Wikia

Yeni Wiki

Topal Osman Olayı

Talk0
57.921pages on
this wiki

Rıza Nur _ Topal Osman Olayı httpwww.kitapsevenler.com Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi, Sahaflar, Kütüphane, ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu


Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan

"EK MADDE 11. - Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.

T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara


Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi www.yasarmutlu.com www.kitapsevenler.com e-posta yasarmutlu@kitapsevenler.com yasarmutlu@yasarmutlu.com mutlukitap@hotmail.com kitapsevenler@gmail.com


DR. RIZA NUR RIZA NUR TOPAL OSMAN OLAYI (Tam Metin) İşaret Yayınlari Ankara Cad. No: 107/63 Cağaloğlu 34410 İstanbul Tel: 519 17 28 işaret yayınlan: 65 belgelerle yakın tarih dizisi: 4 tashih işaret kapak beyajans baskı eldim ofset, ağustos-1993 ISBN 975-350-031-9 işaret yayınları ankara cad. no: 107/63 cağaloğlu 34410 istanbul tel: 519 17 28


DR. RIZA NUR RIZA NUR TOPAL OSMAN OLAYI (Tam Metin)İşaret Yayınları İstanbul -1993 İÇİNDEKİLER Sunuş ¦:.........................:-.....:.............................. Topal Osman................................................... ........................¦........................................ ' Türkiye'nin Yeni Baştan İhyası ve Fırka Programı...................... 6.1 Cehennemde Bir Celse...........................*3* Ziya Paşa'nın İkinci Zafernamesi.........................................l81


SUNUŞ Edit

Size Rıza Nur'un 4 yeni kitabını sunuyoruz. Bunlar, 'Topal Osman, Cehennemde Bir Celse, Ziya Paşa'nın İkinci Zafernamesi, Türkiye'nin yeni Baştan İhyası ve Fırka Programı..."

Daha önce Hayat ve Hatıratım 1 m 3. cildinde bu bölümlerin hatırattan olmadığını ve ayrı bir kitap olarak yayınlayacağımızı duyurmuştuk. Şimdi bunu realize ediyor ve sizleri Rıza Nur'un 4 önemli fakat bağımsız kitabı ile yüzyüze getiriyoruz.

"Topal Osman olayı", bir dönemde yaşanan olayları dıramatik bir biçimde tiyatro anlatımı içinde sunmaktadır. "Cehennemde bir celse" sevmediği insanlarıyargılayıp cezalandırdığı bir hayal ülkesidir. Alegorik bir anlatımla, yaşadığı döneme ilişkin, kimi kişileri acımasızca sorgulamaktadır.

"Ziya Paşanın İkinci Zafernamesi", Rıza Nurun hayal ülkesindeki tarihi sorgulamasının bir diğer bölümünü teşkil etmektedir. Bu eserler Rıza Nur'un eserlerinde kullandığı anlatım biçimlerinden örnekler vermektedir.. Zengin bir dille, fark i ı us-lubları kullanmaktaki ustalığını, ideolojik kişiliğini, polemikçi yanını, onun iç dünyasını, tutkularını, çelişkilerini, umutlarını ve korkularını açık bir şekilde ortaya koymaktadır..

Rıza Nur, Hamasi duyguları ile dolu biridir. Kimi /aman bir şair, kimi zaman bir bilim adamı, kimi zaman tarihçi, kimi zaman bir sanatçı, kimi zaman usta bir polemikçi, komitacı, usla bir diplomattır.. Farklı rolleri ustalıkla oynamayı başaran bir aktör gibidir. Sonuçta Rıza Nurun yazdıkları yaşanan bir ömrün hesabıdır..

Yine burada Rıza Nur'un sözünü ettiği sorunlara ilişkin çözüm önerisini bulacaksınız.. "Türkiyenin Yeni Baştan İhyası" adını verdiği bölümde kurtuluş reçetesini sunar.

"Fırka Programı" ise, bu kurtuluşu hazırlayacak politik kadronun örgütlenme şemasını verir. Rıza Nur, öteki K.ler gibi soruna Jakobence yaklaşır. K.izme alternatif üretirken de, K.zmi eleştirirken de K.ist dönemin karekteristik özelliklerini taşır.. İttihat ve Terakki ile başlayıp K.izmle süren ve bugün Demokrasi adina dayatılan tepeden inmeci çözümler arasındaki-kan bağını, bu kitapları okuyunca daha iyi anlayacaksınız.. Rıza Nur, müstesna bir kişidir., bir de onun gözünden bakarsanız olaylara, kişilere, ülkeye bakış açınızda yeni bir boyut keşfettiğinizi göreceksiniz. Tarihin sis perdesi içinde kaybolduğu sanılan gerçeklerin yeniden gün yüzüne çıkartılmasında, dönemin önemli isimlerinden Rıza Nur'un tanıklığı önemlidir.. Bu eserler, bir tanığın beyanlarıdır.. Asıl gerçek, bu tanıkların, belgelerin kesiştiği noktada netleşecektir ve gelecek bu gerçekler üzerine oturtulduğu ölçüde başarı şansını artıracaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Rıza Nur'un dört yeni kitabını daha sizlere sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İ.Y.


Dr. RIZA NUR - Topal Osman Edit

(Bu vak'a 1918-1923 yıllarında olmuştur.)(Gülgülü Opera)

5 Perde, 2 Tablo

Güfte: Dr. RIZA NUR

Bu vak'a tarihî ve hakikattir. İçinde değiştirilmiş bir şey yoktur. Bu piyesi bir edebî iktidar göstermek için yazmadım. Hiç dekla-masyon da yapmadım. Zaten piyeslerde bunlara yer yoktur. Gerek ifade tarzınca, gerek ma'naca sadece ve kısa kısa cümlelerle bir konuşma dili en doğru yoldur. Eski moda geçti.

Bu eserle millî hareketin bir köşesini, mühim bir vak'asını hikâye ettim. Bundan bir maksadım millî hizmet görmüş bir Türk'ün adını yaşatmaktır. Bu Türk Topal Osman'dır. Millî kahramandır. Bir millet kendine hizmet edenleri bilmeli, sevmeli, hatırasında yaşatmalıdır. Bunları yaşatan en iyi vasıta böyle eserlerdir. Bu vazife, demek, herkesten önce yazıcılara düşer. İkincisi bu numune ile Türk nesillerine kahramanlık, Türklük uğrunda çalışma ve fedakârlık için ders vermektir.

Bu piyesin kahramanı iki kişidir: Topal Osman, Alparslan.

Birinci perdede uzunca monologlar varsa da esasen o sahneler konferanstır. Kendim de eşhastan biriyim. Hakiki vak'a böyle olduğundan, vak'adan hiçbir şey değiştirmediğimden öyle yapmağa mecbur oldum.

Bu eseri 1935 yılı Kânunevvel'inde İskenderiye'de üç günde yazdım.

Dr Rıza Nur

EŞHAS Edit

Topal Osman. Giresun'lu Osman Ağa.

Alparslan. Binbaşı, Topal Osman'ın dostu ve askerlik işleri mütehassısı.

Temel Efendi. Giresun eşrafından.

Âşık Keskin. Bir saz şairi.

Meletios. Samsun Metropoliti. Pontus komitesinin fahri şefi. Sonra patrik.

Haralambos. Samsun Rus zenginlerinden. Pontus teşkilâtı Samsun reisi. Yani. Merzifonda Amerikan Kolejinde bir Rum talebe. Pontus merkez komitesi reisi.

İstavri. Merzifon'da Amerikan Kolejinde bir Rum talebe.

Eczacı Altunoğlu Vasil.Sinop Pontus komitesi reisi.

Doktor Hacı Anesti. Giresun Pontus komitesi reisi.

Avukat Dimitri Demirizis. Trabzon Pontus komitesi reisi. (bir isim).

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi İsmet Paşa. Türk Ordusu Kumandanı. Sonra hariciye veziri.

Rıza Nur Bey. Türkiye Maarif Veziri. Sonra Sıhhiye Veziri.

Ferid Bey. Türkiye Maliye Veziri.

Fuad Bey. Miralay, Ankara Merkez Kumandanı MK Paşanın hususî adamlarından.

Rum talebeler, Giresun eşrafı, Türk vezirleri, askerler, eşkiya, Rum çeteleri, milli Türk çeteleri.

Danslar


BİRİNCİ PERDE Edit

(Merzifonda Amerikan Kolejinde Bir Dersane) (Rum Pontus Komitesinin Kurultayı)

SAHNE 1 Edit

(Yani, Rum Talebeler)

Yani — ^Geriye oturup sıralara yığılmış olan talebelere hitaben) Arkadaşlar! Bugün ilk olarak bahtiyarlık içinde toplantı yapıyoruz. Eskisi gibi gizli, düşünceli, korkulu değil, artık aşikâr, sevinmeli. Önce... Ortodoksluğa, Bizans'a yeniden can verdiği için Tanrımız Hris-tos'a dualar ve şükürler ederim. Talebe — (Ayağa kalkıp, göğüslerinde haç yaparak) Binbir şükür...

(Otururlar)

Yani — Bundan sonra mekteb idaresinde bu Amerikalılara büyük teşekkürler ederim. Rum milletinin minnettarlığını sunarım. Amerikalılar ne büyük millettir. Sırf insaniyet ve Hristiyanlık için çalışırlar. Bu uğurda her zahmete katlanırlar. Her belâyı korkusuz göze alırlar. Su gibi para sarfederler.

Talebe — Yaşasın Amerikalılar... (Elleriyle alkışlarlar).

Yani — Hristiyanları kurtarmak için buraya gelmişler, bunları yapmışlardır. Türkleri bu müslüman hayvanları bu arabın köpeklerini yok etmeye çalışır dururlar. (Heyecan içinde sağ elini yukarı kaldırıp, bütün kuvvetiyle bağırarak) Kato, Turkos!..

Bütün Talebe — (Şiddetle) Kato Turkos!..

Yani — (Ayni heyecanla) Zito, Pontus!..

Bütün Talebe — (Büyük bir kaynaşma ile ) Zito Pontus...

Yani —r Bu büyük toplantıya muhterem Meletiyos ile Pontus Komite Reisleri gelecek. Mühim kai^rlar verilecek. Onlar gelinceye kadar Hristiyanhk namına, Rumluk namına Amerikalılara bir teşükkür-name yazıp verelim.

Bütün Talebe — Hay Hay!..

(Yani kürsüden iner. Üç talebe teşekkürname yazmak, Amerikalılara vermek üzere çıkarlar.)

SAHNE 2 Edit

(Evvelkiler, Haralambos, Vasil, Hacı Anesti, Demirizis)

(Komite Reisleri girer, talebe ayağa kalkıp, onları alkışlar. Reisler birer koltuğa otururlar. Bunlarla beraber giren daha bir takım Rum eşrafı da otururlar.)

Yani — Mukaddes Cemiyetimiz Pontus'un muhterem reislerini selâmlarım.

Talebe — Yaşasın! (Alkış tufanı.)

Yani - (Kürsüye çıkıp. Konferans:) Bundan beş yıl önce bu mektepte büyük ağabeyimiz Kriyako talebe iken Pontus komitesini kurmuştu. Çok iyi bir Ortodoks, yüreği Rumluk dolu bir yiğit idi. Gizli gizli, çalışa çalışa bütün Rum talebeyi komiteye soktu. Tatil zamanlarında Samsun, Giresun, Trabzon, Bafra, Gerze ve sinop'ta dolaştı. Oraların Rumlarını da komiteye soktu. Oralarda şubeler teşkil etti. İşte bugün burada bu şubelerin doktor, avukat, eczacı, zengin, tacir reislerini görüyoruz. Çok yazık ki, bu mübarek günde Kriyako aramızda yok. Bütün teşkilâtı yaptıktan sonra komitenin reisliğini bıraktı. Yunanistan'da daha serbest çalışmak, Anavatanı bu işe alâkadar etmek için gitti. Sonunda orada gönüllü çeteci oldu. Makedonyada Bulgarlarla vuruşurken şehid düştü. Namına üç dakika sükût teklif ederim. (Herkes önüne bakıp, sükût ederler).

Kriyako dediki: "Müslümanlığı nasıl olsa Ortodoksluğa yedireceğiz. Türk denen barban birgün mutlaka yok edeceğiz. Yunanistan, o eski şanlı atalarımızın yurdunda yeniden kuruldu. Bir asır oldu. Ölmüş, üçbin yıldır, mezarda yatan, milletimiz, devletimiz, yeniden can buldu. Alalarımız, Elinoslann medeniyeti, ışığı bugün Avrupayı aydınlatmıştır. Dünya bununla öğünüyor. Bize ne büyük şeref... İkinci atamız Bizanstır. Bizansı da diriltmek lâzımdır. Bu iş de bize düşmüştür. Yunanistan'da bir asırdan beri Küçük Asya Helenizması Megalo-İdea fikri ortaya atılmıştır. Komiteleri kurulmuş, teşkilâtı yapılmıştır. Bugün Anadolımun şimali ile garb kısımlarının bu kadrodan dışarıda kalmasına imkân bırakmamak vazifesi var. Bu pek mühimdir. Bu vazife de bize düşmüştür Millî davaları daima tarihî haklara dayamak lâzımdır. Böyle kolay elde edilir. Bunun için ben de Eski Pontus devletini aldım. Bu Rum devletidir. Bu sebeple komitemizin adını da Pontus koydum."

İşte Kriyako'nun bu mühim sözlerini size veriyorum. Bende emanet idi. İşte size teslim ettim

Ben elimden geldiği kadar onun yolunda yürüdüm. Var gücümle Çalıştım. Teşkilâtı yaşattım. Büyüttüm, bu hale getirdim. Bugün mütareke devresini yaşıyoruz. Cihan cengi Türk'ü yıktı, öldürdü. Cemiyetimizi gizlemeye lüzum kalmadı. Meydana koyduk. Emellerini aleme söyledik. Şimdi Türkiye paylaşılırken Pontus Rum istiklâlini Avrupalılardan koparmalı. Koparınca buraları Yunanistan'a ilhak edeceğiz. Artık yapılacak iş bundan ibaret kalmıştır. Ne mutlu bize... (Kürsüden iner.)

