerek geçeceklerdir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Ahirette bu korkunç köprüyü geçmek zorunda kalmaktan başka bir azab ve sıkıntı bulunmasa, o tek başına bu dünyada aklını başına almaya, gaflet ve sefaletten uzak durmaya, takva ve salih amele dört elle sarılmaya yeterli sebebdir. Kaldı ki, ahiretin bunun gibi pek çok azab ve sıkıntıları vardır. Cehenneme düşüp orada yanmak ise, tarifi imkansız bir azaptır.

Hz. Peygamber (S.A.V) Sırat Köprüsü'nü açıklarken şöyle buyurmuştur:

“Bütün insanlar Sırat Köprüsü'nün üzerinden geçmek zorundadırlar. Köprü dikenlidir. Onun sağında ve solunda duran zebaniler (balık avlamak için denize olta ve ağ atar gibi) kalabalığın üzerine büyük çengeller ve kancalar atarlar ve bunlara takılanları çekip cehennem çukuruna atarlar. Mü’minlarden de (iman ve amellerine göre) kimileri onun üzerinden yıldırım süratiyle geçerler, kimileri rüzgar süratiyle geçerler, kimileri koşan atın süratiyle geçerler. Kimileri hızlı yürüyerek geçerler. Kimileri yavaş yavaş yürüyerek geçerler, kimileri yüz üstü sürünerek geçerler. Kimileri de düşerler.” (Müttefekun Aleyh)

Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:

“Sizden biriniz müstesnâ olmamak üzere ille oraya uğrayacaktır. Bu, Rabb'inin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem; 71-72)

Ebu Hureyre (R.A) Resulullah (S.A.V)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Cehennem kıpkırmızı oluncaya kadar bin sene yakıldı. Sonra bin sene daha yakıldı, ateşi beyazladı. Bin sene daha yakıldı, karanlık gece gibi simsiyah oldu." (Tirmizi)

Yine Ebu Hureyre (R.A) Resulullah (S.A.V)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Ademoğullarının yakıp yararlandığı şu ateş, cehennem ateşinin yetmiş defa soğutulmuş parçasıdır." Ashab: "Bu ateş cehennem için yeterdi." deyince, Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi bu ateşin üzerine altmışdokuz kez artımıdır. Hepsi de bunun sıcaklığı gibidir, ateş iki kez denize batırılıp çıkarıldı, eğer Allah (C.C) öyle yapmasa idi, onun aşırı sıcaklığından dolayı, kimse yararlanamazdı." (Tirmizi)

Ey nefsim!

Sen o zamanı düşün ki, Sırat Köprüsü'nden geçerken simsiyah olan cehennem ateşinin alevleri yukarıya doğru çıkar. Köprü kıldan ince, kılıçtan keskindir. Sen hangi cür'etle ayağını onun üzerine koyacaksın?.. Bir yandan kalbin çarpar, ayakların titrer, öte yandan sırtladığın günahların yürümene engel olur. O günahlarla karada bile yürüyemezsin ki, nerede kaldı bu köprünün üzerinde yürüyebilesin... Daha ayağının birini köprünün üzerine koyunca keskinliğini anladığın vakit halin nice olur?..

Halbuki önündeki insanların birçoğu köprüye adım atar atmaz hemen cehenneme düşerler. Sen de geçerken, cehennemin içinden gelen: "Yandım, mahvoldum." sesleri, feryad-u figanlar kulağının içinde çınlar. Bir yandan kancalar seni yakalayıp, aşağı çekmeye çalışır. Senin de ayağın kayarsa halin nice olur? Artık pişmanlık fayda vermez. Sen de: "Vay, başıma gelenlere.." diye bağırıp durursun.

"İşte korktuğum başıma geldi. Ne olaydı da dünyaya gelmeseydim. Geldim, kötü yolda değil, iyilerin yolunda olsaydım. Keşke toprak olup yok olsaydım ve unutulup gitseydim" dersin!..

Ey nefsim!

Eğer senin üzerine Allah'ın kuvveti, kudreti, azameti ve yardımı olmazsa, sen o sırat köprüsünden nasıl geçebilirsin?

Sırât cehennem üzerinden cennete doğru bir köprüdür. Sırât hakkında birçok sahih hadîs-i şerif vardır. Ashâb-ı Kirâm sırâtın mevcudiyeti husûsunda icmâ ve ittifak etmişlerdir. Şerîatta vuku'u böyle sâbit ve ashâb-ı ikrâmın ittifak eylediği şeyleri inkâr ve te'vîl eylemek, İslam dinini hafife almaktır.Bundan Allâhü Teâlâ'ya sığınırız.Ehl-i sünnet âlimleri; Meryem sûresinin " Hem içinizden hiç biri yoktur ki, mutlak ona varacak olmasın..." âyet-i kerîmesini, Sırât üzerine uğramak ile tefsir etmişlerdir.