İstavri — (Kürsüye çıkarak. Konferans:) Komitemizi, gizli olduğu bir zamanda, mektebimizin müdürü duydu. Pek korktuyduk. Korkumuz boşmuş. Müdür bizi teşvik, himaye etti. Bunu bu tarihi günde söylemek, minnetle söylemek borcumuzdur.

Büyük arkadaşım Yani'nin söylediği sözlerden bir ikisini de izah etmeye lüzum görüyorum. Helenizm dedi. Buna Pan-Helenizm de derler. Mukaddes davamızdır.Rum'un, can ciğeridir. Bu helenizmin olduğu yer Rum'um yeri demektir. Gelelim Küçük Asya Helenizmine. Bu bütün Anadolu Rum'un demektir. Balkan Helenizmi bütün balkanlar Rum'un toprağı demektir. Kırım Helenizmi, Kırım Rum'larındır demektir. Marsilya Helenizmi, Marsilya Rum'ların, Mısır Helenizmi, Mısır Rum'ların malı demektir. Bu kadar sayıyorum. Ama Helenizm daha çoktur. Buralar, eski asırlarda, ya eski Yunan'ın istilâsı altında bulunmuş, ya Bizans'ın toprağı olmuştur. Hiç olmazsa meselâ Marsilya gibi orada vaktiyle Yunan gemicileri gidip bir köy yapmışlardır. Ama o köyden binlerce yıldır bir ad, bir nişan kalmamış, zaran yok. O da bizimdir.

Bu suretle dünyanın en büyük imparatorluğunu kuracağız. İngilizleri bile kuvvetimizin önünde titreteceğiz.

"Megalo-İdea" ise bütün bu millî hayalimizin kubbesine dikilmiş, mukaddes elmaslı, al tun haçtır. Rum emelinin incisidir. Megalo-İdea İstanbul'u alıp, Yunanistan'a vermek demektir. Bu büyük fikrin, abidesi dört asırdır İstanbul'da dikili durmaktadır. Bu abide, Rum Fener Pat-rikhanesidir.

İşte bunları bildikten sonra konferansçılarımızın sözlerinden hiçbiri kapalı kalmaz. Hepsi anlaşılır. (Kürsüden iner.)

Haralambos — (Kürsüye çıkıp. Konferans:) Ben Pontus hakkında malûmat vereceğim: Burası Trabzon'dan tut tâ Şile'ye kadar uzanır. Bütün bu kıyıların hinterlantı da Erzurum'a, Bayburt'a, Sivas'a, Kastamonu, Bolu ve Düzce'ye kadar Pontustur. Bu devleti, eski Yunan'ın şanı ve şerefi olan Büyük İskender yapmıştır. Yani Pontus'un Yunan ve Rum olduğunda asla şüphe yoktur. Pontus devleti vaktiyle şanlı günler yaşamıştır. Hele onun ikinci Mihridat adındaki kralı büyük bir kraldı. Kahramanlıkta eşi yoktu. Milâddan üç asır önce yaşamıştır. Si-nop'u payitaht yapmıştı. Halâ sarayının harabesi Sinop'ta durmaktadır. O vakit hain Romalılar yani bugünkü İtalyan'lar bu Rum devletini zaptetmek istiyorlardı.

Mihridat onlar ile büyük cenkler yaptı. Romalılan, avcının önünden tavşan kaçar gibi kaçırdı. Bu zavallı büyük kral nasılsa kızını Ermeni Kralı İkinci Dikran'a vermişti. Dikran bütün Ermeniler gibi kafasız, hain bir adamdı. Bilmek lâzım ki, zaten Ortodoksluğa ilk hıyanet eden ermenilerdir. Lusaruriç oldular. Dikran Mihridat'ın sözünü dinlemedi. Çok eşeklikler, Mihridat'a hıyanetler etti. Bu yüzden Romalılar Dikran'ı da bizim Mihridat'ı da bozdular. Pontus topraklannı zaptettiler. Ama devletimiz biraz sonra yine dirildi. Yine yaşadı. En son barbar Türkler gelip, bu kadar eski bir ömür igesi bu Rum devletini yok ettiler. Topraklannı aldılar. O vakitten beri, Rum ahali Türk'e esirdir. Bu toprakların ahalisi şimdi, Türk ve Müslüman ise de onlar bizim kanımızdandır. Hem de biz Ortodokslar onlardan bugün bile sayıca çoğuz.

Artık devletimizi kurtaracağız. Fakat Pontus diye ayn bir devlete lüzum kalmamıştır. Onu Yunanistan'a katacağız. İşte bu kutlu emel için çalıştık, yaşadık. Allah'a şükür bugüne geldik... (Kürsüden iner).

Demirizis — (Kürsüye çıkıp. Konferans:) Muhterem arkadaşım Haralambos'un Pontus hakkında söylediği sözlerde bazı yanlışlıklar var. Bu Pontus Rum değildir. Bu yanlışlarla davamız ispat olunamaz. Çocukluktur. Bizi herkesin gözünde gülünç ediyor. Ben daima bu yanlıştan vazgeçilmesini söyledim. Dinletemedim. Bugün de söyleyeceğim: Pontus değil, Trabzon Kommen Rum Devleti davası yapalım. Onu diriltelim. Hem de Yunanistan'a iltihak taraftarı da değilim. Ayn bir imparatorluk yapalım. Çünkü Yunanistan Korfu'dan Trabzon'a kadar geniş bir ülkeyi idare edebilecek kuvvette değildir. Dünyadaki bütün Rumlar dört milyon kişidir. Bundan ne çıkar? Yunanın eti ne, bu-du ne? Hem medeniyette daha çok geri. Sonra yeniden ve hepsi birden yıkılır. Bu mideye bunlar sığmaz. Hasılı Kriya Haralambos'un ve daha evvelki konferansçılann sözlerinde çok yanlışlıklar var.

(Talebe arasında gürültü ve münakaşa başlıyarak)

Bir Talebe — Hayır!

Diğer Talebeler — Evet, doğru!.. (Demirizis kürsüden iner.)

I

SAHNE 3 Edit

(Evvelkiler, Kız Mektep Çocuklan)Kızlar — (Son Bizans İmparatoru Konstantin'in, Venizelos'un resimleri ellerinde girerek.) (İlahi:)

Seni andık, anarız Panaena!

Bütün gün matemde, düğünde

İyi günde, kara günde

Düşman elinde kaldın Ayasofya...

Tann'yı doğuran lekesiz kızsın.

Hristos senin oğlun, Melek dolu sağın, solun,

Ne mutlu sana! eşsiz, yalnızsın.

Rum'u kurtar, Türk'ü at ateşe, yak!

Ah esirlik yetti, yeter.

Sen Türk'ü et bizden beter!

Ayasofya'ya altından bir haç tak!

(Bir ağızdan Amiiin..)

Erkek ve Kız Talebe — (Bir ağızdan)

(Türkü:)

Bu topraklar Bizansın, Bizansın.

Rumlar yine Bizansı kazansın! ,

Gökten Rum'a nurdan el uzansın!

Bu topraklar Bizansın, Bizansın...


A, sevgili İstanbul, İstanbul!

Dul kaldın, dul kaldın, aşkını gel bul!

İstanbul bizimdir, Türk sen savul!

Bu topraklar Bizansın, Bizansın...

Rumundur, Rumundur, güzel İzmir,

Türkün hakkı ateş, dayak, demir.

Dinle! Atina'dan geldi emir:

Bu topraklar Bizansın, Bizansın...

Erkek Talebe — (Bir ağızdan)

(Kaptan Venizelos Türküsü:)

Bahar geldi hep şenlendi dağlar,

Yeşillendi bahçeler, bağlar.

Canlandı evet, su, hastalar, sağlar.

Yerde ilham dolu, güç can dolu.

Ey.. Kaptan Venizelos'un yolu.

Sağı solu, renk renk çiçek dolu...

Venizelos bayrak açtı.

Hemen korkusu, korktu kaçtı.

Hristos ona nur saçtı...

Ey... Yeri göğü toz duman bürüdü.

Palikaryalar, Türk leşi sürüdü.

Şanlı Girid adın aldı yürüdü...

Ey Girid! Şanlı Girid! Venizelos!

Ey Yiğit!.. Türkü mum gibi erit!..

Birer tüfek kaptık, Kanlı isyan yaptık, Hristos'a taptık...

Candan geçeriz. Türkü biçeriz. Kan, kan içeriz...

(Dışarıdan Metropolit geliyor sesleri işitilir. Herkes hazırlanır..)


SAHNE 4 Edit

(Evvelkiler, Metropolit, Meletyos)

(Meletyos, Metropolit elbisesiyle boynunda büyük bir haç, elinde büyük asa girer. Herkes ayağa kalkar. Alkışlarlar. Zito! sesleri salonjı doldurur.)

Meletyos — (Kürsüye oturarak. Konferans:) Hristos adını anarım, onu öğerim. Ortodoksluğu, Rumluğu bir yaratmıştır. Bizi korur. Türk denen kurt bizim varlığımızı yemişti. Bugün bu kudurmuş kurdu, Avrupa Hristiyanlığı gebertti. Rumlara, kurtuluş günü geldi. İstanbul'da Fener'de Patrikhaneden Ortodoksluk güneşi, yine doğdu. Rumluk, bu kadar asır geçti. Şimdi kurtuldu. Demek korkunç rûyâlı bir kara gece geçirmişiz. Hepsi bu kadar...

Pontus Cemiyeti gizli gizli çalıştı. Bugüne geldik. Artık meydana çıktık. Bu komite pek yenidir. Fakat az zamanda çok iş görmüştür.

Asırlardan beri gördüğümüz tatlı rüyamız bugün hakikat oldu. Artık lülî harekete geçeceğiz. Çeteler teşkil edeceğiz. İhtilâl yapacağız. Bu savaş güç olmayacak. Çünkü Türk gebermiştir. Korku yok. 18 ihtilâlden maksadımız Avrupaya Pontus ahalisinin Rum olduğunu Yunanistan'ı istediğini göstermekten ibarettir. Avrupa buraları Yunanistan'a vermek istemiyor. Buraların ahalisini Türk zannediyor. Bu ihtilâl Avrupanın fikrini değiştirecektir.

Ben İstanbul'da Patrik hazretleriyle görüştüm. Yunan büyük zabit-leriyle de konuştum. "Yunan Kızıl Haç Cemiyeti" ilâç, pamuk, sargı ve emsali diye Samsun'a tüfek, mitralyöz, cephane yollayacak. Samsun ihtilâl merkezi olacak. Silâhın bir kısmı benim geldiğim vapurla Samsun'a geldi bile. İş çete teşkilâtımızı yapmak.Palikaryaları din uğruna savaşa yollamak, kaptanlarını başlarına koymaktan ibaret kalmıştır. Bu çeteleri Yunan zabitleri idare edecek.

Patriğin duaları onlarla beraberdir.

İhtilâlden ikinci maksadımız Pontus ülkesinde Rumlara çokluk temin etmektir. İhtimal ki, Avrupa burada plebisit yapacaktır. Türk bize nispetle pek çoktur. Onun için çetelerimiz dağlara çıkacak. Türk'ün köylerini basacak, Türkleri çoluk çocuk dahi demeyip doğrayacak. Nerede Türk köyü varsa yakacak. Bu sayede çokluk, bize geçecek. O vakit Avrupa'yı bize çağıracağız. "Gelin! görün! Rum Türkten çoktur. Bura bizimdir. Pontus'u Yunanistan'a verin!" diyeceğiz.

Bu dava ve savaş yücedir, mukaddestir. Hristos emretti. Patrikhanede kapanan kapı açıldı. Hristos "Rumlar kahramanlık yapsın! Palikaryaların şanlan dillere destan olsun!" dedi.

Bu kahramanlar, Türkleri keserken insaf nedir, bilmesinler. Beşikte çocuk bulurlarsa onu da hemen boğazlasınlar. Gebe kadın bulurlarsa karnını yanp çocuğu çıkarsınlar. Ayağından tutup kafasını duvara vura vura parçalasınlar.

Türklerin kızları, kanlan, paralan palikaryalara helâldir. İstediklerini yapsınlar. Amma sonra öldürsünler ki, dişi köpekler bir daha köpek doğuramasınlar.

Bu iş kurban istiyor. Kurban edeceğimiz koyun Türk'tür.

Hacı Anesti — (Kürsünün yanına gelip.) Dindaşlar, Rumlar! Bugün bin yıllık düşmanımız Türkten bin yıllık öcümüzü almak günüdür. Bugünü veren Hristos'a bin şükür..

Çetelerimiz dağlara çıkacak. Zorlan dağlan titretecek. Bir çetenin başına da ben geçeceğim. Türk köylerini basacağız. Türkleri camilerine dolduracağı/.. Peırol döküp ateşe vereceğiz. Bu kurtlan camileri, Tanrıları ile beraber yakıp kül edeceğiz. Süt emen çocuklarına kadar keseceğiz. Ta ki, Türktc, alemde Rum kahramanlığını görsün.

Çerkezlcr, Abazalar da bizimle bareber oldular. Zaten Kafkasyada-ki Çcrkcsler, Abazalar bizim gibi Ortodoksturlar. Pontusdaki Çerkeş k'ivkri bize yardım edecekler. Türk köylerini beraber basacağız.

Hemen yarın teşkilât programını yapacağız. Üç beş gün sonra da çetelerimiz dağlara çıkıp bayraklarını açmış olacaklar.

Meletyos — (Ayağa kalkar, herkes de kalkar.)

(Dua:)

(Toplantı biter. Herkes çıkar, yalnız talebe kalır.)


SAHNE 5 Edit

(Talebeler)

Talebeden Biri — Canım, bunların hepsi iyi.. Fakat birçok da yalan dolan...

Bunlar kötü...

Diğeri — Yalan ne?

Öbürü — Canım, biz halen Yunanlımıyız! Grek-Rum'umuyuz!.. Ilaraianıbos Pontus Yunan-Rumdur, dedi. Bunu nasıl söylüyor?!. Bunun ikisi birden nasıl olur?!.

İmkânı var mı?!

Biri — Var.. Olur...

Öbürü — Yunanlılar bir defa Ortodoks değildi... O zaman daha Hristos doğmamıştı. Yunan milleti ile bizim kanca hiçbir münâsebetimiz yok. Boş lâflar... Herkes kör, sersem mi? Ayıp oluyor...

İki Üç Talebe — Sen unutuyorsun... Yunanlılar... Buralara geldi-lorıli

Öbürü — Evet ama onlar gemici, tacir adamlardı. Amasra'da. Sinop'ta birer ufak kale yapıp içinde oturdular. Ticaret yaptılar. Hepsi bu kadar. Bununla buralar Yunan toprağı olur mu, bi/.de Yunan kanı bulunur mu? Hele bunu unutuyorlar: Az sonra İranlılar geldiler. Yunanlıların hepsini kesip temizlediler. Tarih bunu söylüyor. İş 'meydanda...

Beş on Talebe — Hayır biz Hem Yunanız, hem Bi/ansı/...

Öbürü — (Acele içinde) Pekiyi! Pekiyi! Onu da anlatayım: Bizans denen şey Roma İmparatorluğunun şark kısmıdır. Bizanslı olsak bile, bu Bizansın Yunan ile ne alâkası var.'.. Tarih bize açık bir suretle gösteriyor ki, bu şarkî Roma İmparatorluğudur. Sonraları kendi dilini bırakmış, Yunan dilini almış. Adını bırakmış, Bizans adını takınmıştır. Bu halde Bizansın neresinde Yunan kanı var. Birkaç Talebe — Hayır..Öbürü — Hayır mı?. Rum kelimesi bile Roma'dan gelir. İş güneş gibi meydanda. Siz halâ güneşe göz yumun, i.ş'.e Bi/.ın•>. Grek. Kum budur.

Bütün Talebe — (Hiddet İçinde) Hayır.. Helen, Yunan, Rum, Bizans, Grek hepsi bir şeydir. Bize büyüklerimizin, tarihçilerimizin söylediği bu. Bütün mekteplerimizde bütün daskallarımı/ böyle öğrettiler. Mektep kitaplarımızda hep böyle yazılı. Bu kitaplar bi/e bir asırdır, bunları, Türk düşmanlığını öğrettiler. Sen ne haltlar ediyorsun.'!...

Öbürü — Canım. Haralanibos Pontus'u Trabzondan Şileye kadar götürdü. Bu yalanı yutan olur mu? Rezil oluyoruz. Pontus Sinop ve Samsun'dan ibarettir. Ben böyle zırva şeylere kulak vermeni... Bir de Yunan'ın büyük medeniyeti varmış. Evet var. Ama bize ne?

Bütün Talebe — Yahu! Etme! Böyle şeyler çıkarma, bu fitnedir. Davamızı yıkar.

Öbürü — Davamızı yıkmaz, bilâkis sağlamlaştırır. Doğrusunu söylemeli. Ben bu yalanlara kızıyorum. Meselâ Haralambos'un Pontus'u Türkler mahvetti demesi ne büyük cehalettir. Pontus Türklerden pek çok evvel mahvolmuştu.

Bütün Talebe — İş karıştırma! Sus! Davaya zarar verirsin...

Öbürü — Davamız mukaddestir. .Şüphe yok. Ancak doğru yoklan gitmeli. Bunlar propaganda, hem de saçma şey... Bu saçmalan stiyKi-yorlar. Sonra da davamızı tarihî hakka dayıyoruz, diyorlar. Adama gülerler yahu!..

Biri — Canım buna ne oluyor?!..

Öbürü — (Devamla) Hele Pontus Rum devletidir sözü çok saçma, çok gülünç şey! Zaten bütün dünya Rumlara hırsız, taklidçi, kalpazan, sahtekâr, dolandırıcı diyor. Larousse lûgatında bile Grek kelimesinin manası hırsızdır. Doğru yürüyelim, doğru..

Bir Talebe — (Hiddet içinde) Seni bilmesem, sana şimdi hain diye bağırırdım. Yahut kanında Türk kanı var, derdim.

Öbürü — Ben hepinizden ziyade Rumluğa hizmet eden biriyim. Yalnız elimizde silâhımız sahtekârlık olmasın, doğru yürüyelim. Meselâ Büyük İskender Rum imiş!.

Pontus devletini o kurmuş imiş!. Böyle saçmalan bırakmalıyız!.

Bütün Talebe — (Telâş içinde) Bu da mı yalan?!.. Sen ne diyorsun?!. Bu büyük hakikata da mı itiraz ediyorsun?!..

Öbürü —- Siz cahilsiniz, haberiniz yok...

Bir Talebe — Asıl sen cahilsin...

Diğer Talebe — Yok, yok o hepimizden malûmatlıdır. Bunu herkes teslim eder. Hele iyi tarih bilir... Sözlerini dinleyin... Hem o davayı bırakalım demiyor ki...

İyi yoldan gidelim diyor... Bundan iyi şey olur mu?

Öbürü — Kuzum! İskender asla Yunanlı değildi. Hiç ve hiç Romalı ve Bizanslı değildir. O Makedonyalıdır.. O vakit Romalılar Bizans gibi şeyler yoktu bile.

Yunanlılar da hiçbir vakit Makedonyayı alamamışlardır. Bu İskender, babası

İkinci Filip, Yunanistanı öldüren, mahveden insanlardır. Yani Yunanlı değil, bilâkis Yunanın en büyük düşmanıdır. Böyle bir adamı Yunan saymak, darılmayın ama çok eşekliktir, çok onursuzluktur.

Bir Talebe — Hakkı var, çok doğru söylüyor...

Öbürü — Unutmadan Haralambos, Pontusu İskender kurdu, dedi. Bundan daha büyük bilgisizlik olmaz. Kasten ise bundan büyük sahtekârlık olur mu? Pontus iptida İran Şehinşahı Birinci Dara bir sat- . raplık olarak kurdu.

Bir Talebe — Canım şimdi İran miran karıştırma!...

Öbürü — (Hiç aldırmayıp devamla) Biraz sonra bu satraplık müstakil oldu. Sonra büyük İskender gelip, burayı zaptetti. Sonra yine müstakil oldu. (Biraz düşündükten sonra) Mihridât adı bile acemcedir. "Adalet Güneşi" demektir. O halde, Pontus'un Rumlukla, Yunanlılıkla ne münasebeti vardır?..

Diğer Talebe — Hakkı var. Meselâ bu yan Helenizmler yok, saçmasınız. Bunlarla biz birşey kazanamayız. Bu saçmaları bırakmalı.

Bir Talebe — Sen de mi karşısın?!.. Sana da ne oluyor?!.

Diğer Talebe — (Devamla) Hem bu ne ham hayaldir! Biz Anadolu'nun, yok Kırım'ın Pen-Helenizmleri!. Çok haksız ve büyüklük deliliğine uğramışız... Elâlem mübalağadan bahsederken, kolayına Yunan Mübalağası demiyor!.. Bütün dünyayı yutacağız demek, bize bunu yutturmazlar... İyi bilelim. Meselâ Fransızlar bize Marsilya'yı, Nis'i verirler mi? Biz gidip oraları Fransızların elinden, Mısır'ı İngilizlerin elinden alabilir miyiz? Kırım'ı Rus ayısının pençesinden alabilir miyiz? Sonra bize kan kustururlar...

Bir Talebe — Arkadaşlar! O kadar delirmiyelim. İtalyanlar, Mora-yı, Adaları bütün Yunanistanı elimizden almayı kurmuşlar. Buralar Venedik, Cenevizlilerindi. Bizim mirasımızdır diyorlar. Bunları muhafazaya çalışalım yeter. Bulgarlar da üste tuz biber.

Öbürü — Demirizis, pek doğru söyledi. Pontus davası boştur. Onun dediği gibi Kommen Trabzon Devleti davası yapmalıyız. İşte bu olabilir.

Bir Talebe — Aman Kommen Devleti, yeryüzünden bir rüzgâr gibi esip geçmiştir. Cüssesi de bir sivri sinekti. Sesi de, ömrü de o kadar oldu. Trabzona mahsus üçbuçuk günlük bir iş... Hem de yeni... Davamıza bunu dayak yaparsak, vay o davaya!.. Yani bunda da yaya kaldık demektir...

Öbürü — Vakıa öyle... Lâkin bundan başka dayayacak sağlam bir şeyimiz yoktur.

Diğer bir Talebe — Pekiyi, Megola-İdea'ya ne dersin.

Öbürü -— Eğer biz Grek isek, buna diyecek yok. Eğer Helen isek, İstanbul için hiçbir hakkımız yoktur. İstanbulu isteyince Helenlik yani Yunanlık ile Helenizmlerden vazgeçmeliyiz.

Biri — Bir de şunu unutmayalım. Şu İstanbul yağlı kuyruktur. Bize yutturmazlar. Bu arslan payıdır. Bunu Türkün elinden almak mümkün olursa, onu ya İngiliz, ya Fransız, ya da Ruslar yutar. Bunu böylece bilmeli...

Bir Talebe — Biz ne Helenliği, ne de Grekliği bırakamayız. Yani hem Yunanlıyız, hem de Rum.

Öbürü — Desene, hem karada, hem suda yaşar bir hayvanız...

Bir Talebe — (Kızmış bir Halde) Ama sen Rumluğa hakaret ediyorsun... Sana hain diyeceğim.

Öbürü — Hayır asıl ben tam Rum'um. Demirizis de benim gibi söyledi...

Diğer Talebe — (Hiddet içinde elini sallıyarak) O da senin gibi hain, adı bile Türk, Demircidir, Rumca Demirizis olmuştur. Demek Türk dönmesi...

Diğer Talebe — (Başını hiddetle sallıyarak) Sen o kadar ileri gitme! Büyüklere hakaret ediyorsun.

Öbürü — (Bağırarak) Yalan söylüyorlar. Rum milletini aldatıyorlar. Bu yapılan işler siyasî dolandırıcılıktan başka birşey değildir.

Bir Talebe — (Öbürünün omuzundan tutup) Sen boyundan büyük lâkırdı söylüyorsun. Haddini bil!

Diğer Talebe — (Hiddetinden boğulurcasına) Haddinibil! Yoksa, sonra adama haddini bildirirler.

Öbürü — (Kızarak,üstüne yürüyüp) Sen mi bildireceksin, hadi bildir bakalım!..

Biri — (Öbürünün yanına gelip bağırarak) Evet Pontus Rum değildi. Mihridat'da Rum değildi. İskender Rum değildi, Yunan Rum değildir. Bizans Romalılardandır. Daha diyeceğiniz var mı?..

Bir Diğeri — (Hiddetle) Bizim işimiz edepsizliktir....

Diğerleri — (Hiddetle) Sizin işiniz edepsizliktir...

Öbürleri — (Hiddetle) Hayır onlar haklıdır. Siz edepsizsiniz...

(Münakaşa kızışıp, talebe iki taraf olur, bağırırlar, birbirine girerler. Kavga azar.)

Mektep Müdürü — (Girerek) Ayıptır, aynim!... (Talebe ayrılırlar.)

Bir Talebe — (Koşarak kürsüye çıkıp) İkitarafın da hakkı var. Kavgaya lüzum yok. Bizim tarihçe hiçbir hakkımız yok. Bunu bir taraf anlamak istemiyor. Fakat iş böyle değil. Bu işte hak mevzubahis olmaz. Burada Rum milletinin menfaati, saadeti vardır. Bunu da diğer taraf anlamak istemiyor.

Bizim yolumuz şudur: Kendimize bir takım tarihi haklar uyduracağız, ortaya davalar atacağız. Ama yutmayacaklarmış... Olur ki yutarlar... Yahut yutmasınlar, biz yine yolumuza devam edeceğiz. Bütün işimiz yalan dolan olacak. Böylelikle Yunanistanı büyük bir devlet yapacağız. Zaten Yunan istiklâli de böyle yapıldı. Bu atalar yoludur. Yoksa bugünkü Yunanistan halkında eski Yunan kanından kaç damla kan vardır? Bu halk Romalı, Makedonyalı, Arnavud, Venedikli ve Türk kanlarından yapılmıştır. Aramızda haktan, milliyetten, namustan bahsedilmesine şaşarım...(Antrak, yirmi dakikadan az olmamalıdır. Bu sayede seyircilerdeki tesir iyice olur, heyecan artar, zihinlerde yerleşir. Sonra İkinci Perde Birinci Tablo dikkatle dinlenir ve tesirleri çok olur.)


ikinci perde Edit

(Giresunda Osman Ağanın evinde bir oda.)


SAHNE 1 Edit

(Topal Osman, Alparslan, Giresun Eşrafı, Millî zıpkaları ve Başlıklarıyla On Eşkiya.)

Topal Osman — (Hüzünlü bir çehre ile) Devlet battı, İngiliz, Fransız, hattâ şu kötü Yunan bile yurdumuza girdi. Askerimizi dağıttılar. Silâhımızı, cephanemizi elimizden aldılar. Rum, Ermeni azdı. Türk'e her hakareti yapıyorlar. Hele şu yahudilere ne dersin. Onlar bile bize hakaret ediyor. Rum Ermeni ile birleşmişler! Felek tersine döndü... Türk milleti ölüyor, din gidiyor... Gavurlar düğün, bayram ediyor. (Gözü yaşarır, utanıp kolu ile yüzünü kapatır.)

Alparslan — (Kederli ve titrek bir sesle) Türklük gidiyor. Ben Türklük aşkına düşmüş biriyim. Hep bu aşkla yaşadım. Bize cihan çenginde hiyanet ettiklerinden arap adını bile attım. Öz Türk adı takındım. Devlet elimizden gidiyor. İçimizdeki yâd unsurlar, torbadaki yüzleri çıkardılar. Yılanlar gibi başkaldırdılar. Ellerine geçen Türkleri koyun boğazlar gibi boğazlıyorlar. Asırlardan beri Türkün uşaklığını etmiş, Rum'un, Ermeni'nin tafrasını çekemeyiz.