Birçok hadîs-i şerîflerde ( sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskindir.Cehennemin üzerine kurulur) diye bildirilmiştir.İmâm Müslim'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: " Herkesten önce ben ve benim ümmetim sırat köprüsünden geçeriz. Sırât üzerinden geçerken peygamberlerden başkası bir şey söyleyemez.

Onlar da, yâ Rabbi,ümmetlerimize selâmet ihsan eyle! derler". buyuruldu. Mükellef olan bütün insanlar sırat üzerinden geçeceklerdir. Kimi göz açıp kapayıncaya kadarlık zamanda, kimi yıldırım gibi geçer.Kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi koşan at gibi,kimi yürüyen at gibi, kimi emekleyerek; arkasına günahı yüklenmiş olduğu halde geçer.Kimide geçemeyip cehenneme düşer. Kafirler sırat üzerinde cehenneme düşerler. Münâfıklar, mü'minlerle berâber bir miktar giderler, Allâhü Teâlâ onlara bir karanlık verir.

Mü'minlerin önlerinde ve sağ taraflarında olan nurlarının ziyâlarından kendilerine aydınlık olması için, mü'minlere seslenip: " Ey mü'minler, bize bakınız, nûrunuzdan alalım..." derler.

Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mizanını ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin suretini ve şeklini mana itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifade etmek zorunluluğu var. Ayetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifade edilmiştir.

Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde teraziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klasik teraziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terazi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir teraziden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız.

Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işaret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli süratlerde bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimiz’in (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve ümmeti olacaktır. Sonra diğer ümmetlerin salih amelleri sayesinde sırat köprüsünü süratle geçeceği bildirilmiştir.1

İnsanın bir yolcu olduğunu beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri “Sırat”ı yolculuğun zorunlu geçitlerinden birisi olarak zikrederek, insanın, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihanda hiç durmadan yürüyen bir yolcu olduğunu kaydeder.2

Sırat ile ilgili Peygamber Efendimizi (asm) dinleyelim:

“Kıyamet Gününde insanlar bir araya toplanacaklar. Rabbimiz:

“Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!” buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi taptıkları tâğûtların peşine düşecekler. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde yerinde kalacak. Allah onlara: “Ben sizin Rabbinizim!” buyuracak. Onlar da: “El-Hak, Sen bizim Rabbimizsin!” diyecekler. Allah Teâlâ’nın onları davet buyurması üzerine davete uyacaklar. Cehennemin tam ortasına Sırat (köprü) kurulacak. Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım. O gün dehşeti ve korkusu nedeniyle peygamberlerden başka hiç kimse konuşamayacak. Peygamberlerin o günkü kelamları da: “Allahümme sellim, sellim. Allahım kurtar, Allahım kurtar!” olacaktır. Cehennemde sa’dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Bu dikenlerin ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. Değişik rivâyetlerde: Onlara, “Nûrunuzun miktarına göre kurtuluşa koşun!” denilir. Mü’minlerin kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi kuş gibi, kimi ala-yörük cinsi bir at gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Nihayet nuru yalnız ayaklarının başparmağında olarak verilen kimse yüzü koyu yürüyerek elleri ve ayaklarıyla emekler ve bir kolunu çekse öteki kolu, bir ayağını çekse öteki ayağı takılır ve

kurtuluncaya kadar ateş yanlarına çarpar durur. Kimi yürüyerek, kimi karnı üstünde sürünerek geçer de: “Ya Rab! Beni neden bu kadar geç bıraktın?” der. Cenab-ı Rabbü’l-âlemin: “Seni geç bırakan kendi amelindir!” buyurur. O gün münafıklar iman edenlere, “Lütfen bizi bekleyin de, nurunuzdan biz de istifade edelim.” Derler. Fakat kendilerine: “Geriye dönün. Nuru orada arayın.” Denilir.3

Allah için kesilen kurbanların Sırat üstünde sahiplerine burak gibi binek olacakları müjdesi, yapılan ibadete Allah’ın vermeyi vaad buyurduğu bir mükâfattır.4 Takdir Yüce Allah’ındır.

Cenab-ı Hak ibadetlerimizi ihlâsla ve sırf Kendi rızası için yapmamızı müyesser kılsın. Âmin.

Dipnotlar: 1. İbn-i Mâce, Zühd, 33 2. Sözler, s. 35 3. Buhârî, 2/450 4. Sözler, s. 186

Around Wikia's network

Random Wiki