Topal Osman — Türklük ve din uğrunda cihan çenginde gönüllü topladım; Rus cephesine gittim. Tüfek elimden bir dakika düşmedi. Çamurlarda, karlarda evim, yatağım hendekdi. Devlet, millet yolunda yaralandım. Ayağımdaki yara beni topal etti. Doğru dürüst yürüyemez oldum, adım Topal Osman oldu...

Eşraftan Biri — Evet, canımız dişimizde çalıştık.... Neler çektik...

Topal Osman — Bu kadar emek... Bakın, şimdi ne oldu? Hep boşa gitti. Hangisine yanayım!.. Keşke öleydim de bugünü görmiyeydim... Canım da ne pekmiş!.. Vücudum bu kadar kurşun yedi de bir tanesi canımı çıkaramadı. El, canına sarılır, bir hiçten canı çıkar, ben millete canımı vermek isterim, canım bana sarılır. Dayanamıyacağım...

Eşraftan Biri — Kötü gün... Kara gün... Bizim meyhaneci. Yani Giresuna jandarma zabiti olacakmış... Buna hangimiz dayanabileceğiz...

Diğeri — Manifaturacı Eftim'de Yunanlılar gelince, Giresun Kaymakamı oluyormuş. Dayanamayız...

Diğerleri — Rumlar meyhanede toplanıyor, bunları konuşuyorlar. Gizlemeye de lüzum görmüyorlar. Dayanamıyacağız...

Topal Osman — Samsun'da Pontus diye bir Rum komitesi kurul^ muş. Trabzondan Ereğliye kadar her şehirde şubeleri varmış. Samsunda on Rum çetesi yapmışlar. Bunlar Samsun, Bafra, Çakallar, Kavak, Havza civarında dolaşıyorlarmış. Yollarda rastgeldikleri Türkü kesiyorlarmış. Hem de önce çarmıha geriyorlarmış.

Eşraftan Biri — Ne!. İş burayakadar geldi mi?.. Kara günümüz geldi desene!

Topal Osman — Sonra kiminin etlerini parça parça kesiyorlarmış. Kiminin diri diri derisini yüzüyorlarmış. Kiminin kıçından kazık sokarak bağırta bağırta, dinine Türklüğüne küfrede ede öldürüyorlarmış.

Alparslan — Kadınların, kızların, ırzına geçiyorlarmış. Bir kızı ellerini ayaklarını bağlıyarak, bütün çete, meselâ yüz kişi lekeliyor-muş... Sonunda da öldürüyorlarmış... Beşikteki çocukları bile sağ ko-muyorlarmış.

Eşraftan Biri — Gebe kadınların karınlarını deşip, çocuğu alıyor, duvara çarpıp, kafasını pastırmaya çeviriyorlarmış...

Eşraftan Biri — Bir Türk köyü basmışlar. Ahaliyi camiye doldurup ateşe vermişler. Kendini dışarı atanlara yaylım ateşi etmişler. Ahalisi de köyü de cayır cayır bağınşmalar, ağlaşmalar, yalvarmalar içinde yanmış gitmiş...

Topal Osman — Böyle bir günde ölü gibi durmak olmaz. Milleti kuzu gibi kesiyorlar: Devletten hayır yok. O bitmiş. Kardeşlerimizi Rumların bıçağının altına bırakmak olmaz. Ben Türküm ve Müslüma-nım. Şimdiye kadar bu iki şey için yaşadım. Bu iki şey için çalıştım. Bu iki şey için ölmek istiyorum.

Alparslan — Facia büyük. Öleceğim. Geceleri artık gözüme uyku filân girmiyor. Topal Osman — Devletten hayır olmayınca, millet kendi çaresine kendi bakmalıdır. Bugün Samsun köylerine ise, yarın bizedir. Gâvurların önünü boş bırakırsak birazsonra da Giresun'a da gelirler. (Eşkiyaya dönüp) Böyle günde eşkiyahk olmaz. Giresun'un dağı taşı eşkiya dolu. Şimdi millete hizmet zamanıdır. Sizden çeteler yapacağım. Başınıza geçeceğim... Rum çeteleriyle vuruşacağım. Ne dersiniz?

Eşkiyadan Biri — Hay hay! Eşkıyalığı bırakırız. Sana uyarız. Gâvuru kırarız...

Bir Diğeri — Böyle günde elimiz koynumuzda durmak bize yakışmaz. Fakat bu iş para, silah ister. Bize yiyecek giyecek, cephane, çolu-ğumuza çocuğumuza para lâzımdır. Bunlar nerde?..

Topal Osman — Bunlann hepsini ben size bulacağım...

Bütün Eşkiya — Hazırız...

Topal Osman — Hadi gidin!. Bütün arkadaşlarınızı alıp, gelin. Sa kın dağda bir adam bile kalmasın. Sonra onu fena ederim. Memlekette asayiş istiyorum. Sizi inşallah zengin de edeceğim... Milletten alacağınız dua, kazanacağınız sevap da üstüne caba, kahramanlığınız da şan verecek. Ad salacaksınız. İşte Alparslan o da bizimle. İyi askerdir. İçi Türklük gayreti. Yüreği kahramanlık doludur. Vuruşlarda sizi o idare edecek...

Alparslan — Türkü kurtarmalı.. İş bize düşmüştür. Alnımıza ölüm yazılmışsa ölmeli.. Türkü anası bugün için doğurmuştur. Vuruşlarda daima yanınızda olacağım... Talim gösterip sizi asker haline koyacağım. Rumları kolaycacık tepeliyeceksiniz.

Topal Osman — Millet yoluna başkoymaya, ölümden kaçmamaya artık eşkiyalık etmemeye bana itaat edeceğinize and için.

Hepsi — And olsun! Tann şahid olsun.

Topal Osman — İki gün sonra Giresuna bir saatlik yere gelip bana haber yollayın! (Eşkiya ve Eşraf çıkarlar.)


SAHNE 2 Edit

(Topal Osman, Alparslan, Temel Efendi)

Topal Osman — Eh, istediğiniz oldu. Canım bizim millet bulunmaz bir millettir. Türk işte böyledir. Yurdunu sever. Yüreği söyler... Şimdi programımızı çizelim İşleri nasıl yapacağız.

Alparslan — İlk iş buradaki Pontus'cu Rumlardır.

Temel — Teşkilâtımızı serbestçe yapmak, kendimize emin bir merkez hazırlamak lâzımdır. Bu hepsinden evveldir. Bu da işte Giresun.

Topal Osman — Evet buradaki Pontus'cuları temizlemekle işe başlamalıyız. Giresunun Rum zenginlerinin paralarını hemen almalıyız. İlk masrafları bu paralarla görürüz.

Alparslan — Eşkiya bir iki güne kadar gelecek. Hemen gideriz. Onları bölük bölük ayırırım. Çavuşlarını, zabitlerini tayin ederim. Biliyorsunuz. Ben benim taburun silâhlarını, cephanesini İngilizlere teslim etmedim. Sakladım.

Topal Osman — Ne kadar tüfeğin var?

Alparslan — Sekizyüz mavzer, ona göre cephane de hazır. Üç tane de mitralyoz var. Bunlar bize yeter. Ben eşkiyayı on günde talim edip, adam ederim.

Temel — Ünyeden, diğer şehirlerden de lüzumu kadar gönüllü ben bulurum.

Topal Osman — O halde önce burayı temizleriz. Giresun üssül-ha-reke olur.

Temel —¦ Ya bizim hükümet aleyhimize kalkar, Rumları himaye ederse... Bu bize zorluk verir.

Topal Osman — Hükümeti de tepeleriz. Bizden birini Giresun Kaymakamı yaparız. Buradaki hükümet kuvveti yirmi jandarmadan ibarettir. Hem jandarma da yerlidir. Bir sözümüzle bize iltihak ederler.

Alparslan — Evet.. Evet...

Topal Osman — Buranın işini bitirince ben yirmi otuz kişi alırım. Benim motorla iptida Trabzona gider, oradaki Pontus Komitesi başlarını tepelerim. Sonra Ünye, Samsun, Alaçam, Gerze ve Sinop'taki Baş Pontusçulan gebertirim.

Temel — Kaybedecek vakit yok. İş pek sıkışık. Bu işleri kaç günde bitirebilirsin.

Topal Osman — Onbeş günde bitirebileceğimi zannediyorum. Bitince hemen bütün kuvvetimizi alır, Samsun dağlarına vanr, Rum çetelerini avlarız.

Temel — Pekiyi!..


SAHNE 3 Edit

(Evvelkiler, Aşık Keskin)

Uşak — (Girip, ağaya) Bir âşık gelmiş, sizi görmek istiyor. Adı Keskin imiş. Topal Osman — Benim şimdi aşıkla maşıkla görüşecek vaktim yok. Kim? Tanıyor musun? Uşak — Buralı değil, kıyafeti Samsun tarafı kıyafeti. Ben olmaz, ağayı göremezsin. İşi var dedim. Ama pek yalvarıyor.

Temel — Canım gelsin. Kimbilir zavallının ne derdi vardır.

Topal Osman — Gelsin.

(Uşak çıkar, Keskin girer.)

Keskin — Ben ağa sana yalvarmaya geldim.

Topal Osman — Ne istiyorsun?

Keskin — (Sazını eline alıp)

Ben Bafradan Samsuna gidiyordum. Yolda kâh saz çalıp keyf ediyordum. Sungurlu köyüne tam yetiyordum. Koptu bir boz çığlık, inledi dağ, taş.

Bir gök bayrak elde, bir çok urum. Köylü tor top, Rumlarda türlü kurum Çoluk çocuk, uzaktan görüyorum: Yalvarır, haykırır, gözlerinde yaş...

Bir Rum, bir kızı tutmuş, durmaz döğer. Bir Rum, imama hem vurur, hem söğer. Köylü ümidsiz, sel gibi yaş döker. Tann! sen acı! Hızır yetiş, ulaş... Biri bir kıza bir kez kama soktu. Yetti, duruldu, artık canı yoktu. Hele tüfeğin sesi hepsinden çoktu. Kesildi köyün sesi yavaş yavaş... Acele döndüm yoldan gerisin geri. Dedim: "Bulayım imdad eder eri".

Geldim sana, sensin sınanmış çeri, Yetiş! Türk için dağı taşı dolaş!... Topal Osman — Hay Gâvurlar... Hay!...

Geleceğim... Az sabredin!..

Temel — Köpekler...

Alparslan — Görüyorsunuz. Bir dakika kaybedecek zaman yok. Hükümet milleti muhafaza edemiyor. Türk kınlıyor... Çabuk yetişelim!..

Topal Osman, Temel — Çabuk!..

TABLO 1

(Bafra civannda bir Türk Köyü)

SAHNE 1

(Bir Rum çetesi köyü basmış. Kesiyor, ırza geçiyor, köyü ateşe veriyor. Köylüler evlerine, camiye kaçışıyor.)

Çete Reisi — Petro! Bir genç oğlan. (Eliyle göstererek) Şu eve kaçtı. Tut! Getir! (Petro eve girer, ondört yaşında bir çocuğu alıp getirir.) Gebert! (Petro çocuğa küfreder. Turkos der. Beynine bir kurşun sıkar, çocuk yere serilir.)

Bir Kadın -— Yavrum!.. (Koşar, çocuğun üstüne kapanır. İki kurşun da ona sıkarlar)

İki Rum — (Çete reisinin önüne bir kız getirir. Biri diğerini göstererek) Bu kızı elimden almak istiyor.

Çete Reisi — Bu kekliği hanginiz önce yakaladı.

Biri — Ben

Diğeri — Ben.

Çete Reisi — Hadi ikinizin olsun! Kavga etmeyin! İşinizi görün! Sonra öteki palitikalara verin! En sonra karnını deşin, bağırsaklarını boynuna takın! Gerdanlık olsun. Kahpeye yüz görümlüğü...

Bir diğeri — (İçinde bir çocuk bir beşikle Çete Reisinin önüne gelerek) Nikolaki "Bunu ku^u niyetine keseceğim. Kıçından bir odun sokup ateşte kebab edeceğim. Babasına yedireceğim" diyor. Bu masum bir çocuk. Alalım, büyütelim, Rum olsun...

Çete Reisi — Kanı pis Rum istemem... Kesin! Çabuk kesin. (Birkaç Rum üşüşüp, biri boğazını sıkarak boğar.)

Biri - Herkes kaçıştı. Evine girdi. Kapıları kilitlediler. Bir takımı da camiye doldu.

Çete Reisi — İyi, iyi... Camiye dolanlar, hele, emin yeri buldular! (İstihzah güler, diğer Rumlar da gülerler) Şimdi ben bunlara gösteririm. Tanrıları Arabistan çölünden gelsin de kurtarsın!..Bir kaçı — (Kahkaha ile gülerek) Kâbeleri de uzak... Peygamberleri de çoktan öldü.

Çete Reisi — Petrol tenekelerini açın! Köyün etrafındaki evlere dökün! Her taraftan ateş verin! Köyü iyi abluka edin! Tüfekleri ele alıp, hazır durun. Camiden çıkana nişan alın, devirin! (Uzaktan tüfek sesleri işitilir.)

Palikaryalar — (Telâş içinde) Üstümüze kurşun geliyor. Bizi Türk askeri bastı galiba. (Telâşlı telâşlı Çete Reisinin yanına toplanırlar.)

Çete Reisi— Kurşun bir taraftan değil, her taraftan... Demek bizi abluka ettiler. Hadin! Çabuk yere yatın! Göreyim sizi palikaryalar!.. (Yere yatarlar. Muhabere edilir. Birer birer vurulurlar. Kimisi ağlar, bir kısmı kaçar.)


SAHNE 2 Edit

(Topal Osman, Alparslan, Türk Çetesi, Aşık Keskin, Köy Ahalisi)

Topal Osman — (Çetesiyle köyün önüne gelip), Ulu tannya şükür! Vaktinde yetiştik. Biraz geç yetişseydik, burada külden başka bir şey bulamıyacakmışız. (Rum ölülerine bakarak.) Domuzları epeyce gebertmişiz...

Alparslan — Kaçanları da vurduk. Leşleri tarlalarda. Türk buğdayına gübre olsun.

Topal Osman — Demek bu çeteyi bitirdik. Bir tane kurtulmadı...

Alparslan — Evet... Darısı ötekilerin başına... (Kadın erkek köylüler, evlerinden, camiden çıkıp gelirler, ağlar, dua ederler). Bir İhtiyar —- Allah sizden razı olsun... Yetiştiniz... Yoksa ev, insan, hayvan hep yanmış, gitmiştik...

Bir Kadın — Sizin içinizden biri hızır... (Ellerini göğe kaldırarak) Güzel Tanrım...

Bir İhtiyar Kadın — Tanrı dünyanızı, ahiretinizi iyi etsin!...

Bir Kadın — (Ağlıyarak) Ah., oğlumu öldürdüler. Aslan gibiydi... Köpek gâvurlar...

Bir Delikanlı — (Ağlıyarak) Ellerimi bağladılar, nişanlımı aldılar. Önümde türlü fena şeyler yaptılar. Hem de Türklüğe dinime söğdüler. Kimi ağzıma tokat attı. Kimi yanağıma bir şamar vurdu. Kimi kafama bir sopa çaldı.

Alparslan — Bu Rumlar ne vahşî, ne canavarmış... Bilmezdik be.. Eee.. sonra..

Delikanlı — Sonunda da on onbeş kasatura soktular. Öldürdüler. Bağıra bağıra, kurtarın! diye diye öldü. Keşke biraz daha geç geleydiniz de beni de öldürselerdi...

Bir İhtiyar — Sizin başınız kim? (Topal Osmanı gösterirler. Diz çökerek, Topal Osman'ın dizlerini öperek) Oğlum! Sen büyük babayiğitsin. Bugün, büyük sevap kazandın. Türkler kıyamete kadar adını ansın. Seni öğsün. Senin kahramanlığının Türküsünü söylesin!... (Topal Osman ihtiyarı kollarından tutup, kaldırır.)

Temel — Neyse on şehidle bu köyü kurtardık...

Topal Osman — (Çetesine) Bu ilk vuruşumuz. Tanrı bize zafer verdi. Bir domuz sürüsünü bir tane bırakmamak üzere bitirdik. Türklüğe, dine bugün büyük bir hizmet ettiniz. (Köylüyü göstererek) Sizin kahramanlığınız olmasa, bunlardan şimdi bir tanesi diri olmıyacaktı. Öğününüz!

Hakkınızdır...

Çete — Yaşa! Osman ağa...

Topal Osman — (Devamla) Bunu işittiği vakit milletimizin göğsü kabaracaktır. Size dua edecektir. Rumlar da kavak yaprağı gibi titreye-ceklerdir. Vatanımıza hıyanet eden bu Rumları böyle birer birer yakalayıp geberteceğiz. Türklüğü kurtaracağız. Aşık Keskin — (Sazını çalarak): Sen bir Topal Osmansın, Bir bora, kara bulut. Ateş saçan dumansın. Kır, yak, koma! Rum, Haç, Put!..

Asker Rumla cenk ederken, Bendim tüyükla öğen, Ağam, sensin Rum'u döğen. Türkün derdini uyut.

Eskiden kahraman Köroğluydu, Erlikte çok yüce, çok uluydu. Kanlanmış gözü hep, öc doluydu. Albayrağını, sen tut!...

Mavzer omuzda, dağda gezersin sen. Sen esen yelden, hile sezensin sen. Artık Türkün Köroğlusu sensin sen. Keskin! Köroğlun, unut!..

Herkes — Sen bir Topal Osmansın... Yaman kırdın, yamansın.. Rum'a yamansın, Türk'e amansın... Sen bir Topal Osmansın...

Topal Osman — (Ahaliye) Siz böyle miskin gibi durmayın! Size şimdi on tane mavzer vereceğim. Bunları on delikanlı alsın. Olur ki, yine köyünüze bir RumÇetesi gelir. Şimdiden köyün etrafına hendek kazın. Gece gündüz gözcü koyun. Çete gelince biz yetişinceye kadar müdafaa edin.

Bir Köylü — Biz müdafaa ederdik, ama, silâhımız yoktu ki.. Bu on tüfekle çok iş görürüz.

Çeteden Bir Delikanlı —

Gezdim dağda, derelerde, Benim yarim nerelerde? Kaygular var çehrelerde. Benim yarim nerelerde. Nerelerde, nerelerde.

Hepsi Birden —

Nerelerde, nerelerde.

Delikanlı — Urum denen köpek azmış, Var al bayrağı, eline al! Yar, yurt için ölüm helâl, Tanrı bunu böyle yazmış, Böyle yazmış, böyle yazmış.

Hepsi Birden — Yazmış ta yazrmş... (Çete türkü söyliyerek Giresun oyunları oynarlar.)

Topal Osman — (Çetesine) Buradan doğru gidip, İstavran köyünü basacağız. Ora Rumları çok domuzdur. Bir daskal başlarıdır. Hepsini keseceğiz. Bu köyün, öcünü alacağız.

Alparslan — Ağa! Bir Rum Çetesi Havza yolunu kesmiş. Bir tanesi Bafra, Alaçam arasındaki köylere musallat... Biliyorsun...

Topal Osman — İstavran şurada. İki adımlık, onu bir temizliydim. Bu işi iki saatte bitiririz. Oradan Havza yolundaki çete üzerine atılırız.

Çeteden bir genç — (Ağanın önüne gelip, ayağına kapanarak) Ağa! İstavranda bir Rum kızı var. Ben onu seviyorum. Onu bana nikâhla ver! Müslüman edelim!

Topal Osman — (Suratını asıp) Hadi! Hadi! Sakın böyle şeyler yapmayın. Ben Türk kanını bozamam. Rum kızı filân olmaz. Sana sonra ben güzel bir Türk kızı alırım.

(Çeteye bağırarak) Bakın! ben aşk falan istemem. Bunun sırası değil. Bir defa Türkü kurtaralım. Gençleri baş göz ederiz. Düğünlerini yapar, bir de güzel eğleniriz...

Alparslan —

Türktür bu yurt. Buraya yüz kurt. Bizanstan, Yunandan, Çok önce bastı ayak. Oğuz vurarak, kırarak, Bu ülkeyi aldı.

Ormanlarına Türk, meral saldı. Bizimdir bu Vatan Çepni, Türkü buralı, Onlar bu yurdu kuralı, Var beşbin yıl, Tanrı! sen ebedî kıl!

Bahtiyar et Türkü! Nur saçsın yüreği. Adı şeref olsun yad ellere, Destan olsun şerefi dillere!

Herkes —

Bahtiyar et Türkü! Yalap yalap yansın yüreği! Nuru yayılsın ellere, Şanı dağılsın dillere!

Topal Osman —

Türküm soyum yücedir. Yiğitlik Türke herşeyden öncedir. Başımı Türk yoluna koymuşum. Bunun zevkine doymuşum.

Ben Topal Osmanım. Yağımı basanım. Bora gibi eserim. Rum keserim. Türk'e düşmanlık eden, Birden, Yavım olur, Avım olur, Ey uşaklar! Kalkın, varalım, şu işi de bitirelim..


ÜÇÜNCÜ PERDE (Ankarada Maliye Vekilinin Odası) Edit

SAHNE 1 (Vekiller)


Biri — Yahu! İçtima zamanı geldi. Hadin gidelim.

Diğeri — Tamam değiliz.Bir Diğeri — Biraz daha bekliydim... Hepsi gelsin.

Bir Diğeri — Bugün heyet-i vekilede ne müzakere edeceğiz?... Mühim birşey var mı?

Bir Diğeri — Ermeniler bizim hudut müfrezelerini tehdit ediyorlarmış... Buna dair konuşacağız.

Bir Diğeri — Bu Ermeniler de çok azdı. Devlet yaptık zannediyorlar. Bir hafta önce, bizim kumandana bir nota vermişler. İmza General Karabet. Bu nota öyle yazılmış ki, sanki bu milletin bütün Avrupa ve Asyaya hakim bir koca devleti var. Ne gurur!?... Bu Ermeniler akılsız, bir tuhaf millettir...

Bir Diğeri — İnsanın tuhafına gidiyor?!.. Karabetten de General olur mu? Nota'yı gördüm, beni bir gülme tuttu ki, katılacaktım.

Bir Diğeri — İngilizler, Amerikalılar, onlara para, top, tüfek, elbise, herşey verdiler. Zabitler yolladılar.

Bir Diğeri — Ermenilerin, bugün otuzbin kişilik bir orduları var. Bol levazımları da... Bir gün bize ansızın hücum edecekler...

Bir Diğeri — Evet.. Muhakkak... Bunun için bugün bu işi konuşalım. Çaresini düşünelim...

Bir Diğeri — Sırtımızdan bu yükü atmalı. Bu herşeyden evvel lâzım.

Bir Diğeri — Yunanlılarla serbestçe uğraşabilmek için, önce bu yükü sırtımızdan atmalıyız... Evet..

Bir Diğeri — Ama heriflerin otuz bin askeri, bol silâh ve cephaneleri var. Bizimse Erzurumdaki ordu, ancak beşbin kişi. Cephanesi de bol değil.

Bir Diğeri; — adam sen de... Ermeniden ne olacak... Bizim askere bir içim su...

Bir Diğeri — Bizim asıl güç işimiz, Yunanlılardır. Bir asırdır teşekkül etmiş bir devlet. Birkaç yüz bin askeri var.

Bir Diğeri — İngilizler, Fransızlar da onlara yardım ediyor... Vaziyet pek ağır. Bunun altından nasıl kalkacağız, bilmem...

Bir Diğeri — Biz önce şu Ermenileri kadrodan çıkaralım da... Sonra var kuvvetimizi de Yunan'a veririz. (Topal Osman girer...)


SAHNE 2 (Evvelkiler, Topal Osman) Edit

Evvelkiler — Buyrun Ağa! (Topal Osman temenna edip oturur.)

Rıza Nûr — Nasılsın Ağa?

Topal Osman — İyiyim, şükür...

Rıza Nûr — Pontus çetelerini bitirdin, Allah senden razı olsun..

Topal Osman'— Kökünü kırdık. Köylümüzü ellerinden kurtardık. Lâkin şimdi haber aldım. İki üç Rûm Çetesi daha türemiş. Yarın Samsun'a gideceğim... Onları da temizlerim... Yalnız bir şey var:.. Köpeklerin başı sıkışınca Karadağa sığınıyorlar. Çok sarp yer. Çıkamıyoruz. Muhasara edemiyorum. Beklemekten usanıyoruz. Bu sefer, inşallah ona da çare buldum.

Rıza Nûr — (Gülerek) Ağa! Sana birşey soracağım: Giresunda deniz kıyısında, hani Eski Belediye Reisi Kaptan Yorgi'nin diktiği büyük abide vardı. O ne oldu?!..

Topal Osman — (Ciddî bir tavırla) Ha! Bir gece şiddetli bir fırtına oldu. Deniz oralara kadar çıkmış. Abideyi yıkmış, taşını, toprağını da dalgalar almış..

Rıza Nûr — (Fazla gülmeye başlar, Diğer Vekiller ona niye gülüyor diye bakarlar)

Ağa! E, Peki... Gerzedeki Harbeoğlu ne oldu?

Topal Osman — (Yine ciddî bir tavırla) Ha, firar etti.

Rıza Nûr — (Daha ziyade güler, diğerlerinin merakı da ziyade artar) Peki!.. Ya Sinoptaki Altınoğlu Vasil ne oldu?

Topal Osman — Vasil mi? O da firar etmiş...

Vekiller — (Rıza Nur'a) Canım, böyle gevrek gevrek niye gülüyorsun?

Rıza Nûr — Ağaya gülüyorum. Öyle de ciddî söylüyor ki...

Vekiller — Anlıyoruz...

Rıza Nûr — (Vekillere) Giresundaki âbide Rumluğu temsil ederdi. Ağa bir gece bunun altına dinamit koymuş. Abideyi parça parça edip yere yıktı. Yıktım demez. Görüyorsunuz ya dalgalar aldı diyor...

Vekiller— (Birbirine) Ooo! Ağa müthiş be! Aferin...

Rıza Nûr — (Devamla) Harbeoğlu Gerzede Pontus Komitesi reisi imiş. Ağa bir akşam üzeri sırf bunun için motoru ile oraya gelmiş, Harbeoğlunu dükkânında bulmuş,bir kurşunda yere devirmiş. Sanki birşey yokmuş gibi yavaş yavaş yürüyerek motoruna gitmiş. Binip si-nopa varmış. Bana Gerzede anlattılar.

Vekiller (Birbirine dikkatli dikkatli, manalı manalı bakarak) ağanın işleri yaman !..

Rıza Nûr — (Devamla) Sinoptaki Pontus reisi Vasili eczahanesine gidip öldürmüş. Kendisine sordun mu, firar etti der, öldürdüm demez. Böyle Trabzondan İneboluya kadar dolaştı. Pontus başlarım birer birer tepeledi. Hepsine de firar etti der. Buna gülüyorum.

Vekiller — Müthiş...

Rıza Nûr — Daha müthişi var: Bir Fransız vapuru Batum'dan İs-tanbula gidiyormuş. İçinde Pontusçu ve ermeni komitecileri varmış. Ağa motoruna binmiş, Giresun açıklarında vapuru durdurmuş. Adamlarıyla vapura çıkmış. Pontusçularla ermeni komitecilerini kazanların ocaklarına atıp yakmış. Motoruna binip Giresuna gelmiş. (Topal Osman yine ciddî bir sima ile Rıza Nûr'a bakar)

Bir Vekil — Ay... Bu pek müthiş... Ne cesaret... Ne imiş!... .

Bir Vekil — Ağa! Sen bu Rum işinde çok yararlık gösterdin. Sivas taraflarında Koçgiri denen bir kurt aşireti var. Galiba onlar da isyan edecekler. Sana yakın. Oraya da gider misin?

Topal Osman — Giderim. Onların da kökünü kazmm. Fakat şuna aklım ermiyor: Hadi ötekiler Rum, bunlarsa müslüman. Bunlara ne oluyor?

Bir Vekil — Bunlar da kurtluk istiyorlarmış. Kürt devleti kuracaklarmış...

Topal Osman — Ben onlara kuruveririm. Madem ki Türk'e hıyanet ediyorlar, benim için Rum da Kürt de birdir. (Biraz durur) Canım,

Kültten de devlet olur mu? Hiç işitilmemiş şey...

Bir Vekil — Bir avuç adam. Hiç tarihleri de yok. Medeniyetleri de yok. Bütün hayatlarında vahşi, eşkiya yaşamış adamlar. Böylelerini başka bir millet yutar... Ama işte...

Diğer bir vekil — Canım ecnebi parmağı... Kendilerini bizden ayırıp bir lokma ederek yutmak için... Birkaç sersem ve para ile satılmış Kürt genci de âlet oluyor. Zavallıları kışkırtıyor başlanna felâket açıyorlar... Bunlar Arapların uğradıklarından da ders almıyorlar. (Maliye Vekili Ferid Bey girer)

SAHNE 3 (Evvelkiler, Ferid Bey)

Evvelkiler — Yahu! İçtima var seni bekliyoruz. Nerdesin be?..

Ferid — Hele biraz durun! Osman Ağa ile işim var. (Ağaya) Ner-deydin? Seni bekliyorum.

Topal Osman — İşte geldim...

Ferid — Senden çok şikâyet var. Sen çok fena şeyler yapıyorsun...

Topal Osman — (Hayret içinde) Ne yapıyormuşum? Neymiş o fena şeyler?!..

Ferid — (Hiddetli hiddetli) Sen şunun bunun malını elinden alıyorsun... Ortalığı haraca kesmişsin. Burada devlet varken bir de sen vergi topluyorsun demek... Bu olamaz... Sokak açacağım diye şunun bunun evini yıkıyorsun. Öldürdüklerin de caba...

Topal Osman — Bunlar kabahat mi?..

Ferid — Kabahat daha nasıl olur?!..

Topal Osman — Adam öldürdümse Rum öldürdüm. Bir Türkün kılına dokundumsa söyleyin! Cezama razıyım. Boynum kıldan ince. Ben dağa çıktım, Rum çetelerini kırdım. Şehirlere indim, orada reislerini tepeledim. Bunlara dokunmıyayım mı istiyorsun?!.. Rumlar Pontus devleti mi yapaydılar!

Ferid — Pekiyi! Evlerini ne diye yıkıyorsun!?. Yazık değil mi? O evler devlete vergi veriyor..

Topal Osman — Siz ne tuhafsınız?!.. Ben Giresunun Belediye Reisiyim. Yol açıyorum. Bunun için de ev yıkıyorum. Kanun bana bu hakkı vermiş. Siz bana bunu nasıl kabahat buluyorsunuz?... Eğer Gire-sundan başka bir yerde bir ev yıktımsa o vakit söyleyin...

Ferid — Nasıl? Samsun civarındaki köylerde evleri hem yıktın, hem yaktın...

Topal Osman — Rumlar bir Türk köyünü basmışlar. Türkleri kesmişler. Camilerini yıkmışlar, evlerini yakmışlar... Ben de gittim, bir Rum köyünü yaktım. Bu da mıkabahat? Başka ne yapaydım?!.. Galiba istiyorsunuz ki Türklerin evlerini yaktınız diye Rumlann elini öpeydim?!..

Ferid — Ama Giresunda hiç lüzumsuz evler var...

Topal Osman — Evet, bazan sokağı birkaç Rumun evini yıkacak surette açtım. Bunu mahsus yaptım. Siz galiba Yunanistanda açılacak sokakları mahsus camilere, Türk konaklarına rast getirerek hepsini yıktıklarını bilmiyorsunuz!.

Ferid — Bilirim. Yunanlılar Türklere Dünyanın en kötü şeylerini yapmışlardır.

Fakat...

Topal Osman — Şimdi Yunanistanın bir köşesinde Türklerden bir eser bırakıldı mı? Onlar yapıyor da biz niye yapmıyalım?!.. Keski Türkiye'nin bütün belediye reisleri benim gibi yapsa...

Ferid — Doğru bir iş değildir.

Topal Osman — Siz bu sözü Yunanlılara söyleyin! Daha doğrusu bana söyliyeceğinize, bütün valilere, belediye reislerine benim gibi yapmaları için emir veriniz!

Ferid — Yok, yanlış iştir.

Topal Osman — Hiçbir yanlışı yok... Siz bir defa Giresun'a gidin de görün! Orayı ufak bir Avrupa şehri haline koydum. Geniş bir rıhtım ve cadde, düz ve birbirine amut sokaklar... Ben bununla öğünürüm...

Ferid — Canım ne ise, hepsini bırak! Fakat şu para alman gayet fenadır.

Topal Osman — Beyefendi! Beyefendi! Ben para alıyorum. Fakat bir Türkün, bir Müslümanın on parasına el sürmemişimdir. Aldımsa dağ olup derime yapışsın! Rumların parasını alıyorum. İnkâr etmem. Bu doğru...

Ferid — İyi ya... Ben de onu alma diyorum...

Topal Osman — Benim başımda bu kadar eşkiya var. Bunları dağdan topladım. Eşkiyalığı bitirdim. Şimdi onları millet yolunda çalıştırıyorum. Pontusçulan bu adamlarla tepeledim. Bu uğurda bu kadar şe-hid verdiler.

Ferid — Evet... Biliyoruz...

Topal Osman — Bunlar yiyecek, giyecek istiyorlar. Bunu da biliyor musunuz? Memlekette çoluk-çocuklarına da bakmak lâzım. Bu parayı ben nerden bulacağım?!..

Ferid — Ben orasını bilmem...

Topal Osman -— Asıl burasını bilmelisiniz. Devlet şimdiye kadar bu adamlar için kaç para verdi? Mademki Rumlann parasını aldığımı istemiyorsunuz, bunların masraflarını siz verin. Rumlann parasını al-mıyayım... Bunlan nasıl besliyeceğim? Şunu söyleyiniz!..

Ferid — (Hiddetle) Ben onu da bilmem... Sonra kanşmam, bak!

Topal Osman — (Korku hali göstererek) Beyefendi! Ben bir cahil adamım. Ümmîyim. Ben bütün bu işleri iyi yapıyorum diye yapıyorum. Benim cebime on para girmiyor. Ben yine eski Topal Osmanım. Sade ben Türküm, Müslümanım. Dünyada iki sevdiğim şey var: Biri Türklük, biri Müslümanlık. Bütün bunları, bu iki şeye hizmet diye yapıyorum. Eğer fena yapıyorsam siz bana iyisini söyliyiniz, öyle yapa-nm.

Rıza Nûr— (Feride) Ferid! Bu adamı burada bir düziye ne azarlayıp duruyorsun! O gayet doğru söylüyor. Millet yolunda kellesini koltuğuna almış, çalışıyor. Böyle adama böyle muamele edilmez.

Ferid — Canım, doktor!.

Rıza Nûr — Canımı falan yok... Bunun başındaki haşeratı sen devlet bütçesinden besleyebilir misin? Hayır. O halde?... Bu adam devlet malına el sürmüyor. Türk malına dokunmuyor. Rumlann parasını alıyor. Çok iyi ediyor.

Ferid — Bunun işleri devlette anarşi demektir...

Rıza Nûr — Hangi devlet? Devlet nerede? Herşey bitmiş. Birşey varsa o da anarşi... Rumlar bugün kalkınmışlar, Türkü, mahvetmek, yerimize Rum devleti kurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Onların parasını almak sevaptır. Dokunma bu adama! (Topal Osmana dönerek) Ağa! Sen buna aldırma! Bildiğin gibi yap!

Topal Osman — (Rıza Nura) Ya sonra bana birşey yaparsa...

Rıza Nûr— Bir şey yapamaz. Ben burada iken sana birşey yaptırmam. (Diğer vekilleri göstererek) Bu beyler de seni müdafaa ederler. Korkma. Senin tuttuğun yol doğrudur, iyidir. O yolda git! (Topal Os-manı eli ile işaret ederek yanına çağırır. Yanyana oturup başbaşa konuşarak) Sen uğradığın Rum köylerini, Rumları ne yapıyorsun?

Topal Osman — Ben çete bulursam bir tanesini sağ koymuyorum. Rum köylerindeki Pontus başlarını da gebertiyorum. Bunlar eğer yüz kişi ise yüzünü de kesiyorum. Keserken de Rumlara mızıka çaldırıp Pontus türküsü söyletiyorum. Ferid Bey bana Rum binalarını yıkıyorum diyor. Halbuki bunu sade Giresunda yaptım. Başka yerde hiç yapmıyorum.

Rıza Nûr — Ne be?

Topal Osman — Güzel binaları, kiliseleri bırakıyorum.

Rıza Nûr —Neden?

Topal Osman — Sonra bir işe yarar diye. Meselâ mektep olur...

Rıza Nûr — Yok yok... Öyle yapma! Sen bunlan hele kiliseleri bütün yık. Ne olur, ne olmaz! Yık ve her taşını da taşıt. Bir dereye at ki ufak bir nişanı bile kalmasın...

Topal Osman — Ne olacak, birşey olmaz. Ben sağ bıraktığım Rumları da köylerinden sürüp Samsuna yolluyorum. Oradan îstanbula gidiyorlar. Bu tehcir çok iyi şey... Bir Rum bırakmıyacağım... Köyler Türk'e kalacak...

Rıza Nûr— Bunlar iyi ama, ağa sen beni dinle! Nene lâzım. Olur ki birgün Avrupa devletleri dalımıza biner. Bunlan yine eski köylerine getirirler. Gelirlerse kilise, ev birşey bulamasınlar...

Topal Osman — (Biraz düşünerek) Ha!.. Hakkın var. Doğrudur. Ben bunu düşünemedim. Bu sefer gidince hepsini yıkar taşlannı öteye beriye attınnm ve dağıttınnm.

Bir Vekil — (Ayağa kalkıp) Hadin, Heyet-i Vekile odasına gidelim. İçtima vakti geldi. (Hepsi kalkarlar Topal Osman çıkar)

Bir Vekil—¦ Şu Topal Osman çok kan dökücü. Yırtıcı bir adam be... Fakat bu kara günde ne lâzım adammış... Çok iş gördü. Yiğit adam. Gönlü Türklük gayreti dolu. Merhamet denen şeyi bilmiyor ama, Türkün düşmanlan için... (Ortaya hepsi çıkarlar)


TABLO 2 (Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin önünde geçen yol) Edit

SAHNE 1

(Rıza Nûr, Topal Osman)

Rıza Nûr— (Yürürken önde Topal Osmanı görerek) Ağa! Uğur ola! Nereye?

Topal Osman — (Durup arkasına bakarak) Eyvallah, beyefendi! İstasyona gidiyorum. Nasılsınız, iyi misiniz?

Rıza Nûr — İyiyim siz nasılsınız?

Topal Osman — Çok şükür. İşiniz yoksa İstasyona kadar gidelim. Hava almış olursunuz.

Rıza Nûr — Pekiyi! (Yürümeye başlarlar. Topal Osman topallayarak yavaş yavaş yürürler)

Topal Osman — (Eliyle meclis binasını göstererek) Burada birtakım gâvurlar, vatan hainleri varmış. Türkiyeyi Yunana satmışlar... Beyefendi! Bunlan bana niye haber vermiyorsun? Tepeliyeyim. Biz canımız dişimizde çalışıyoruz. Bunlar milleti satıyorlar... Yooo... Bu olmaz... Ben burayı basacağım. O domuzlan keseceğim..

Rıza Nûr — (Hayret içinde durur. Ağanın kolundan tutar. O da durur) Ağa! bunu sana kim söyledi?

Topal Osman — Onu sorma! Söyleyemem.

Rıza Nûr — Yok.. Bunu söyleyeceksin.

Topal Osman:— Zorlama! Nafile...

Rıza Nûr — Ağa! Sen beni sever misin? Bana emniyetin var mı?

Topal Osman — Severim. Emniyetim vardır.

Rıza Nûr — Madem ki var söyle! Söylersen emniyetin olduğunu anlarım.

Topal Osman — Bunu bana söyletmesen iyi olur...

Rıza Nûr — Yok. Söyle! Ölsem benden lâf çıkmaz. Söyle! Çünkü senin için, millet için bunda mühim iş var.

Topal Osman — (bir isim).

Rıza Nûr—Ne dedi?

Topal Osman — "Beş-on mebus var. Bunlar vatan haini. Yunanlılara memleketi satmışlar... Bunları gıcır gıcır kesmeli. Başka çare yok. Birgün meclisi bas! Hepsini kes!" dedi.

Rıza Nûr — Kimmiş onlar?

Topal Osman — İkinci grup imiş...

Rıza Nûr — (Telâş ve heyecan içinde) Ağa, bu gayet vahim iştir. Önce şunu bil: Millet Meclisinde hain yoktur. Kimse vatanı Yunanlılara satmamıştır. Satmanın da imkânı yoktur. Ellerinde değilki satsınlar. .. Nasıl satarlar?!..

Topal Osman — (Hayret içinde bakarak) Satamazlar mı?.. Tuhaf şey!..

Rıza Nur — Hayır! Bu mebuslar sade hükümetin yaptığı yolsuzlukları, (bir isim) yolsuz işlerini tenkid ediyorlar. Bunda da yerden göğe kadar hakları var. Yolsuzluk olmuş diyorlar. Bu (bir isim)'e fena geliyor. Senin vatanı sevdiğini biliyor. Seni böyle kandırmış... Bunları sana temizlettirecek. Sakın böyle bir şey yapmayasın...

Topal Osman — Ne söylüyorsun?!..

Rıza Nûr — İşte bu böyledir. İyi ki bana söyledin... Bir millet meclisini basmak, mebusları kesmek ne demektir biliyor musun sen? O ne ağır iştir?.. Sonra bunun altından kalkamazsın... 46

Topal Osman — Ne bileyim?!., (bir isim) söyledi.

Rıza Nûr — O seni alet ediyor. Biliyor musun sen? Senin başınla oynuyor. Bunları sana kestirecek. Bir daha kimsede, onun kötü işlerini söylemeye cesaret kalmayacak... Herkesin ağzına bıçaktan kilit vuracak... Böyle olursa bu kurduğumuz iş bozulur. Devlet, millet batar...

Topal Osman — Bunları ben düşünemedim.

Rıza Nûr — Millet Meclisini basmak, milletin evini basmak, mebus kesmek, milleti kesmek demektir. Haklı da olsa, haksız da olsa böyledir...

Topal Osman — Ne yapayım ben şimdi? (bir isim)'c söz verdim.

Rıza Nûr — Gidersin... Düşündüm bu iş bana ağır çok ağır geldi. Yapamam dersin.

Topal Osman — Nasıl diyeyim?

Rıza Nûr — Ağâ Sen bu millete çok hizmet ettin. Rum çetelerini sen bitirdin. Pontus işini kökünden kazıdın. Koçgiri isyanını sen bastırdın. Dağdaki eşkiyadan bir alay asker yaptın. Bunlarla Sakarya Muharebesine İzmir zaferine iştirak ettin. Vatana bu kadar güzel, bu kadar büyük hizmetler ettin. Nam verdin. Kahraman oldun. Millet seni seviyor. Adını kaybetme!

Topal Osman — Şimdi ben şaşırdım kaldım..

Rıza Nûr — Bu işi yaparsan emin ol ki bu temiz adı kaybedersin. Kayıp değil, lanetle anılırsın. Hem böyle bir işi yapan sonunda kafasını verir. Bilir misin? Bu iş olunca Frenkler, Yunanlılar ne kadar sevineceklerdir. Gülüp (Hah hah Türkler birbirini yiyor işimiz kolaylaştı) diyeceklerdir. Daha sulh olmadı. Bu işi yapmıyacağına bana söz ver!

Topal Osman — Peki! Yapmam.. Bilemedim..

Rıza Nûr — Yaparsan haremin üç talâkla boş düşsün mü?

Topal Osman — Vallahi yapmam. Yaparsam üç talâkla boş düşsün.

Rıza Nûr — (Ağanın arkasını sıvayıp) Hah, şimdi gönlünü rahat etti. Aferin! Sen Türklük için çalıştığını şimdi de isbat ettin. Milleti de, kendini de büyük bir felâketten kurtardın.

Topal Osman — Benim aklımı başıma getirdin.

Rıza Nûr — Şimdi bu konuşmayı senden, benden başka kimse bilmeyecek. Ne (bir isim)'t, ne kimseye söylemiyeceğimize yemin edelim. (İkisi birden yemin ederler).

Topal Osman — Ah, benim akıllı bir dostum vardı. Dostum değil canım idi. Kaybettim. O olsaydı böyle şeylerde beni uyandırırdı.

Rıza Nur—Kim?

Topal Osman — Binbaşı Alpaslan. Sakarya muharebesinde şehid düştü.

Rıza Nur — Evet... Bilirim. Türklüğünü çok seven biriydi. Gayretli, fedakâr, kahraman idi...

Topal Osman — Türklük için can verirdi. Çok cesur adamdı.Rıza Nur — Çok Türkçü idi. Ben de onu çok severdim. Millî bir kahramandı. Tanrı rahmet etsin. Nur içinde yatsın... Yeri cennet olsun... (Yürürler)

DÖRDÜNCÜ PERDE

(Ankara'da, Çankaya'da (bir isim) paşanın köşkünde bir salon) SAHNE 1

{(Bir İsim). — Topal Osman)

(Bir İsim) — (Giren Topal Osmana) Gel bakayım, Ağa! (Eliyle yanını göstererek) Şöyle yanıma otur! (Topal Osman oturur) Nasılsın bakalım?

Topal Osman — İyiyim, efendim...

(Bir İsim) — E, ne vakit yapacaksın o işi? Hazırlığını bitirdin mi?...

Topal Osman — Düşündüm, taşındım (Sıkılarak) Bu ağır iş. Ben bunu yapamıyacağım. Beni affet! 48

(Bir İsim) — Canım, Ağa! Sen bunu yaparsın... Şimdiye kadar ne kahramanlıklar ettin. İnsan sana kuzudan ucuz. İnsan kesmek senin için serçe kesmekten kolay... Millet için lâzım olunca dünyayı doğrarsın. Sen büyük vatancısın... Bu iş lâzımdır. Vatanı kurtaracaksın. Bu hizmetin bütün hizmetlerinden büyük olacaktır. Yap! Yap!...

Topal Osman — Ben bu işten korktum. Yapamıyacağım. Millet meclisini basmak çok ağır şey...

(Bir isim) (Hiddetlenir, düşünür, Topal Osmana kızgın kızgın bakar. Bir gözü sağa, bir gözü sola şaşı olur, fakat renk vermemek istiye-rek) Peki! Ne yapalım! Kalsın!... Mademki Millet meclisi basmak ağır kalsın!.. Fakat bu işi de böyle bırakmak millet mahvolsun demektir. Bunun başka bir çaresi var: Bu hainlerin başı Mebus Ali Şükrü'dür. Bari onu öldür. Buncağızı olsun yap!... Bunu behemahal isterim... Söz ver! Hemen yap!... Bu herifi gebertmeyince olmaz. Bu adam mutlaka harcanacak... Vatanı satmıştır...

Topal Osman — (Derin düşünür) Peki! Bu olur. Şimdi gider, yaparım.

(Bir İsim) — Nasıl yaparsın?

Topal Osman — Sekiz on adam hazırlarım. Ali Şükrü'yü evime çağırtırım, boğarım.

(Bir isim) — Sana yardımcı lâzımdır. Merkez Kumandanı Miralay Fuatla muavini Rezile Yüzbaşı Rauf u vereyim. Asker kuvvetini elde tutsunlar. İcabında sana yardım, icabında aleyhine bir hareketi men etsinler.

Topal Osman — İyi olur.

(Bir İsim) (Zile basar uşak girer) Fuat beyle Rauf Bey gelsinler. Salih beyle Recep beyi de çağır. (Uşak çıkar Fuat, Recep, Salih, Rauf girer otururlar.) 49

SAHNE 2

((Bir İsim), Topal Osman, Salih, Fuat, Recep, Rauf)

(Bir İsim) — Fuat Bey! Ağa Ali Şükrüyü temizliyecek. Bu işi beraber görün! Ama pek gizli tutun! Sen bir müfreze askerle hazır ol! Lüzum olursa harekete geçersin. Yani bir nümayiş ve ağaya hücuma kalkan filân olursa vurursun. Hemen şimdi benim otomobille Ankara-ya inin!

Topal Osman — Ölüyü ne yapacağız?

(Bir İsim) — Leşini bir şeye sar. Arabaya koy! En emin yer burasıdır. Getir! Köşkün bahçesi henüz sürülmüştür. Orda bir çukurkazar, içine tıkar, üstünü örtersiniz. Hiç belli olmaz. Siz de birkaç gün Bağdaki köşkte kalırsınız. (Hepsi kalkarlar).

Fuad — Hadi Ağa...

(Bir İsim) — Tamam haberini bekliyorum. Hadin, sizi burda bekliyorum. Leşle beraber doğru buraya gelin!

(Hepsi çıkar. (Bir İsim) kalır.)

SAHNE 3

((Birisim) yalnız)

(Bir isim) — Hüküm sürmek için kesmeli... Hem ne kadar çok ke-sebilirsen o kadar rahat hüküm sürersin. Bir takım eşekler adalet, hak, millet, vicdan gibi şeylerden bahseder dururlar. Bunlar insanları aldatıp dolaba koymak için icad edilmiş şeylerdir. Ben padişahlar gibi hüküm süreceğim... Eyleneceğim. Keyifle, safalar yapacağım. Yaşayacağım... Safalarım şan verecek...Tarihte eşsiz olacak... Önüme duranı50 böyle tepeliyeceğim... (Durur, durur) Devlet, millet neymiş?!.. Dizgini benim elimde ise iyidir, durur. Benim elimde değilse isterse batsın... Batırırım...

(Zile basarak uşak girer) Sofrayı kurun! İyi mezeler var mı?

Uşak — Efendim erken değil mi?

(Bir İsim) — Kerata! Akşama ne kaldı? Hergünkü vakit. Belki biraz erken... Çabuk!...

Uşak — Mezeler henüz hazır değil de...

(Bir İsim) — Öküz, hadi! Çabuk! Çalgıcılar da gelsin! Fikriye Hanımla Fatma da gelsin!... (Uşak çıkar. Hanımlar, çalgıcılar girer. Sofra kurulur.)

SAHNE 4

((Birisim), Hanımlar, Çalgıcılar)

(Bir İsim) — (Kadınlara) İçelim! Sizin için içiyorum. (Bir rakı doldurur, su kor, hanımlarla toka edip içer). İyi günlerdeyiz... (İçerler, kumar oynarlar, şakalaşırlar, salonun köşesinde oturmuş olan sazendeler bir düziye curcuna havalan çalarlar. (Bir İsim) ikide bir telâşlı telâşlı pencereden bakar. Kadınlar işvebazlık ederler)

(Bir İsim) — (Telâşlı telâşlı ve kendi kendine) Epey vakit oldu. Halâ bir haber yok... Şimdiye kadar gelmeleri lâzımdı. (Salonda bir aşağı, bir yukarı volta vurur. Yine pencereden bakar). Ah! Geldiler... (Çalgıcılara, kadınlara) Hadin gidin! (Hepsi gider) (Bir İsim) yalnız, meraklı bir vaziyette bekler. Recep Salih, Fuat, Topal Osman girerler). 51 I . SAHNE "-..¦• 5 ((Bir İsim), Topal Osman, Fuat, Recep Salih). (Bir İsim) — E, Oldu mu? Topal Osman — Oldu... Fuat — Leşi de getirdik... (Bir İsim) —.Bir sızıltı çıkmadı ya... Salih — Kimsenin ruhu bile duymadı. (Bir İsim) — Hemen bir çukur kazın leşi sokun! Topal Osman — Bizim uşaklara söyledim. Çukur kazıyorlar. Belki gömüp bitirmişlerdir bile. Recep — İyi bir iş oldu. Öteki köpekler artık ağız açamazlar. Bu ders onlara yeter. Yorulduk. Bize izin verirseniz gidelim. (Bir İsim) — Gidin! (Hepsi çıkar)


BEŞİNCİ PERDE

(Çankaya'da aynı salon gece yansı)

SAHNE 1

((Birisim) İsmet Paşa)

İsmet — (Girip oturarak) Paşam! İş alevlendi.

(Bir İsim) — Nasıl?

İsmet — Rauf işi haber almış.

(Bir İsim) — Hangi Rauf? 52 İsmet — Başvekil Rauf.

(Bir İsim) — Nasıl haber almış?

İsmet — Ali Şükrüyü Osman Ağanın evine götürüp boğduğunu duymuş. Sizin yaptırdığınızı söylüyormuş. Nasıl haber aldığını bilmiyorum. Kolları, paçaları sıvamış. Ali Şükrünün cenazesini aratıyor-muş. Birkaç müfreze jandarma ile arada dolaşıyormuş...

(Bir isim) — Kerata! Görüyormusun? İş çıkaracak. Bu abazanın zaten bana düşmanlığı var. Beni çekemez. Yerimi kendi almak sevdasındadır. Hangi kafayla?!... Balkabağı...

İsmet — Onun bu gayreti boş değil, Galiba bu fırsattır diyor. Benim anladığım: Topal Osmanı tevkif ettirecek. Ona işi sizin yaptırdığınızı söyletip sizi de tevkif edecektir.

(Bir İsim) — Doğrudur... Acele tedbir almalı.İsmet — Biliyorsunuz. İkinci grup dehşetli çalışıyor. Adliye vekili, Ankara hakimleri, müddeiumumi onlardandır. Onları hep ikinci grup tayin etti. Rauf da ikinci grupla beraber çalışıyor. (Recep soluk soluğa içeri girer.)

SAHNE2

((Bir İsim), İsmet, Recep)

Recep — İkindi üstü idi bir jandarma mülâzımı 15 kişilik bir müfreze ile iki saattir etrafımızda dolaşıyordu. Köşkten seyrediyordum. Ali Şükrünün gömüldüğü yeri kazdılar. Leşi çıkardılar.

(Bir İsim) — Ne söylüyorsun?!...

İsmet — Nasıl bulmuşlar?

Recep — Nasıl haber aldılar diye merak ettim: Gittim. Mülâzımı tebrik ettim. Nasıl haber aldığını sordum. Dedi ki: "Ararken burada küme halinde sineklerin uçuştuğunu gördüm. Geldim. Toprağı kokladım. Koku var. Parmağımla toprağı biraz eştim. Bir parmak çıktı. 53

Baktım bir ayak. Topraklan kaldırdım. Ali Şükrü. Acele gömmüşler. Bir ayağı adeta dışarda kalmış. Ayağın üstüne biraz toprak çekip savuşmuşlar. Tarla yeni sürülmüş. Belli olmuyor. Amma... Ağustos sıcağı. Sinekler kokuyu alıp üşüşmüşler. Burası (Bir İsimfin yeri ne cesaretle buraya gömmüşler?!... "Bir şey demedim. Doğru buraya geldim.

(Birisim) — Bu fena... Belâyı bulduk...

İsmet — Bunlan yapan hep Rauf. Hergün Müddeiumumi ile beraberdi. Talimat veriyordu. Cenaze onun gayretiyle bulundu. Şimdi bununla işi kanştıracaktır. Sizin boynunuza geçireceğini zannettiği için ipin ucunu buldum diye kimbilir ne kadar seviniyor?!...

SAHNE 3

(Evvelkiler, Salih, Fuad)

Salih — (Telâşla girerek) Ali Şükrünün bir avucu kapalı imiş. İçinde sandalya hasın bulmuşlar. Müddeiumumi Ağanın evini basmış. Hasır Ağanın evindeki sandalyalardan birinin hasın imiş. Bir sandalya kırık imiş. Müstantik Osman Ağa hakkında tevkif müzekkeresi kesmiş..

(Bir İsim) — İş yıldırım sür'atiyle yürüyor. Sarpa sardı... ((Bir İsim)'in benzi sapsan olur. Korku alâmetleri gösterir, düşünmeye başlar).

İsmet — (...)! Düşünme fayda vermez. Hemen tedbir almalı. Rauf a fırsat vermemeli. Domuzun başı odur. Bu bir kafasız, beyinsiz, cahil heriftir. Bunu hiç yoktan Başvekil yaptınız. Lâyık mı idi? Nimet de bilmiyor işte... Size nasıl nankörlük ediyor görün! Bunu tepeleyiniz...

54

SAHNE 4 (Evvelkiler, Başvekil Rauf) Rauf — (Telâşla girerek (Bir İsimfe) Ali Şükrüyü Topal Osman öldürmüş. Adliye tahkikatı bunu meydana çıkardı. Deliller itiraz kabul etmez bir halde. Tevkif müzekkeresi kesildi. Bir müfreze jandarma ile bizzat gidip Topalı tevkif edeceğim. Bu haydudu, bu katili artık tepelemek lâzımdır...

(Bir İsim) — Baksana bana. Sen delimisin? O canavar bir müfreze jandarma ile tutulabilir mi? Başında üçbeşyüz eşkiya var. Çeri, cesur herif. Sizi muhakkak temizler. Sonra gidip şehri, millet meclisini hükümeti filân basar. İş çıkaracaksın... Sen onu bana bırak! Ben yakalar, adliyeye teslim ederim. >

Rauf— Pekiyi efendim. (Çıkar)

SAHNE 5 (Evvelkiler)

(Bir İsim) — Gayretini görüyorsunuz ya...Bu işleri çeviren hep budur. Başıma çorap örecek. Ama haline bak! Herif pek aptaldır da. Bu gelip bana söylenir mi? Eşek... Demek vakit yok. Hemen herşeyi yapmalı. (Düşünür, düşünür) Tahkikatı Topalda bırakmalıdır. Oradan öteye geçmemeli. Bunun için de Topal'ı öldürmelidir. Çopur Hakkıyı çağırsınlar (Recep çağırmak için gider).İsmet — Pekiyi! Senin muhafızları ne yapacaksın? Onlar Topalın adamlarıdır. Ona iltihak ederlerse... Seni de öldürürler... İş fenalaşır...

(Bir İsim) — Onlara bir yalan uydurmalı.. (Düşünür) Hah... İkiye ayırırım. Bir kısmını Çankırı yolunda eşkiya var. Ankara'yı basmağa geliyor. Gidip bulun! Tepeleyin! diyerek o tarafa, bir kısmını da Haymana tarafına yollarım. Onlar gittikten iki saat sonra Çopur işe başlar.

İsmet — İyi...

(Bir İsim) — Topalı abluka için bir plân yapalım. Çopura verelim. (İkisi plânı yaparlar).

SAHNE 6 (Evvelkiler, Binbaşı Çopur Hakkı)

Çopur — (Girerek askerce temennan edip ayakta durur) Emriniz...

(Bir İsim) — Üç saat sonra Topalın oturduğu köşkü abluka edeceksin. (Plânı uzatıp) Plân bu. Al! (Çopur plânı alır). Topalı, Ali Şükrü vakasında bulunan 9 arkadaşını tutacaksın. Uzağa götüreceksin. Beyinlerine birer kurşun sıkıp onunu da öldüreceksin. Leşlerini müddeiumumiye teslim edeceksin.

Çopur — (Temennah ederek) Başüstüne. (Çopur çıkar)

İsmet — Bu tedbirler mükemmel. Şimdi hepsi tepelenir. Fakat iş bununla bitmez. Rauf var. Millet meclisi var. İkinci grup var. Dünya var. Ne denecek? Ağızlar nasıl kapanacak.

(Bir İsim) — Evet işin en mühim kısmı da budur.

İsmet — Rıza Nur'u çağırsanız da reyini sorsanız... Bu hususta en iyi reyi o verir. Bu saat Hariciye Vekâletindedir.

(Bir İsim)— Doğrusun ama o bir doğruluk, namus, vicdan budalası heriftir. Bu işler ona söylenemez.

İsmet — Yok tabiî bunlar mahrem... Sade meclis filân için reyini soralım.

(Bir İsim) — Telefon et! Hemen gelsin. Benim otomobili yolla!

İsmet — (Telefon edip) Alo!... Hariciye... Alo!... Rıza Nur, Kardeşim!... Sen misin?... (bir isim) seni bekliyor. Otomobilini yolladı. Hemen bin gel!

Fuat — ((Bir İsim)'d) Paşa! Ağaya kıyma! Bu adamla çok arkadaşlık ettin. Yedin içtin. Adam tepeledin ne emrettiyseniz yaptı... Lâzımlı adamdır. Yine lâzım olacak... Bunlan düşünüyordum, Ağala-yacağım geliyor. Kaç yıldır adamlarıyla sizin canınızı bile muhafaza ediyor. Canınızı koruyan adamın canını nasıl kurban edersiniz?!..

(Bir İsim) — Sus! Sus! Senin aklın ermez. Karı gibisin sen. Siyasetten filan haberin yok. (İsmete bakıp) Tarih okumamış... Nasıl hüküm sürülür haberi yok...

Salih — Ağaya ben de acıyorum ama... Böyle lâzım. Bu işlerde katı yürek ister. Merhamet filân olmaz. Sen haklamazsan seni haklarlar. İpi biraz gevşetirsen ucu hemen senin boynuna geçer...

(Bir İsim) — (Kederli kederli ve derin derin düşündükten sonra) Birgün tarih: "(Bir İsim) âdi bir canidir. Örtmek için de cinayet yaptırdığı adamın canına kıydı. Bu adam eve giren, ev sahibi duyunca onu öldüren bu cinayeti de işleyince evi yakan hırsız mevkiindedir, diyecek"... (Yine düşünür) Ne vicdansız adamdı ki bu kadar yıldır canını koruyan ve bizzat cinayete sevkettiği adamın canını kendi canını kurtarmak için almıştır" diyecek. Okuyanlar da bana lanet edecek... (Düşünür) Sat anasını... Beni mevkide başka türlü durdurmazlar... (Başını kaldırıp) Şimdi onu düşünecek vakit mi? İstediklerini desinler. Her-şeyden evvel kendi canım, kendi mevkiim ve keyfim. Böyle adamlar bana harçlıktır. Lâzım oldukça harcarım... Ufaklık para... (Hekes düşünmeye vanr. Çehreler asık, renkler kül gibi. Gözler korku ve şüphe dolu. Simalar ümitsiz).

İsmet — Ya Rauf atik davranır da sizi tevkif ederse...

Salih — Hepimizi asar...

(Bir İsim) — Korkmayın! Elinde fırsat var ama sersemdir. Beceremez... (Yine kederli ve derin derin düşünürler.) 57

SAHNE 7

(Evvelkiler, Rıza Nur)((Bir İsim), İsmet karşı karşıya oturuyor. Recep, Fuad kapının yanında ayakta. Herkes önüne bakıyor. (Bir İsim) yüzü toprak renginde olmuş, başını önüne o kadar eğmiş ki başı adeta dizleri arasına girmiş. Herkes somurtmuş. Kimsede lâfa mecal yok)

Rıza Nur — (Girerek) Bu ne hal?!... (Kimsede cevap yok. Kımıldama yok. Rıza Nur (Bir İsim)'in karşısına oturur. Sükut beş dakika daha sürer)

(Bir İsim) — (Yeis ve korku içinde ve yine başı dizleri arasında) Gördün mü hali?...

İsmet — (Rıza Nura) Paşa çok üzüntülü. Onun için bırakıp ta gelemedim. Seni beklettim. Paşa senin reyini almak istiyor.

(Bir İsim) — Gördünmü şu abaza Rauf u? Bak, ne dalavereler uydurdu. İkinci grupu teşvik eden o, bu işleri tertip eden o...

Rıza Nur — Nedir bu hal? Ne oluyor?!...

(Bir İsim) — Ne olacak? Raufun edepsizliği...

Rıza Nur — Kaç gündür heyeti vekile arkadaşlar Raufa soruyoruz. "Canım, ortalıkta birşey var. Nedir?

Ali Şükrü kayıp imiş. Nerde olduğunu bilen yokmuş. Sen bugünlerde pek telâşlısın. Bir an yerinde durduğun yok. Ordan oraya mekik dokuyorsun. Ne var? Söyle!" diyoruz. Çenesi kilitlenmiş, ağzından lâf çıkmıyor. Ne dedikse olmadı. Arkadaşlar kızdılar. "Bu hükümet mi? Biz vekil miyiz? Devletin işini bu adam bizden gizliyor" dediler. Demek entrika çeviriyormuş...

(Bir İsim) — Osman Ağa Ali Şükrüyü öldürmüş. Zaten bu katil bir heriftir. Birine kızdı mı keser. Şimdiye kadar kimbilir kaçyüz adam kesti. Rauf şimdi bu cinayeti benim üstüme yükletmek istiyor. Mesele bu...

Rıza Nur — (Dudak burup düşünmeye başlar ve kendi kendine) Ha... Ağa bana millet meclisinin önünde söylediğini yapmadı. Bu sefer bu ona yalnız Ali Şükrüyü becertti... 58

(Birisim) — Şimdi ne yapacağız? Bir çare bul!

Rıza Nur — Bu vaziyet kötüdür. Henüz sulhu yapmadık. Lozan-dan geri döndük. İkinci grup gemi azıya almıştır. Büyük gürültüler yapıyorlar. Bunun Avrupaya aksi müthiş olacaktır. Frenkler: "Türkiye'de hükümet zayıftır. Mecliste muhalifler kuvvetlidir" deyicekler. Böyle hükümetle onlar sulh yapmazlar.

İsmet — Doğrudur. Doğru.

Rıza Nur — Sulh imza edilinceye kadar hükümet gayet kuvvetli olmalıdır. Sulh ise en mühim, işimiz. Devletin, milletin hayatı... İkinci grupa ise bunu anlatmanın imkânı yok. Çok söyledim. Bu adamlara olmuyor... Devlet, millet menfaati nedir akıllan ermiyor vesselam. Erse de kendilerini tutamıyorlar. Bunun çaresi bu meclisi hemen feshedip yeni intihap yapmaktır. Ali Şükrü cinayetini de gürültüsüzce halletmelidir.

Recep — Gördün mü? Doktor büyük karar sahibidir. Yaşa doktor! (Herkesin yüzünde can ve ümid belirmeğe başlar)

Rıza Nur — Tekrar söyliyeyim. Herşeyden, bir kişinin, hatta yüz-bin kişinin hayatından mühim bir şey var. O da sulh yapmaktır. Hükümet kuvvetli olursa istediğimiz sulhu yapabiliriz. Bunun için de hükümet pek kuvvetli görünmeli. Sulh işi bitinceye kadar hiçbir sızıltı olmamalıdır.

İsmet — Evet, gördünüz, doktor çok güzel söylüyor. Bu işin başı olan Raufu tehdit etmeli... Bir daha böyle iş karıştırmasın...

Rıza Nur — ((Bir İsimje) Bu gece siz burda durmamalısınız. Burada hayatanız tehlikededir. Topal Osman size bir şey yapmasın...

(Bir İsim) ¦— Yok yok... Osman biraz evvel burda idi. Kendisini kat'î surette temin ettim. Ben sağ iken seni tevkif ettirmem dedim. Mutmain olup gitti. Rahat rahat uyumuştur. Siz İsmetle yerinize gidin. Sabaha bir şey kalmadı. Ben de İstasyona Raufun yanına inerim. Yanıma beş-on muhafız da alacağım. Raufu göz hapsine alayım. Kerata kımıldayamasın. Ağayı tutturup adliyeye teslim ettireyim. Yarın da meclisi feshettiririz. İş düzelir. (İsmet, Rıza Nur çıkarlar. Biraz sonra Salih. Biraz sonra da (Bir İsim) çıkar) 59

SAHNE (Fuad — Recep)

Fuat — E... Herkes gitti. İkimiz kaldık. Bir kazaya uğramasak... Ağa nerdeyse hemen burayı basar.Recep — Evet... Topal işi sezer de Gaziyi öldürmek için buraya hücum ederse ikimizi de keser... (Müthiş bir yaylım ateşi işitilir. Pencerenin birinden bir kurşun camı kırıp içeri girer. Birer köşeye sinerler. Beş dakika sonra tüfek sesi kesilir. Biraz sonra Salih girer. Recep ve Fuad telâşla etrafını alırlar)

Salih — İş bitti. Tebrik ederim korku kalmadı. Çopurun yanında idim. Ağa teslim oldu. 9 arkadaşıyla ağayı aldı dereye götürdü. Orda öldürdük.

Recep — Yahu! Buraya bir kurşun geldi anlamadık.

Salih — Ha... Topal buraya kurşun atmış. Teslim olunca (Bir İsimjz ağzına gelen küfrü etti. (Beni kana bulaştırdı. Beni aldattı. Ah, asıl onu kesmeli imişim) dedi. O dur.

Recep — Vay anasını... verilmiş sadakamız varmış...

Salih — (Bir İsim)'e haber verelim. (Telefonu alır) Alo!... İstasyon... (Bir İsim)\... Siz misiniz?... Şimdi Çopur'un yanından geliyorum. Ağaya teslim ol dedi. Teslim olmadı. Ateş açtı. Mukabele ettik. Ağa ve dokuz arkadaşı ölü düştü. Diğerleri teslim oldular...

— SON —

Around Wikia's network

Random Wiki